Posts tagged: Underwater

Take good care while i’m gone !

By JustAddWater, March 18, 2010 11:42 am

Evet, bir süre buralarda olmayacağım, uzun zamandır planladığım bir dalış seyahatine çıkıyorum. Endonezya’nın Kuzey Sulawesi adasının (eyaletinin) Bitung limanı yakınlarındaki Lembeh Boğazında türlü çeşitli, acaip yaratıkları kovalarken geçireceğim bir hafta boyunca internet erişimim olacak mı bilmiyorum.

Karagöz sever misiniz? Balık olanı değil, onu herkes sever, gölge oyunu olan Karagöz’den bahsediyorum, Hacivat, Beberuhi, Zenne, Çelebi gibi karakterleri olan hani. Çocukken çok severdim, bir iki sefer oynatmışlığım da vardır evde.

İşte Karagöz oyunları sırasında, oyun başlamadan önce perdeye yansıtılan izleyicinin ilgisini perdeye toplamaya yarayan modern tabiriyle görsel malzemelere göstermelik denir. Ben de yeni seyahatin fotoğraf ve hikayelerine geçmeden aşağıdaki fotoğrafı sizlere göstermelik olarak bırakıyorum. Her şey gönlünüzce olsun.

Silhouette of a Diver

Silhouette - Adrasan

Namaste,

The Feast – Ziyafet

By JustAddWater, March 17, 2010 9:07 am

Ahtapotlar sualtının en akıllı canlıları arasındadır, bana inanmadıysanız wiki amca’da aynı şeyi söylüyor. Daha önce defalarca akıllı davranışlarına şahit olduğum bu canlılar aynı zamanda son derece başarılı avcılar arasındadır. Hem kamuflaj yeteneği hem de çevikliği sayesinde kabukluları rahatlıkla avlayabilmektedirler. İnsanlar dışında müren familyasıyla da pek iyi geçinemedikleri bilinir.

Fotoğraf sandığını karıştırırken aşağıdaki kareyi buldum, fotoğraf açısından pek önemli bir kare değil hatta alışık olmayan bir göz tarafından ne olduğunun anlaşılması da pek mümkün değil.

The Feast - Ziyafet

The Feast - Ziyafet

 Aslında cereyan eden şey şu, ahtapot (Octopus vulgaris) bulduğu bir yengeci midesine indirmiş, ziyafet sona ermek üzere sağ tarafta ahtapotun kırmızı-siyah gözünde boş bir bakış var, üzerindeki beyaz şeyler yengecin kabuğundan arta kalanlar, bu arada yayılan kokuya güneş balıkları (gelin balığı da deniyor bunlara) teşrif etmişler (Coris julis) “acaba bize de bir parça düşer mi?” derdindeler, sol köşede bir adet deniz çıyanı (Hermodice carunculata) kalan artıkları sıyırmak üzere ahtapotun yuvasına girmiş bile.

Ahtapot ise yemeği rehavetini bırakmış fotoğrafı çeken beni süzüp ne olduğumu anlamaya çalışıyor, dost mu? düşman mı? av mı? avcı mı? yenir mi? yenmez mi? en ufak bir tehlike işaretinde ya yuvanın derinliklerine çekilecek ya da dışarıya doğru huruç harekatıyla mürekkep bulutları saçarak son sürat uzaklaşacak.

Yengecin parçaları tamamen tükenince bu ziyafet sofrası da bir sonrakine kadar dağılacak herkes kendi köşesine ekmek peşine düşmek üzere çekilecek hayatın temel amaçlarının, “ye, iç, hayatta kal, soyunu sürdür” den ibaret olduğu sualtında sıradan bir anın kayda geçirilmesinden ibaret bu kare.

Çeşme, 88 Taşları.

Namaste,

PS: f13 1/160 @ISO 200 – 60mm F2.8D Micro nikkor-YS90 Auto flaş.

Gizli ayrıntılar

By JustAddWater, March 14, 2010 9:30 pm

Pinalar (Pinna nobilis) Akdeniz’e endemik canlılarmış, çocukluğumdan beri onları görmeme hatta bir aralar sevdiklerim için dalıp çıkartmama rağmen bu durumu bilmezdim. Dalış sporuna başladıktan sonra türlerinin tehdit altında olduğunu ve çıkartılmalarının yasak olduğunu öğrendim. O gün bu gündür elimi sürmem, etrafımdakilerin de bu canlılara dokunmamalarını rica ederim. Tarım ve Köy işleri Bakanlığı sirkülerlerinde de bu tür avlanması kesinlikle yasak olarak koruma altına alınmıştır.

Pinna nobilis - Noble Sea Pen - Pina
Pinna nobilis – Noble Sea Pen – Pina

Bütün bunlara rağmen dalışlarda deniz çayırlarının arasında oldukça büyük pinaların kırılmış olarak yattığını sıklıkla görürüz. Çoğunlukla bunun sebebi zaten kırılgan olan bu canlıların demir atan teknelerin zincir ve çapa darbelerine, dibe serilen balık ağlarının takılması ve zorlamasına  maruz kalmasıdır. Bu arada engin bilgi kaynağı wikipedia‘ya göre bu canlının deniz tabanına tutunmak için salgıladığı lifler deniz ipeği denen bir tür kumaş dokunması için kullanılırmış eskiden.

İnsan garip bir canlı etrafndaki her şeyi kendi çıkarı için kullanabiliyor. Neyse fotoğraf  çok kaliteli bir kare değil, peşinen özür dilerim flaşları ayarlarken ne yaparsam yapayım bulanık sudaki partiküllerin patlamasını (backscatter) önleyemedim. Ancak bu canlının deniz suyundan planktonları süzerek beslenmek için kullandığı iç organlarının detaylarını göstermek istemiştim o açıdan başarılı bulduğum içindir ki buraya koyuyorum.

Küçük bir detaydır belki de hiç görmediğiniz, iyi bir dalıcı değilseniz uzun süre göremezsiniz zaten, ışık değişimi, basınç veya çevrede yaratacağınız başka bir rahatsızlığı sezen pina hemen kapanır ve uzun süre açılmaz. Lembeh seyahati öncesi makro detaylarla uğraşıyorum sürekli önümüzdeki günlerde de bir süre yazamayacağım, kusura bakmayın.

Namaste,

PS:  F18 1/160 @ISO 200 Nikon 60mm F2.8D Micronikkor lens, YS90 Flaş

Dünya Kadınlar Günü – 8 Mart

By JustAddWater, March 8, 2010 12:37 pm

Dünya Kadınlar Günü, hayatının bir döneminde eski Sovyetler Birliği’nde veya başka bir demirperde ülkesinde, glasnost, perestroika, vahşi kapitalizm, oligark, yeni ruslar tanımları henüz ortaya çıkmamışken bulunmuş her insan Kadınlar Günü denilen günün önemini bilir. Bizim hayatımıza yeni yeni giren bu gün oralarda yıllar boyu en önemli günlerden biri olarak kutlanmış ve kutlanmaktadır.

Tabii yanlış anlamalara mahal vermek istemem, 8 Mart günü karısına, sevgilisine, her ikisine veya iş yerindeki yavuklusuna çiçek alan mujik iki gün sonra alkol komasına ramak kala sevdiceğini öldüresiye dövebilir. Yani gün daha bir iştiyakle, şevkle kutlanmakla beraber kadınlara olan genel davranış hal ve gidiş orada da burada da aynıdır.

Neyse, bu gün benim için önemli dolayısıyla hayatımdaki en sessiz kadın’dan başlayarak tüm kadınların dünya kadınlar gününü kutluyorum. Tüm mutluluklar sizlerin olsun.

Ayşe in the sea with barnacles

Ayşe in the sea with barnacles

 Hayatımdaki en sessiz kadın, Ayşe, Çeşme’de Makri adasında sualtında bir mağarada 16 metre derinlikte genellikle ayakta duruyor çok fazla fırtına olmuşsa yatıyor, şikayet etmiyor halinden memnun bir göz ancak deniz manzaralı (leb-i-derya) bir evi var.

Polyesterden mamul olduğu için fazla derdi tasası da yok, korozyonla falan işi olmuyor, rahat yani, sezonun başlamasıyla her gün günün ikinci dalışını yapmak için mağaraya gelen dalıcıları selamlamakla görevli kendisi. Yol, yemek, SSK falan yok ama gerek te yok tabii dalış sezonu bitiminde tüm kış boyunca süper ziyaretçileri de oluyor sıklıkla.

Ayşe, kadınlar günün kutlu olsun ablacım, hayatımdaki diğer tüm kadınlar, sizlerin de  kadınlar günü kutlu olsun, sağlıklı ve mutlu olun, eksik olmayın.

Namaste,

PS: F9 1/200 @ISO 200  Tek YS90 flaş soldan

Shrimp cocktail

By JustAddWater, March 6, 2010 7:09 pm

Lembeh Endonezya’nın Sulawesi adasının kuzeyinde bir boğaz, anladığım kadarıyla oldukça işlek bir deniz ticaret rotasının da üzerinde, yakınında Bitung kasabası var.

Burayı biz dalıcılar için özel yapan şey ise sualtındaki inanılmaz canlıları. Sualtı Macro fotoğrafçılığın Mekke’si olarak adlandırılan Lembeh boğazı yeni dalış seyahatimin de son durağı aynı zamanda, iş güçten kalan zamanımı çekeceğim fotoğraflara ve fotoğraflamayı planladığım türlere ayırdığım şu günlerde eski fotoğraflara bakarken Çeşme Jandarma Koyu’nda tam anlamıyla bir karış suda çektiğim şu fotoğraf elime geçti.

Shrimp anyone?

Shrimp anyone?

Fotoğrafın konusu sıradan bir Karides, bazılarımız Teke derler bazıları da ÇimÇim diyorlar. Çekildiği yer ise bir ayrı alem, Jandarma koyu kum zemini ve sığ suyu ile hem eğitim dalışlarını eda etmek isteyen dalış teknelerinin hem de Çeşme’den kalkan gezi teknelerinin bir numaralı uğrak noktasıdır. Korunaklı bir koy olması hasebiyle özellikle yaz mevsiminde ziyaretçisi oldukça bol olur.

Özellikle sualtındayken gezi teknelerinin geldiğini hemen anlarsınız çaldıkları yüksek volümlü müzik suyun altında bile duyulur, tekne daha demirlemeden insanlar kendilerini suya atmaya başlarlar, suyun üzeri mahşer yeri gibi olur. Bu tekneler çok büyük olduğu ve yurdum insanı da eğlenceye bayıldığı için insanlar tekneye çıkıp çıkıp suya atlarlar. Bir nevi yerli malı sardalya göçü gibi birşey sürüp gitmektedir. Su üzerinde de bu tekneleri ve özellikle zenne fenomeni’ni izlemeniz mümkündür, bu konu ayrıca o kadar ilginç ki kendi başına bir yazıyı hakediyor.

Burada zemin kumluk olduğu için arada sırada Tiryaki balığı-Stargazer gibi nispeten ilginç canlıları, dil balıklarını, yavru ahtapotları görme şansınız olur, amacınız macro çekmekse o zaman kıyıya yakın taşların aralarındaki küçük tekelerin peşine düşersiniz benim yaptığım gibi.

Bu fotoğrafı 105mm F2.8D Micro Nikkor + 4D diopter + Tek YS90 Auto flaşla çektim, netleme noktası karidesin gözleri ve netliği elle yaptım, çekim değerleri F20 1/80 @ISO 200 15 Mayıs 2008 tarihinde saat 14:20 de çekilmiş, çekerken güneşin ensemi maymun mabadı kıvamında kızarttığını hatırlıyorum. Karidesin gerçek büyüklüğü 1.5-2cm kadar.

Lembeh’de çok çok daha başarılı macrolar çekebilmeyi umut ediyorum. Son olarak her zamanki gibi ahkam kesme vazifemizi de ifa edelim tam olsun diyerek, hayallerinizin peşinden gidin siz kararınızı verene kadar yetişemeyeceğiniz kadar uzağa gitmiş olabilirler.

Namaste,

PS: Bu arada şöyle bir baktım da ben bu karidesleri fazlaca seviyorum galiba, daha önce onlarla ilgili yazdığım şeyleri ve çektiğim fotoğrafları karides etiketini aratarak bulabilirsiniz.

Uğraşılar

By JustAddWater, February 26, 2010 11:35 pm

Bu aralar işten arta kalan zamanımı yazılarımı toparlamak alıyor, sabahın erken saatlerinde yıllardır yazdıklarımı anlamlı bir bütün haline getirmeye çalışarak geçiriyorum, araya hafızamda iz bırakan ancak kaleme alma fırsatı bulamadığım dalışlar da girdi mi epey bir uğraşacak şey oluyor sözün kısası.

Diğer yandan bu aralar iş ortamı da hareketlendi biraz, bunun verdiği bir vakit darlığı da söz konusu elbette. Bu arada yazılacak şeyler de birikiyor, yapılması gereken işler bir yanda, oldukça sıkıcı bir durum söz konusu. İşlerin çokluğundan fotoğraf çekmeye de gidemiyorum halbüki ormana veya kuş peşine gitmek istiyorum bir yandan. Dolayısıyla uzun lafın kısası organize olamıyorum, her şey oragnizasyona bağlı oysa.

Bu arada fırsat buldukça sualtı fotoğrafçılığı ile ilgili başkalarının yazdıklarını, ustaların bilgilerini paylaştığı on-line mecraları da gözden geçiriyorum. Bunlardan bir tanesi de www.underwaterphotographyguide.com oldukça farklı ve zengin içeriğiyle bu işe gönül veren herkesin bir şeyler bulabileceği bir yer.

Özellikle şu yazı bu güne kadar okuduğum en doyurucu yazılardan birisi, sadece sualtı değil genelde fotoğrafla ilgilenen herkesin faydalanabileceği bir kaynak, şiddetle tavsiye ediyorum.

Yeni seyahate ruhen hazırım, fiziken de hazırlanmak için elimden geleni yapıyorum, o zamana kadar ara sıra bir şeyler yazmaya devam edeceğim.

Kendinize iyi bakın.

Namaste,

Wadi Gimal - St. John's Reef

Fotoğraf: Wadi Gimal – St.John Resifleri – Güney Kızıldeniz.  F11 1/60th @ISO 200

Travel Checklist – Seyahat Listesi

By JustAddWater, February 22, 2010 3:31 pm

Aslan balıklarıyla olan St. John maceramızı daha önce nakletmiştim o dalış sırasında etrafımız aslan balıklarıyla çevrelenmiş ve çember gittikçe daralırken çektiğim fotoğraflardan biri biraz evvel karşıma çıktı bende ona bakarken aklıma yeni seyahatin programı ve ekipman listesi geldi.

Bana mı baktın ?

Bana mı baktın ? - Pterois volitans - Aslan balığı

 Bir yandan The Majesty of Muck isimli videoyu şuradan izlerken bir yandan çekmeyi hayal ettiğim yaratıkları düşünüp almam gereken malzeme / ekipmanı kafamdan listeliyorum. Bu hiç de kolay bir uğraş değil, her ne kadar mekan Macro çekimlerin Mekke’si olarak adlandırılsa da 60 ve 105mm objektifler dışında 10.5mm fisheye objektifi de almak gerek bölgede bir kaç tane 2. dünya savaşı zamanından kalma batık var.

Su sıcaklığı 28 derece civarı görünüyor, sigarayı bırakmamın ardından aldığım kilolarla Deste küçük orta’dan Başaltı’na terfi eden sikletim yüzünden yeni bir 3mm elbiseye ihtiyacım var, acaba kiralamalı mı malzemeyi yoksa yanımda kendi malzememi mi götürmeliyim? gibi sorular kafamı kurcalıyor.

Yukarıda verdiğim linkteki filmi izlediyseniz geniş açı lens götürmenin gereksizliği hakkında bir fikre kapılabilirsiniz ancak Murphy yasaları her yerden fazla sualtında geçerlidir, hayatınızın konusu yanınızda yeterli donanım yokken karşınıza çıkar her zaman. Ayrıca balıkgözü lensi tele converter ile kullanarak close focus wide angle denen yakın odaklı geniş açı çekimleri de denemek mümkün ancak bütün bunlar havayollarının bagaj kısıtlaması sorununu hiç beklenmedik anda ayağınıza batan diken gibi hatırlatıveriyor.  Dikkat etmezseniz bu tür bir mecrada yüklüce bir miktarı havayoluna haraç olarak ödemeniz an meselesi fazla kg başına 20-50 Euro az para değil hele bizimki gibi ekipman ağırlıklı bir uğraşı olanlar için.

Diğer yandan fotoğraflamayı istediğim türleri de listeliyorum wish list gibi, pigme ve normal denizatları, wonderpus, mimic octopus, flamboyant cuttlefish, frogfish, rhinopias türleri, envai çeşit deniz tavşanı, minik karides ve porselen yengeçleri, kurdele mürenleri, kedi balıkları, sübyeler, deniz yıldızları ve diğer derisidikenliler. Listenin sonu yok yazdıkça yazasım geliyor ama gerçek de şu tüm bu türleri orada 1 ay dalsam görüntüleyemeyebilirim bu iş biraz da kısmet işi nede olsa.

Neyse yazının tamamı sayıklama tarzında devam ediyor etsin varsın, bir yandan dalış bölgelerini tanımak gibi bir misyon da var, internetten yapılan yorumları okumak, dalış bölgelerinin tanımlarını ve haritalarını incelemek, boş kalan vakitlerde oralara yapılacak dalışları hayal etmek, içimde kalan ukteleri -mesela denizatları çok fena uktedir bende, yıllardır dalıyorum daha bir tane göremedim- orada gerçekleştirebileceğimi kurmak bunlar güzel şeyler.

Bir yandan kafamdan bunlar geçiyor diğer yandan düşünülmesi gereken başka şeyler var ki biz onlara hayat gailesi diyoruz. Bu arada telaşe ile günler geçiyor, yapılması gerekenler birikiyor. Bir an önce seyahate kalan sürenin tükenmesini ve dalmayı istiyorum kurumak bana yaramıyor.

Mediterranean Dance

By JustAddWater, February 17, 2010 10:59 am

Kıbrıs sadece dalış yapmak için mükemmel bir yer değildir. Diğer bütün adalar gibi mükemmel bir karakteri vardır. İmkanım elverdiği sürece her sene genellikle bahar veya sonbaharda Girne’de bir kaç dalış yapmaya çalışırım, hem ulaşımın kolaylığı hem sualtı flora ve faunasının inanılmaz zenginliği hem de dostluklarımız bu dalışlara koşa koşa gitmemin sebebidir. Herhangi bir av baskısının olmadığı bu sularda balıklar özellikle de orfoz ve lahozlar cirit atarlar. 

Northern Cyprus Diving from Aziz Saltık on Vimeo.

A brief video of northern cyprus flora & fauna.

Bu videoyu Vimeo linki üzerinden HD olarak da izleyebilirsiniz. Orada göreceğiniz ahtapotlar bu güne kadar ahir ömrümde gördüğüm en büyük bireyler. Renk kalibrasyonu ve beyaz ayarı çok başarılı değil kamerayı yeni aldığım zamanlarda yapılan bir çekim olduğu için ancak bendeki değeri tropikal sularda çektiklerimle kıyas kabul etmez.

Namaste,

Vahşiyiz.. Vahşisiniz…Vahşiler!

By JustAddWater, January 27, 2010 10:41 pm

Bu yazı iki gündür beynimin kıvrımları arasında (evet kıvrımlıdır benim beynim) cam kırığı misali dolanıp duruyor, batıyor rahatsız ediyor ama onu çıkarıp buraya dökmek şu ana kısmetmiş.

Bana “Dalış yaparken en mutlu olduğun ilk beş dalışı anlat!” deseler,  -ki arada sırada birileri söylüyor bunu- sanırım kızım ve eşimle birlikte yaptığım dalışlardan sonra en mutluluk veren dalış Sataya Resifi‘nde özgür yunuslarla yaptığımız kısacık ama bir ömür boyu unutulmayacak danstır. Aletli dalışın yasak olduğu bu resif birey sayıları 30 ila 100 arası değişen yerleşik yunus kolonilerine ev sahipliği yapmaktadır. Burada şnorkel ve palet gibi temel malzemelerle donanmış olarak yüzebilir ve yunusların size izin verdiği ölçüde (misafirlik kuralları gereği) onlara yaklaşabilirsiniz. Resifin dışında demirleyen dalış teknesinden zodiac botlarla son derece yavaş olarak resife girip yunusların tahmini yerine doğru seyrederken ıslıklar çalarak onları varlığınızdan haberdar edersiniz.

Dolphin at Sataya Reef

Sataya Reef - Dolphin - Red Sea

Gerçi buna çok da gerek yoktur, onlar orada olduğunuzu zaten biliyorlar.  Yeterli mesafeye yaklaşınca kendinizi sırtüstü suya bırakırsınız ve ilk karşılaşma gerçekleşir, siz ne kadar doğal davranırsanız birlikteliğiniz de o kadar uzun sürer, yunusları sualtında dalıp çıkarken, cilveleşip şakalaşırken izler ve hayran kalırsınız.

Sualtının bu zeki canlıları insanlarla karşılaşmalarında her zaman bu kadar şanslı olamıyorlar, her türlü yetersizliğin faturası onlara kesilebiliyor, balık mı azaldı? avlar eskisi gibi değil mi? öldüresiye, kökünü kurutana kadar avlandığımız kimsenin hatırında ve umurunda değil. Hemen bir sivri zekalı çıkıyor ve fetvayı yapıştırıyor, “Yunuslar günde 150kg balık yiyor, sayıları da iyice arttı balık ondan azalıyor” ondan sonra av tüfeğini, süngülü zıpkınını alan yunusların peşine kan davasına gidiyor. Ölüleri kıyılara vuruyor vurmayanlar da denizde leş yiyicilere ziyafet oluyorlar. Bu döngüyü her tekrarlanışında tiksintiyle izleyerek defalarca gözlemledim. Her seferinde ölmüş ve artık kimse için tehlike arz etmeyen yunuslar çürümeye yüz tutan gövdeleriyle cansız karaya vurdular.

Dance of the Dolphins

Sataya Reef - Dolphins - Red Sea

Kızıldeniz’den önce en son Moda iskelesinde tesadüf etmiştim onlara, bir dalış için Yassıada’ya gitmek üzere teknede bekleşirken hemen dibimizden suyu delerek çıkmış uzunca bir süre oynaşarak yüzümüzde bıraktıkları gülümsemelerle maviye karışıp kaybolmuşlardı. Arada yaz günleri sahilyolundan giderken veya denizde dikkatli gözler onları görebilirdi. Bu kadar güzel ve sevimli canlılara karşı insanoğlunun garez besleyebileceğini, onları sistematik bir şekilde katledebileceğini, etlerini yiyebileceğini bilmezdim. Öğrendim ve dilim tutuldu, konuşamadım.

The Cove bu açıdan uzun yıllardır izlediğim en çarpıcı belgesellerden birisi oldu, insanoğlunun kendi türünden olanlara uyguladığı vahşiliği evvelahir biliyoruz, şanlı tarihi soykırımlarla dolu vesselam. Ancak besin zincirinden tür eksiltecek mertebelerde yaptığı gerizekalıca kıyımlara yeni yeni şahit oluyoruz. Bu akıllara şu soruyu getiriyor, “Neden bu kadar acımasız insanoğlu?” filmi izlediğinizde bunun boyutlarının sadece insanlarla kalmadığını, hükümetlere ve onları politikalarına kadar uzandığını, oyların alınıp satıldığını, kamuoyunun yalan yanlış bilgilerle tıpkı kahvehanelerde “Bir yunus günde 200kg balık yiyor hacım hep onların yüzünden” diyen cahil cühela takımı gibi sistemli dezenformasyonun insanların olan bitene dur diyememesi için yayıldığını görüyoruz. Bu filmi bir şekilde seyredin.,

The Rush

Sataya Reef - Dolphins - Red Sea

Filmi izledikten sonra insanoğlunun etrafındaki her şeyi nasıl büyük bir verimlilik ve sistemle yok etmeye yetkin olduğunu göreceksiniz. Göremeseniz de seslerini -ki kuş cıvıldamasına benziyor- çok uzaklardan duyabildiğimiz bu güzelim canlıların ne kadar zeki ne kadar sosyal ve uyumlu olduklarını görme şansı bulanlarınız onları esaret altında görmeye dayanamayacaktır. Tutsak yunuslar ile ilgili şu bilgiler ve şu rapor bu konuda okuyucuların ufkunu açmak için birebir. Sırf birileri yunuslarla yüzecek birileri hoş vakit geçirecek diye bu hayvanları yuvalarından koparıp aç bırakarak eğitmek en az yarısını bu uğurda telef etmek, bu şekilde binlerce yunusu avlayıp show dünyası’na pazarlayamadıklarını da kesip yemek için nasıl bir yaratık olmak gerekiyor bilmiyorum.

Bu konuda ülkemizde başka yayın ve belgeseller de var mesela Savaş Karakaş şöyle bir şey yapmış, izlemedim ama güzel bir şey olduğunu sanıyorum. Yapılmaması gereken tek şey sessiz kalmak, sessiz kalmak suç ortağı olmak demek bir yerde. O nedenle yazabilen yazmalı, çizebilen çizmeli fotoğraflayabilen fotoğraflamalı herkes elinden geleni yapmalı bu konuda. Okuldaki çocuk yunusun balık değil memeli olduğunu, kahvedeki adam düşman değil dost olduğunu, tekne kaptanları rakip değil yol gösterici olduğunu anlayıncaya kadar yazmalı çizmeli fotoğraf çekmeliyiz.

Sataya resifinin yunusları dalıcılardan rahatsız değil, kurallara uyduğu sürece misafirlerden mutlu bile oluyorlar bu sosyal canlılar, her seferinde bottan her atlayışınızda kuş cıvıldamalarını andıran sesleri, sanat eseri misali aerodinamil gövdeleri, zarafet ve gücün harmanlandığı tabiatları ve eşsiz gülümsemeleriyle sizleri karşılayıp uğurluyorlar. Altıncı seferden sonra artık üşümüş ama hazdan dört köşe bir şekilde misafirliği bitirip tekneye dönüyoruz. Hatıraları hafızamızın özel bir köşesine dercederek.

The Cove bittiğinde ekrana bakakalmışken düşünceler kafamdan yıldırım hızıyla akıyor, bir kaç defa doğal ortamında izleme şansını bulduğum bu canlıları böylesine sistematik ve etkili bir şekilde yok edebilmek için ne gerektiğini, nasıl bir ruh hali nasıl bir bilinç olması gerektiğini düşünüyordum. Sonunda bunun doğamızın ancak eğitimle yok edebildiği vahşilik olduğuna karar verdim.

Başlıkta da dediğim gibi Vahşiyiz, Vahşisiniz, Vahşiler ve ancak genç yaşta eğitilerek giderilebilecek bir şey bu aksi taktirde bundan 30 sene sonra yunuslar sadece ansiklopedilerde kaldığı zaman çocuklarınıza, torunlarınıza nasıl hesap vereceksiniz?

Namaste,

Kimyasal Savaş .. Sex Drugs & Rock’n Roll

By JustAddWater, January 18, 2010 9:28 pm

Nisan-Mayıs aylarında, baharın gelmesi ve akabinde gerçekleşen gönül yayları gevşemesine maruz kalanlar sadece biz insanlar değiliz. Sualtında da bu mevsim artan üreme faaliyetlerinin görüldüğü çiftleşerek türünün devamını sağlama dürtüsüyle bilumum canlı mahlukatın sığlıklarda toplaştığı bir zaman dilimidir bu.

Fotoğrafta görülen canlılar deniz tavşanları familyasından, tür isimleri Bursatella leachii ama alemde Tüylü Deniz Tavşanı ( Hairy Sea Hare-Ragged Sea Hare) olarak adlandırılıyorlar, geniş sayılabilecek yayılımları içerisinde Hint-Pasifik denizleri, Karaipler ve Akdeniz var. Arkada istemdışı da olsa kadraja giren Karagöz balığı deniz tavşanlarının büyüklüğü konusunda bir fikir sahibi olmanızı sağlayabilir.

Bursatella leachii

Bursatella leachii mating in progress

Normalde daha derin sularda yaşayan bu deniz tavşanları (kabuksuz salyangozlar) mevsimin gelip suların ısınması ile birlikte sığ sulara gelip birbirlerini buluyor ve çiftleşiyorlar. Bu canlıların davranışları ile ilgili yapılan bilimsel çalışmalar davranışlarının bir ritmi olduğunu, akşam vakti bir araya gelen bireylerin sabahları tek tek görüldüğünü belirtiyor. Diğer çalışmalarda ise bu canlıların geceleri üremek için toplanıp gündüzleri dağılarak beslenmeye çıktığından bahsediliyor, bu davranış hem laboratuvar ortamında hem de doğada aynı olarak gözlemlenmiş.

Bizim dalış sırasında karşılaştığımız bu tüy yumakları hemen ilgimizi çekti elbette, amacımın bu konuda bir bilimsel makale yazmak olmadığını, ayrıca bu konuda yetkin de olmadığımı bu arada belirteyim. Ancak sualtında karşılaştığım ilginç olayları yazmaktan hoşlanıyorum ve bu da onlardan biri, fotoğraflar tür tespiti ve davranış belgeleme dışında bir değer ifade etmiyor bunu da yazmadan olmaz.

Take that

Bursatella leachii -- Chemical Warfare

Bir süre incelediğimiz bu canlılar etraflarında bulunmamızı bir tehlike olarak algılamış olmalılar ki kendilerini savunmak amacıyla bir sıvı salgılamaya başladılar. Deniz tavşanları değişik kimyasal savunma mekanizmalarına sahipler, bir kısmı yedikleri zehirli deniz yosunlarındaki toxinleri (Caulerpenin vs.) özümseyerek kendi bünyelerini zehirli hale getiriyor ve düşmanlardan korunuyorlar, bir kısmı düşmanları felç eden veya öldüren kimyasallar salgılıyor,  şurada bununla ilgili oldukça enteresan bir bilimsel makale var. Neyse biz konumuza dönecek olursak fotoğrafta koyu mor-lacivert şekilde görülen salgı deniz tavşanının kimyasal silahı, bu konuda sadece yurt dışında değil ülkemizde de yapılmış yayınlar var. Bu hayvanların ilgi çekici savunma mekanizmaları tabiatın gücüne hayranlık duymamı sağlıyor, her tür varlığını sürdürüp soyunu devam ettirebilmek için yeni ve dahiyane mekanizmalar geliştiriyor.

Bu tür bir davranışa, Porto Rico veya başka bir tropik denizde değil de İzmir-Çeşme’de şahit olmak ise ayrıca güzel.

Hayatın küçük sürprizlerinin etrafınızdan eksik olmaması dileğiyle,

Namaste,

PS:Adet olduğu üzere çekim bilgilerini de ekleyeyim, 60mm F2.8D Micro nikkor objektif ile f 16  1/160 @ISO 200 ,  YS90 Auto harici flaş ile çekildiler.

Panorama Theme by Themocracy