Posts tagged: Sanrılar alemi

Denizi Seviyorum – 3 Mavi 1 Umut

By , June 8, 2011 11:09 am

Lösev ile işbirliği içinde yapılan bir sosyal sorumluluk projesi bu günkü konumuz. Denizi Seviyorum isimli Facebook grubuyla toplanan bir grup dalgıç ve deniz sevdalısı Lösemi hastası çocuklarımızın dünyalarını renklendirebilmek, sualtını, deniz canlılarını tanıtmak ve onlara deniz sevgisini aşılamak amacıyla bir proje başlattı. Sn Berrin Osmanağaoğlu tarafından başlatılan proje hızla büyüdü ve Ankara, İzmir ve Istanbul’da sunumlar, yürüyüşler, etkinlikler gerçekleştirildi. Her dalgıca bir lösemili buddy sağlamak için 3 Mavi 1 Umut adı altında dalış merkezlerinde lösemili çocuklara ulaştırılmak üzere oyuncak toplanmaya da devam ediyor.

3 Mavi 1 Umut – Oyuncak Kampanyası
Bu kapsamda Istanbul’da yapılan sunumu ben, Sn. Saygun Dura ve Sn. Ali Ethem Keskin gerçekleştirdik, sunum sırasında fotoğraflarımızı yine sualtı fotoğrafçısı Sn. Yavuz Plevneli çekti, Okeanos Dalış Merkezi’nin katkılarıyla sualtında kullandığımız ekipmanları da minik konuklarımıza gösterme fırsatı bulduk.

Sunum Sonrası

Kadıköy Belediyesi Başkanlık Brifing Salonu’nda gerçekleştirdiğimiz sunum sırasında çocuklar birbirinden yaratıcı sorular sordular. Çocuk dünyası ve hayal gücü tarifi zor bir güç büyüdükçe hayal dünyamızın ölmesi de gerçekten çok çok yazık. Bu sunum sonrasında bunu çok daha iyi anladım.

Birbiri ardına gerçekleşen 20 şer dakikalık üç sunumu çıt çıkarmadan izlemekle kalmayıp anlatılan ve gösterilenlerle ilgili çok güzel sorular sordular.  Bu vesileyle bu projede emeği geçen herkese tekrar teşekkürü borç biliyorum.

Namaste,

Görünen, görünmeyen

By , May 13, 2011 9:54 am

Görünen ve görünmeyen. İddialı bir başlık oldu değil mi? Evet, bakmak ile görmek arasındaki fark bir yana görünen ve görünmeyen apayrı şeyler. Çoğu zaman sualtı fotoğrafı çekerken bir kadrajda çekim sırasında fark edemediğim bir şeyi sonradan görür ve sevinirim. Hele hele fotoğraf Lembeh gibi bir yerde çekiliyorsa bu ihtimal o kadar yüksektir ki bazı karelerde ilk seferde göremediğim 3-4 ayrı canlı gördüğümü biliyorum.

Crab or more? - Lembeh - Indonesia

Fotoğrafı Endonezya’nın Sulawesi adasının kuzeyinde Lembeh Boğazı denilen makro fotoğrafçılık cennetinde yaptığım ilk gece dalışında çektim. Hoş, gülümseten bir anı benim için. Yirmi küsur saatlik yorucu bir yolculuğun sonunda bavulları açmadan makineyi kurup o günün son benim ise oradaki ilk dalışım olan gece dalışına kapağı atıvermiştim. Bu yakınlarda o seyahati tekrarlamak niyetindeyim, hem daha tecrübeli ve daha iyi donanmış olarak gitmek hem de şansım yaver giderse daha önce göremediğim canlıları görmek istiyorum.

Bu amaçla kendime ufak bir fokus feneri aldım, wet macro lens için ise çabalarım sonuç vermedi başka bir çözüm aramak niyetindeyim. Dalmak, fotoğraf ve video çekmek, yemek yemek ve uyumak dışında yapılacak hiç bir şeyin olmadığı bu kaçışlar hayatın daha da çekilir olmasını sağlıyor benim için. Bu arada yukarıdaki fotoğrafta saklanan ikinci yengeci hala görmediyseniz yorgun olmanız kuvvetle muhtemel, bir bardak çay alıp derin bir nefes alın ve biraz dolaşın derim.

İskelet karidesleri (Pariambus typicus) diye canlılar var normalde fark edilmeleri oldukça güç, üzerinde yaşadıkları yosunla aynı renk ve dokuya sahipler ve 1-4cm büyüklüğündeler bu nedenle onları görmek çok zor olabiliyor fotoğraflamak için de iyi bir fokus ışığı ve ciddi bir süpermacro ekipmanı gerekiyor.

Skeleton Shrimp - Lembeh - Indonesia

Bu fotoğrafta birden fazla iskelet karidesi var ancak ilk denemeden sonra başarılı bir çekim yapmamın (bu ekipmanla) tesadüflere bağlı olduğunu anlayarak önümüzdeki maçlara bakmak kararını alıp yoluma devam ettim. Ama ikinci seferde canınıza okuyacağım arkadaşlar, iskelet falan dinlemem şakam yoktur.

Evet yazımızın sonuna geldik arkadaşlar bu sefer biraz kısa oldu ama kusura bakmayın, yazdıkça açılacağım ümidindeyim. Kendinize iyi bakın.

Namaste,

Hayat hep Lay-lay-lom değil Efendiler!!

By , December 14, 2010 10:26 pm

Bu yazı aşırı derecede acemice yapılmış fotoşop işleri ve geyik içerebilir, yas içerisinde yazılmıştır.

Okuyup okumamak sizlere kalmış:

Evet acı ama gerçek, Karagöz’ün Bali macerasının son durağında iç parçalayan gerçeklerle yüz yüze geleceğiz. Az sonra. Şimdi seyahat güzel geçti geleneksel firecoral değdirmesi, anemon dalaması gibi standart olayları saymazsak, sıcak ve yorgunluğu göz ardı edersek son derece başarıyla devam eden ve neredeyse bitmek üzere olan bu seyahatte hiç mi aksi bir şey olmayacaktı? Bu süre zarfınca neredeyse olağandışı hiç bir şey olmaması (evet sualtında çarpılıp sağ bacağımın diz altında açılan yaraları ve neredeyse yeni deri oluşana kadar şişip kabarıp soyulmasını saymıyorum, karada gece lambasını yakarken çarpılmamı da saymıyorum onlar sıradan şeyler.) beni seyahati hasarsız bitireceğimize ikna etmek üzereydi.

Gerçi yaklaşmakta olan fırtınanın ilk işaretleri Tulamben’de yaptığımız ilk dalıştan sonra dalış rehberi kardeşimizin benim emektar sualtı kabinini 1.5 mt yüksekten kayalara düşürmesi ile gelmişti ama iflah ve ıslah olmaz optimist bendeniz gerçekten bir mucize eseri hiç hasarsız atlattığımız bu badireden sonra her şeyin iyi gideceğine daha da inanmış ve kendimi iyice koyvermiştim.

Heads are going to roll !

Bir sonraki ikaz izlediğimiz Nusantara Dances isimli kültürel gösteri sırasında geldi. Dansçıların içerisinde en “Etkileyici” makyaja sahip olanı bir ara beni dansa eşlik etmeye çağırınca far ışığında kalmış tavşan gibi kalakaldım. Beni tanıyanlar bilirler dansla ilgili herhangi bir aksiyon benden bir kaç ışık yılı uzaktadır her zaman, ancak daveti yapan abla o derece korkunç ki yüzündeki ağır makyajla japon kabuki tiyatrosu oyuncularına benziyor ve gerçekten ama gerçekten ürkütücü.

Yukarıdaki fotoğraf photoshop yardımıyla bile durumun korkunçluğunu anlatmaktan uzak. Zaten gamelan müziğinin kapı zili tonları aklımı almak üzere bir de o yılankavi dönüşler, o el hareketleri, 1.5 kilo makyajın ardından fel fecri okuyan gözler falan derken hanımefendiyi nasıl refüze ettim ben bile bilmiyorum.

Bu gösterinin bir kısmında canlandırılan Barong gösterisi ormanda gamelan müziği eşliğinde dans eden bir bali kralını canlandırıyor olsa da kralın bende uyandırdığı intiba ormanda yıllar önce kaybolan manikürcüsünü aradığı yönündeydi.

Balinese King in Jungle

Müziğin insanı sükunetle delilik arasında getirip götüren tonları devam ededursun dans sonunda kralın sinek yakalaması gibi bir takım figürlerle bitti ama bana öyle gelmiş de olabilir tabii emin değilim. Neyse bu badirenin de arkasından fotoğraf çekmek için gittiğimiz plajda aniden gelen bir dalgayla sırıl sıklam olmak gecenin diyeti sanmıştım değilmiş meğer bilemedim.

Bu arada seyahatin de sonlarına yaklaşıyoruz sondan bir önceki gün SPA ile organ mafyası arası bir kurumda iki böbreği kaybetme korkusuyla masajın keyfine varırken yerden çıkıveren 10-15 cm (deste büyük orta) kıvamında bir çiyanın saldırısını yoğurt ve pirinç kırığına bulanmış vaziyette cansiperane çabalarla atlatmamızı, üzerimize sürülen pirinç kırıklarıyla zımparalanan bedenlerimize ekşi yoğurt sürülerek cacık kıvamından beklemiş iskender kebabı durumuna düşürülmemizi, bazılarımızın klima altında dondurulup gül yapraklı küvetlere atılmasını, verilen havluların birinin üzerinde qumran yazıtlarının bir kopyasının bulunması ve daha bir çok saykodelik olayı  kazasız atlatıyoruz artık kendimize olan inancımız artık çelikleşmiş iradelerimiz gibi. “Baba bize ne olabilir ki yeaaaa?” modu almış yürümüş.

Bu hissiyatla son günü ediyoruz otelden check-out zamanı, uçağımız saat 19:00 da olduğu için odayı boşaltıp bavulları emanete bırakıp plaja yayılıyoruz, deniz, dalga, güneş, buz gibi Bintang birası ambiyansı full + full konumuna getiriyor. Uzunca bir müddet deniz kenarında oyalanıyoruz, etrafta sincaplar bile var artık oteli terketme zamanı gelirken bagaj odasına emanet etmek istemediğim fotoğraf çantamı kapağı açıkken sapından tutup kaldırmamla içindekilerin havada daireler çizerek yere yayılması, objektiflerden birisinin makinenin üzerine inerek sağ taraftaki dijital göstergenin koruma camını darma duman etmesi, yere yayılan sb600, lens ve makineleri alel acele yerden toplamamız o hengamede çantadan düşen samsung video kameranın erenlere karışıp sırra kadem basması hepsi gözümün önünde.

Makinenin birisi tarafından çalınması değil içerisindeki çekimlerin kaybolmasına yanıyorum. Nikon tamir edilir sorun değil, hatta edilmese de olur çünkü kozmetik bir hasar bu işleyişte sorun yok ama kaybolan anılar hele hele bir daha asla yapamayacağımı bildiğim çekimler içimi acıtıyor.

Bu vesileyle başladığımız bu yazının sonuna gelirken hatırlatmak istediğim şey ise şu, artık örümcek içgüdüsü mü olur, altıncı his mi olur, pimpirik mi olur? Ne olursa olsun bir şekilde tedbiri elden bırakmamanız gerektiği. Öbür türlü 90+3 de yenilen goller daha bir acı oluyor.

Namaste,

B as in Balinese

By , December 12, 2010 2:20 pm

Bali yazıları devam etmekte.  Geziler sırasında yolumuzun düştüğü Goa Gajah tapınağı (Fil Mağarası anlamına geliyor) benim en çok beğendiğim tapınaklardan birisi oldu, tapınağın kendisi o kadar cazip olmamasına rağmen tüm hayatını oraya adamış ve akıl sağlığı pek de yerinde olmayan bir budist rahip geziyi son derece keyifli bir hale getirdi.

Goa Gajah - Fil Mağarası Tapınağı

Tarihi 9. yüzyıla kadar giden bu mekan ilk başlarda kapısına oyulmuş kötü ruh sembollerinin file benzetilmesinden dolayı bu ismi almış, mağaranın içinde antik devirlerden kalma sunaklar ve semboller var. Dışarıda ise deprem sonucu yerle bir olmuş ve parçalanmış bir buda heykeli ile devasa banyan ağaçları ve bir havuz sistemi var.

Goa Gajah - Roots

Buradaki ağaçlar çok etkileyici, aşağıdaki parçalanmış buda heykelinin yanına kadar inmek de mümkün, ilerideki küçük ve nilüferlerle kaplı bir havuzda çok çok güzel yansımalar var. Tapınağın sürekli sakini olan keşiş sürekli gülümsüyor ve etrafındaki sadece kendisinin görebildiği arkadaşlarıyla konuşuyor. Elindeki küçük süpürgeyle etrafı temizliyor ve gelenlerin yaptığı yardımlarla hayatını sürdürüyor.

Fotoğraf çektikten sonra yavaş yavaş oradan ayrılıp Nusa Dua’ya dönüyoruz, gecenin son atraksiyonu Nusantara (Endonezya) Halk Dansları. Bir kısmı oldukça ilginç olan bu danslar genellikle Gamelan denilen geleneksel müzik eşliğinde görsel bir şölene dönüşüyor.

Nusantara Dances

Dans gözterisi ile geceyi kapatıyoruz, zaten bütün bir gün boyunca yorgunluktan yıkılan bedenlerimiz uykuya teslim oluyor.

Namaste,

Uluwatu

By , December 8, 2010 1:06 pm

Uluwatu - Monkey Temple

 Evet, Bali yazılarının bir yenisi burada. Başlangıç Uluwatu diğer ismiyle Pura Luhur, maymunlu tapınak. Kuta civarında denizin hemen kıyısında yüksek bir yarın üzerinde kurulmuş ve isminin de anlattığı gibi irili ufaklı bir çok maymuna ev sahipliği yapıyor. Yukarıdaki de bu maymunlardan birisi. 15 saatlik uykusuz bir uçuşun ardından gittiğimiz ilk tapınak olması nedeniyle beni en az etkileyen Bali tapınağı Uluwatu oldu.

Maymunların yarattığı gerginlik daha girişte başlıyor güneş gözlüğü, şapka gibi bu haydutların kapıp kaçabileceği şeyleri uzaklaştırmanızı ve maymunlara dokunmamanızı, beslerken dikkat etmenizi salık veren koca koca tabelalar var. Çok ucuza maymun beslemek için muz, karpuz vs gibi şeyleri torbalarla satıyorlar. Neredeyse tüm Bali tapınaklarına giriş için gereken sarong ve kemeri de kapıdan alıyor ve bacaklarınızı örtüyorsunuz bu hem erkek hem de kadınlar için gerekli.

Sonrası tapınak, her yaş, boy ve cinsten maymun. Bir süre sonra maymunlar ve çocuklar arasında gizli bir pakt olduğunu seziyorsunuz, ortalık çığlıklarla çınlarken çocuklar hemen fırlıyor japon kızın gözlüğünü kaçıran maymunu kıstırıp emaneti alıyorlar ve bahşişi kapıyorlar haliyle. Bu mizansen bir kaç kere tekrar ediyor. Sıcak ve yorgunluktan perişan olan bizler gün batımını beklemeden Jimbaran’a deniz kenarında kurulu masalarda deniz ürünleri ve buzzzz gibi Bintang birasına kaçıyoruz.

Fishing Boys at Jimbaran Beach

 Bir süre sonra amacımıza ulaşıyoruz, denizin kenarındaki masaların üzeri buzzz gibi Bintang Pilsner ile donanıyor, balık da seçilmiş söylenmiş bu arada güneş yavaştan batmakla meşgul, ortalık kızıllığa teslim olmakta. O sırada denizde balık avlayan çocukları görünce makineyi çantadan çıkarıp bir kaç kare daha çekiyorum.

Burasının Kuşadası Davutlar plajından çok fazla bir farkı yok, oldukça ucuz fiyata yediğimiz balıklar hariç. Akvaryumda canlı satılan minik orfozlar biraz yüreğimi burkuyor. Plajda mısırcı dahil her cins insan var, akşam koşusu yapanlar, köpek gezdirenler, yemek yiyenler bir nümayiştir gidiyor.

Jimbaran Beach - Dusk

 Masanın kenarına makinemi yerleştirerek bir kaç uzun pozlama çekiyorum, mısırcı amca klasik bir anadolu duruşunda ve neredeyse hiç kımıldamıyor ama gelip geçenler hayaletler gibi. Bu geceyi noktalamadan otele kadar 45 dakikalık bir yolculuk ve sonrasında bu güne kadar gördüğüm en iyi SPA ziyareti var.

Şimdilik bu kadar,

Namaste,

Kopi Luwak

By , December 4, 2010 11:52 pm

Bali yazıları tam gaz devam ediyor, daha önce de bahsettiğim gibi Bali’nin sentetik turistik ortamından bir günlüğüne de olsa sıyrılmak, deryaya karışmak, balıklara kolcu, mercanlara dost, anemonlara yem olmak için (sonuncusu hesapta yoktu ama oldu) Nusa Dua’dan arabaya atlayıp geze dolaşa Tulamben’e gittik ya. İşte bu yolculuk sırasında araya bir safari, pirinç teras tarlaları ve Kintamani yanardağı ziyaretini de sıkıştırdık.

Cold is the snake.

Safari biraz fazla turistik bir atraksiyondu, çok sıcak ve yorucu bir parkurda sıcaktan bezmiş hayvanları güvenli bir mesafeden izleyebileceğiniz bir yer. Bir daha gitmeye veya tavsiye etmeye değmez. Aklımda kalanlar ise sıcaktan kendisini su kanalına atmış zavallı bir sibirya kaplanı ve oldukça büyük ve serin yılanlar.

Fruit Vendor

Yol boyunca herkesin yorulup acıktığı bir anda yol kenarında taze meyve satan bir kadının dükkanında durduk, kucağında iki aylık kızıyla çok sevimli görünüyordu. Meyve ikmalinden ve yorulan bacaklarımızı açtıktan sonra devam ettik yolumuza. Bu arada sualtına yoğunlaşmanın genel fotoğraf becerilerimi körelttiğini düşünerek hayıflanmaya başladım. Karada fotoğraf çekerken istediğim kompozisyonları oluşturmak daha zor nedense.

Coffe Plantation Boy

Son durağımız yol üzerindeki bir kahve plantasyonuydu, değişik türde kahveler, kakao, egzotik bitkiler yetiştirilen bu mekana vardığımızda hava kararmak üzereydi. Bize kahve ikram ettiler, kahve kavuran bir adamın oğlu arkasındaki taburede oturmuş elindeki Barong maskesi ile oynuyordu. Bu esnada bu ülkenin tükenmez geyik kaynağı olan Kopi Luwak kahvesinin en önemli üretim aşaması olan Luwak hayvanlarını (ki gelinciğe benzer bir hayvan) kafesler içerisinde görme şansımız oldu.

Herkesin ballandıra ballandıra anlattığı gibi bu Luwak denen canlı kahve çekirdeklerini yiyor ve sindirim sisteminin içerisinden geçirerek çıkarıyor (dışkılıyor) işte Endonezya’nın cevval köylüleri bu hayvanın *okundan bu kahve çekirdeklerinin toplayıp kavurup öğüterek süper aromatik kahve diye satıyorlar. Konunun özü budur. “Abi adamlar maymun *okundan kahve toplayıp içiyor ehe mehe” geyiğinin de aslı budur. Maymun değil Luwak kardeşim, hayvanları rencide etmeyelim.

Bu arada samimiyeti iyice ilerlettiğimiz şoförümüz Wayan Darmawan (Bim Bim) durduğumuz yerlerde yediği yemekleri bana ballandıra ballandıra anlatıyordu “Abi şurada harika köpek etinden satay (şiş) yapıyorlar, bir deniz kaplumbağası yedim parmaklarını yersin abi” bu adamların yemek kültürünün bizimkinden farklı olduğu aşikar ama köpek etinden şiş pek cazip değil.

Gecenin ilerleyen saatlerinde Tulamben’e vardık ve ertesi gün dalış yapacağımız yere yerleştik, ama bu başka bir hikayedir.

Namaste,

Seraya Secrets

By , December 2, 2010 11:12 am

Bali seyahatinden seçeceğim 21 fotoğrafı bir hafta içinde kısa yazılarla yayınlayacağım demiştim ya.  İşte bu yazı onlardan bir tanesi. Bali’nin kuzey doğusunda Tulamben isimli küçük bir kasaba var. Bali’nin turistik güney kısmından arabayla 3-3.5 saatlik yolculuktan sonra ulaşabiliyorsunuz. Bu kasabanın en önemli özelliği mükemmel dalış noktalarına sahip olması. USAT Liberty isimli gemi batığı her seviyeden dalgıcın dalabileceği mükemmel bir batık hem derinlik hem canlılık açısından da son derece güzel bir yer. Bu batıkla ilgili daha önce şu yazıyı yazmıştım. Batık ve mercan resifi-duvar dışında bu bölgeye hemen 3km mesafede bir yer var ki Lembeh Boğazı dışında yaptığım en keyifli çamur dalışını burada yaptım.

Çamur dalışı deyince ekipmanı kuşanıp çamura bulanarak garip işler yaptığımız aklınıza gelmesin. Çamur güreşi değil bu! Genellikle görüşün çok iyi olmadığı yerlerde siyah kum üzerinde minik ancak son derece ilginç macro canlıları arayarak yapılan sığ su dalışlarına Çamur Dalışı (Muck Diving) ismi veriliyor. Seraya Secrets böyle bir yer işte, kıyı dalışı olduğu için son derece kolay palyaço karidesleri hariç tüm canlılar sığlıkta olduğu için uzun ve keyifli bir dalış sizi bekliyor.

Harlequin Shrimp - Hymenocera picta

Bir tek yukarıdaki fotoğrafta görülen Harlequin – Palyaço karidesi için (Hymenocera picta) biraz daha derine 27 metre civarına inmeniz gerek. Ancak bu canlı için kesinlikle değer, uzun zamandır peşinde koştuğum bir tür olduğu için söylemiyorum bunu. Çok enteresan yaratıklar bunlar. Çiftler halinde yaşıyorlar azami 5cm büyüklüğünde oluyorlar ve daha büyük olanı dişi. Deniz yıldızlarıyla besleniyorlar, deniz yıldızını uyuşturarak ters çevirip yuvalarına götürüyorlar ve keserek parçalara ayırıp canlı canlı tüketiyorlar. Bir hafta kadar süren bu proses sırasında ölmesin diye deniz yıldızını arada sırada beslemeyi de ihmal etmiyorlar. Yukarıdaki fotoğrafın sağ alt köşesinde o sıradaki akşam yemeği’nin kolundan bir parça görebilirsiniz.

Dalışın devamında Honeycomb Moray Eeel (Balpeteği Müreni ) gymnothorax favageneus ve yanında temizlik görevini yapan Temizleyici karides – Lysmata amboinensis var. Müren deliğinin içinde ağzını açıp kapayarak solungaçlarına su pompalarken -ki bazıları bunu bir tehdit olarak algılayıp ürkebiliyor- temizleyici karides mürenin derisi üzerindeki parazitleri temizlemekle meşgul.

Honeycomb Moray and Cleaner Shrimp

 Su sıcak, akıntı yok denilecek kadar az. Dalışın devamı olağan şüphelilerle geçiyor, peacock mantis shrimp ki onunla daha önce karşılaşıp bir şeyler yazmıştım, değişik deniz tavşanları, harlequin swimming crab, robust ghost pipefish, ornate ghost pipefish, painted frogfish ve unuttuğum bir çok canlı endamını sergiliyor. Dalışın sonunda ise beni çok heyecanlandıran bir şey görüyorum. Uzun zamandır peşinde olduğum bir başka tür, son derece nadir bir balık Rhinopias. Hevesle tepesine çöküp fotoğraflıyorum ancak bir kaç kareden sonra içime bir kuşku düşüyor. Bu Rhinopias olsa rehberin sualtında sevinçten çift salto atıyor olması gerek.

Leaf Scorpionfish - Taenianotus triacanthus

Bir süre sonra yazı tahtasına yazarak balığın türünün yaprak akrepbalığı – leaf scorpionfish olduğunu belirliyoruz. Yukarıdaki fotoğrafta ve genellikle tüm sualtı balık fotoğraflarında önce gözü bulmaya çalışın sonra balığı idrak etmeniz daha kolay olacaktır. Yetmiş dakika süren bir dalışın sonunda yavaşça yükselerek kıyıya ulaşıyoruz, 2 metre sığlıkta büyük bir genç akya sürüsü var. emniyet dekosu da onlarla cilveleşerek geçiyor ve dalış sona eriyor.

Dalış yapmak için buralara kadar gelmişseniz mutlaka Seraya Secrets’a uğrayın Lembeh kadar olmasa bile çok zevkli macro fotoğraflar çekebilirsiniz. Bir sonraki yazı tekrar su üstünden olacak o zamana kadar.

Namaste,

PS: Tüm fotoğraflar Nikon D300, 60mm F2.8D Micronikkor lens ve TTL modunda YS90 Auto Flaş ile çekildi. Bu yazının müziği de şu olsun: http://fizy.com/#s/1pigiv,

Laphroaig

By , November 30, 2010 4:58 pm

Son yaptığımız Bali seyahatinden seçeceğim 21 fotoğraf karesini 7 farklı gün içerisinde kısa kısa yazılarla bloga taşımaya karar verdim. Bu yazı o serinin birincisi ve ismi “Laphroaig” Lafroyg diye okunuyor ve çok karakterli bir single malt whisky. Son derece hoş bir içimi ve insanı şaşırtan bir turba kokusu içeriyor. Neyse konumuz bu değil, ilk yazı için seçtiğim fotoğraflar Pura Ulun Danu Beratan isimli tapınakta çekildi. Beratan gölü kenarındaki bu tapınak bali’deki diğer hindu tapınakları gibi ilginç bir mimariye sahip.

Pura Ulun Danu at Lake Beratan

Bu tapınağı oldukça sıcak bir günde ziyaret ettik ve ne yalan söyleyeyim, hem artan irtifa hem de gölün verdiği serinlik olmasa seyahati boş verip en yakın gölgeye kıvrılmamız an meselesiydi. Şanslı bir ana denk geldiğimizden tapınakta bir ayin yapılıyordu, geleneksel Bali çalgıları başlangıçta insanı çileden çıkartmaya az kalıncaya kadar zorlayan ancak sonra nirvana eşiğinde tahmmül etmeye ve zamanla sevmeye başladığınız “sürekli çalan kapı zili” formatlı geleneksel müzik başlamıştı bile.

İnsanlar başlarının üzerinde taşıdıkları adak sepetlerini sunmak ve dileklerini dilemek için tapınağa doğru geliyorlardı, yabancılar tapınağın içine giremiyor ancak yapılacak ayini dışarıdan seyredebiliyorlardı.

Pura Ulun Danu Beratan Worshippers

Tapınağın arka tarafında bir budist tapınağı da mevcut, fotoğraf çekmek için son derece iyi bir mekan burası ancak etraftaki diğer meraklıların uzaklaşması için oldukça fazla beklemek zorunda kaldım. Bu tapınak Bedugul adı verilen tapınaklar bölgesinde ve civarda iki tane daha krater gölü var. Bali’nin turistik güney kısmından yaklaşık 50km mesafede ve deniz seviyesinden yukarıda olması nedeniyle dalış sonrası gitmemekte yarar var.

Buddhist Shrine Statues

Bu yazının son fotoğrafını çekmek için resmen yerlerde süründüm, hem kafamdaki kompozisyon (beynimdeki sesler XD ) öyle emrediyordu hem de Buda heykelinin önünden ayrılmak bilmeyen tursit çifti dışarıda bırakmanın tek yolu onları öndeki heykelciğin ardına saklamaktı. Bu seyahatin sonunda Perama Ulundanu isimli mekanda bir şeyler yemek de mümkün ama sağlam mide gerektiriyor.

Neyse seyahat sona erdi, şimdi fotoğrafları elerken Laphroaig iyi gidiyor, arkaya da sağlam bir Gamelan patlattık mı tamamdır.

Son olarak yukarıda daha önce bahsettiğim geleneksel bali müziğini merak edenler için Gamelan şöyle bir şey.

Balinese Gamelan Music

Namaste,

PS: İlk iki fotoğraf 18-55 kit lens sonuncusu ise 10.5mm Fisheye f2.8 DX ile çekildi.

Memleketimden Balık Manzaraları

By , October 22, 2010 1:05 pm

Eski fotoğrafları karıştırıyorum bu aralar. Üç yıl kadar önce Çeşme’de yaptığım bir dalışta çektiğim fotoğrafları doğrudan sandığa yolladığımı farkettim. Normalde pek yaptığım bir şey değildir bu ama herhalde zaman azdı o nedenle içinden üç kare alıp kalanını sandığa yollamışım. Bu gün oradan çekip çıkardığım bir başka üç kareyi buraya alacağım.

Triplefin Goby

Bu fotoğrafları çekerken makinede 105mm F2.8D (Eski sistem) Micro Nikkor lens ve üzerinde takılı +4 Diopter close-up filtre vardı, sualtında bu sistemle otomatik netlik yapmak çok zor olduğu için netlik elle yapıldı. Güzel ve güneşli bir havada eğitim dalışları için demirlediğimiz Jandarma Koyu’ndaydık.

Bu aralar internette Fikir Sahibi Damaklar tarafından başarıyla yürütülen bir kampanya var. Boyu 24 santime ulaşmamış Lüferlerin tüketilmemesi için Sarıkanat ve Çinekop satmayın, almayın, yemeyin onlar henüz erginliğe erişmemiş Lüferler ve eğer onları delicesine avlamaya -tüketmeye devam edersek gelecek kuşaklarımız Lüfer nedir bilemeyecek. Lüfer tarafından ısırılmanın ne olduğunu da bilemeyecekler. Almayın – Yemeyin- Satmayın, satanlardan alışveriş etmeyin, balıkçınızı bilinçlendirin, lokantanıza çinekop ve sarıkanat satmadığı için teşekkür edin.

Lüfer yıllardır çığlık çığlığa, sesini duymanın vakti geldi geçiyor, bu treni son vagonundan yakaladık yakaladık, yakalayamadık ne olacağı belli bu gezegende Dodo diye bir kuş vardı bir zamanlar tıpkı onun gibi Lüfer diye bir balık vardı bir zamanlar dememek için şimdi harekete geçme zamanı.

Istanbul Lüfere Hasret Kalmasın!!

 Bazıları için bunu anlamak gerçekten zor, onlara göre bu çabalar beyhude, The Cove filmi ve Taiji’de katledilen yunuslar ile ilgili yazdığım bir yazıya gelen bir yorumda, yunuslara üzülmenin gereksiz olduğu ve bu lüksün sualtı fotoğrafçılığı gibi burjuva hobileri ile uğraşan benim gibi dünyadan bihaber insanlara mahsus olduğunu asıl ezilen, öldürülen, baskı altında yaşayan insanlara üzülmek gerektiğini anlatan bir sayfalık bir vaaz vardı.

Bunu yazanın hayat tecrübesini, dünya görüşünü, ruh halini araştırmaya istek duymadım artık o kafada insanları kazanabileceğime inanmıyorum, onları kendi inançlarına havale ediyorum ama siz canım dostum siz onlardan olmayın rica ediyorum.

Parablennius gattorine - Horozbina

Tekrar konumuza dönecek olursak, yurdumun sualtında bulunabilecek en güzel konuları sıradan geçirmişim o dalışta. Ne horozbina kalmış ne triplefin ne dil balığı hepsi burjuva hobisi’nden nasibini almış. Ben de süper bir sualtı burjuvası olarak fotoğrafların hakkını vermişim aferim bana!

Bothus podas - Dil Balığı {Göz Detayı}

 En çok dil balığı ile uğraştığımı hatırlıyorum, her ne kadar 105mm biraz mesafe tanısa da diopter yüzünden kısalan odaklama mesafesi balığın huzur çemberine girmeyi gerektirince tam odaklamayı yapıyorsun beyimiz hoop kalkıp üç adım öteye gidiyor. Bu şekilde bir süre dans ettik kendisiyle.  Sonunda inatçı bir burjuvayla karşı karşıya olduğunu idrak eden dil balığı bir süre sabırla bekledi ve bir kaç kare için poz vermeye razı oldu.

Evet, bu haftaki yazı çok sevimsiz değil ama lodos etkisinde başlayıp poyrazla sona eren bir yazı bu, içerisindeki balıklar da tropik balıklar gibi süslü, renkli, süper modeller gibi alımlı değiller. Ama bizim balıklarımız onlar o nedenle yerleri apayrı. Lüfer’de bizim çocuklarımızın lüferi hepsine sahip çıkmak, koruyup kollamak gerek, çok geç olmadan.

Namaste,

Ailenizin Sualtı Burjuvası Uvvam Aziz Çelebi

2010 Istanbul

 

 

Hayat ne tuhaf vapurlar filan

By , October 13, 2010 10:12 am

Sunum - IZDOF - 2010

Merhaba, sevgili arkadaşım Yeşim Bilgin ile İzmir’de yaptığımız sunumun üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmiş. Bu sefer tekrarı perşembe günü ve farklı bir mekanda. Uzun zamandır uzak kaldığım arkadaşlarımı da görme fırsatım olacak bu sayede. Evet diğer yandan kitabın seyrüseferi fena sayılmaz en azından yayınevi öyle söylüyor. Bu arada bu konuyla ilgili acaip şeyler de devam ediyor bir yandan.

Londra’da mukim bir yayınevi kitabı Amerika ve İngiltere’de yayınlamak istiyormuş, mail attılar, görüştük, ilerideki projelerde belki birlikte çalışabileceğimiz konusunda mutabık kaldık. Önerdiklerinin tamamiyle mümkün olması bir yana tamamen anın şartları ve bir maceranın ortasında ikincisine başlamanın çok da mantıklı gelmemesi dolayısıyla fazla sıcak bakamadım teklife.

Diğer yandan birilerinin kitabın yurtdışında satabileceğini düşünmesi de güzel. Onun dışında sevgili günlük tadında bir yazı oluyor ama kusura bakmayın fotoğrafla ilgili yazı dönüşümde artık.

Namaste,

Panorama Theme by Themocracy