Posts tagged: Photography
Bilim
Sualtı fotoğraflarının kullanılması ve fotoğrafçının emeğinin karşılığı ile ilgili Tony Wu’nun şurada güzel bir yazısı vardı hatta başka fotoğrafçılar tarafından başka dillere de çevirisi yapılmıştı. Profesyonel fotoğrafçı denilen ve hayatını bu işten kazanan insanların karşılaştığı en önemli sorunlardan birisidir bu. Basit bir fotoğraf karesi gibi görünen bir eserin (eser diyorum farkındaysanız) fotoğrafçıya olan maliyeti konusunda bir fikriniz olmayabilir. Olmak zorunda da değil ancak bir fotoğrafı ticari bir üründe kullanmak size gelir kazandıracaksa bu fotoğrafın kullanım bedeli asla bedava olamaz olmamalıdır.
Bu bilimsel yayın ya da doğa koruma – konservasyon organizasyonları için geçerli değil elbette ancak geri kalanlar için durum budur.
Dün Barcelona Üniversitesi’nden gelen bir fotoğraf talebi üzerine aklıma geliverdi bu okuduklarınız. Büyük predatörlerin trace elementler kullanılarak takip edilmesi ile ilgili bir makale için bir fotoğrafımı kullanmak istemişler, mutluluk duydum.
Namaste,
Bir Macro Müptelasının İtirafları
Bu gün yazmak istemiyorum, bir kaç fotoğraf karesi koyup gideceğim. Bir nevi “Bir arkadaşa bakıp çıkacağım” durumu yani. Aslında yazmak istiyorum da nedense gücüm yok kusuruma bakmayın. Hayat bu aralar çok dinamik, yetişme çabam sürüyor, durmayalım düşeriz modunda kürek çekmeye devam ediyorum.
Keşiş yengeçlerini seviyorum, gerçi bütün canlılar sualtında ekmeğinin peşinde ama keşiş yengeçleri daha bir kalender daha bir gün görmüş hayvanlar. Zaten bu evrim dedikleri acımasız süreçten çıkıp varlığını sürdürebilmek için bütün canlılar seksen takla atıyor.
Evet, deniz atları da var mesela onlar da çok güzel canlılar, çok da kırılganlar. Bu hayvanları doğru düzgün fotoğraflamak çok zor mutlaka son dakikada kadrajı, kompozisyonu bozacak bir numara yaparlar bunlar. İlk Lembeh seyahatimde görmek istediğim yaratıklar listesi’nin (wishlist) en tepesinde denizatları vardı. Seyahatin 2. günü toplam 7. dalıştan sonra artık deniz atlarına dönüp bakmaz olmuştum. Her yerde envai çeşit deniz atı vardı.
Değişiklik
Yakın zamanda kısa ancak yorucu bir Amerika seyahati yaptık, 4 şehir gördük, 3 uçak ve 2 tren yolculuğu yaptık. Uzun zamandır görmediğimiz dostları görme şansımız oldu bir kısmını da görmek isteyip göremeden döndük malesef. Aşağıdaki fotoğraflar bu seyahatin izlenimleri ve herhangi bir önem sırası ya da ayrıcalık olmadan birazdan burada arz-ı-endam eyleyecekler. Her zaman sualtı yazacak değiliz ya bu sefer de böyle olsun ey okur.
İlk fotoğraf Boston – Massachusets – Freedom Trail dedikleri gezinti yolundan. Amerikan tarihi için önemli bir çok hadisenin geçtiği bölgeyi yürüyerek dolaştığınız bu güzergahta fotoğraftaki amcanın kırmızı ayakkabılarına ve köpeğine tav oldum. Bu arada en çok beğendiğim şehir de Boston oldu, birincilik telini izninizle Boston’a veriyorum. İki gün burada debelendikten sonra bir trene koyulup Providence – Rhode Island’a yola koyulmuştuk bile, kızımızı üniversiteden almak gibi önemli bir misyonumuz vardı.
Trenden indikten sonra bir süre sağda solda dolaştık ve ders saati bitene kadar zaman öldürdük, sonra College Hill denilen tepeye tırmanarak üniversite avlusunda beklemeye başladık. Yol üzerinde Kore şavaşında ölenlerin anısına yapılan anıtı gördük, soluklanmak için beş dakika dururken yerde döşeli tuğlalarda yazan isimleri ve kaderlerini inceledik. O zavallılar sonlarının Providence’ta bir parkta yere çakılı bir tuğlaya kazınacak bir isim olacağını bilseler taa buralardan kalkıp Kore’ye giderler miydi acaba? Neyse, yolumuza devam ettik ve üniversite avlusuna ulaştık. Hava güzeldi ve sincaplar ortalıkta fink atıyordu. (Türk sincapları olsalar cirit atarlardı oysa Amerikan sincapları fink atmayı tercih ediyorlar. Bilmeyenler için ise Fink buralarda atılabilen bir şey). Bu sincapların akrabaları bir gün önce Harvard Üniversitesi’nin bahçesinde halay çekiyorlardı. Neyse daha ders saatinin bitmesine çok vardı ve zamanı etraftaki gençleri gözlemleyerek geçirdik. Bir süre sonra beklenen buluşma gerçekleşti, arkasından uzunca bir zamandır Providence’ta yaşayan dostlarımızı da ziyaret ettikten sonra Boston’a döndük bir sonraki macera yarın başlayacağı için erkenden yatmak gerekiyordu.
Ertesi sabah bir uçağa atlayıp doğruca Orlando, Florida’ya yollandık çünkü öyle yapmamız gerekiyordu ve aklıevvel tüm insanların Ağustos ayında Florida hudutlarından çıkmalarına aldırış etmeden cesurca bir aldırmazlıkla kendimizi Orlando’da buluverdik. Hava cehennem gibi sıcak olmasından başka tamamen random bir şekilde yağan ve süresi belirsiz yağmurlar maceramızı başka boyutlara taşıyordu ama kararlıydık. Kissimee’de göl kıyılarında dolaşacak timsahlara selam söyleyecek Universal Studios’u karış karış gezecektik. Sayılı gün çabuk geçiyor dostlar, zamanımızın çoğunu geçirdiğimiz Hogwarts ve Hogsmeade atraksiyonlarının tadı damağımızdan silinmeden başka bir sabah erkenden kalkıp bizi New York’ a götürecek olan uçağa kurulmuştuk bile.
Isınamadığım tek şehir New York oldu, sanırım çok yaşlıyım burası için. İlk gün gökdelenlere bakmaktan boynum ağrıdı ve her tarafı sarmış olan trafik işaretleri ve insan kalabalığı resmen boğdu beni. Sabah dokuzda şehre ulaşmıştık ama otel odası saat 15.00 te boşalıyordu ve eşyaları otele bırakıp sokaklara dökülmekten başka yapacak bir şey de yoktu. Bu durum bolca gökdelen fotoğrafı çekmeme sebep oldu. Amerikalıların da çocuklarıyla ilgili dertleri varmış ve onları anlatan t-shirtler yapmışlar.
Sokaklarda amaçsız bir şekilde yürümenin zevki kendisini yorgunluğa bırakmaya başlamıştı ki çift katlı hop-on / hop off tur otobüslerini ve onları komisyon karşılığı pazarlayan Senegal’li kardeşlerimizi gördük. Otobüse kurulduk ve rehberin binalarla ilgili gerçekten ilgi çekici sunumunu dinleyerek Manhattan’ı turlamaya başladık.
Değişik binalar, değişik fasadlar, değişik dokular sunuyordu şehir bize bu arada bu seyahat için yanıma aldığım eşimin kamerası Olympus Micro 3/4 E-PL1 hiç fena bir kamera değil diye düşündüm birden. Rehber abla binalarla ilgili gerçekten ilginç şeyler anlatıyordu.
İki saatlik bu otobüs yolculuğu sırasında bir sürü ilginç şey öğrendim ve unuttum. Tura katılmadan Broadway’de Chicago müzikaline bilet almıştık ve sabah 4.00 ten beri ayakta olduğumuz için artık iyice yorulmuştuk. Trump Tower civarına geldiğimizde makinenin şarjı bitti aşağıdaki kareyi çekip makineyi kapattım.
Otobüs başlangıç noktasına geri döndüğünde odamız hazırdı, akşamki oyuna kadar güç topladık. Sonrasında oyunu seyrettik gerçekten inanılmazdı ve salon neden tıklım tıklım dolu anlaşılıyordu.
Şimdilik bu kadar, bir sonraki yazıda Türk’ün B&H Photo Video ile imtihanı var a dostlar.
Namaste,
Mind controlling alien parasites
Aziz efendi’nin Lembeh tefrikalarının yeni bir bölümüyle karşınızdayız. “Ayı’nın on tane fıkrası vardır onu da armut üstüne” diye bir çok sevdiğim bir söz vardır, benim de dalış hikayelerimin içinde Lembeh’in ayrı bir yeri var. Kim bilir belki bir gün sadece Lembeh’e özel bir kitap bile yazabilirim. Neyse en son lembeh seferinde gördüğüm ilginç canlılardan birisi bu hikayenin konusu.
Dalış rehberi yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz karidesi gösterdiğinde “Aaa yumurtaları var” diye düşündüm. Bir kaç kare fotoğrafını çektikten sonra da dalışa devam ettim. Döndükten sonra tür tayini için internet’i araştırırken ümlü sualtı fotoğrafçısı Tony Wu’nun blog‘unda şu yazıyla karşılaştım. yazıyı ve altındaki yorumları okuyunca fotoğrafta görülen karidesin altındakilerin yumurta değil de bir tür parazit organizmanın organları olduğunu anladım ve eldeki kaynakları kullanarak Rhizocephala denilen bu parazit canlıları araştırmaya koyuldum. Bu arada yukarıda linkini verdiğim yazı bir sene önce yazılmıştı.
Etimolojik açıdan bakacak olursak Rhizo kelimesi yunanca kök anlamına gelen Rhiza kelimesiznden geliyor cephala ise yine yunanca kafa anlamına gelen kefalos kelimesinden yani anlamı kök kafa. Konuk olduğu organizmadan suya salındıktan sonra günlerce serbest dolaşan bu tür karından bacaklılardan uygun bir örneğe bulaştığında ilk iş sindirim sistemine yerleşerek kendi hücrelerini enjekte ediyor ve gelişmeye başlıyor. Bulaştığı canlıyı salgıladığı kimyasallar vasıtasıyla kısırlaştırdıktan sonra onun karın kısmından tomurcuklanarak yumurta içeren organlarını dışarıya salıyor. Bu aşamada salgıladığı kimyasallarla kurbanını cinsiyetine bakmaksızın hamile olduğuna inandırıyor ve parazit organlara kendi yumurtaları gibi bakmasını onları korumasını sağlıyor. Erkek organlarla birleşen dişi parazit hücreler yumurtalar olarak suya salınıyorlar ve kurbanın içinden ikinci nesil parazitler ürüyor.
Korku filmi senaryosu gibi ama tümüyle gerçek. Konu ile ilgili şurada güzel bir yazı var ve Wikipedia‘da oldukça detaylı bilgiler içeriyor. Yani bu dünyada yengeç ya da karides olmak da kolay değil sen günlük hayatında business as usual gezip yengeçlik karideslik yaparken başkaları senin hayatını bitirmek için planlar peşindeler hem de öyle böyle değil. Bulaş, kısırlaştır, beynini kontrol et, üre, bırak ölsün gibi basit bir algoritma ama kompleks kimyasal ve fiziksel yöntemlerle. Yazıyı bağlarken aklıma son zamanlarda radyolarda kulağımı tırmalayan Katy Perry ve Kanye West şaheseri olan E.T. isimli şarkı geliyor. Uzaylıları aramak için fazla uzağa gitmemize gerek yok aslında.
Namaste,
PS: Konuyla azıcık ilgisi olduğu için bu tırt şarkıyı buraya koyduğum için pişmanım ama bir yemin ettim ki dönemem.
English Abstract:
Rants and ravings about a photograph that i took in Indonesia – Lembeh Straits. The photo is very similar to a photograph taken by famous underwater photographer Tony Wu in the link provided above. I too was thinking that the shrimp had eggs when i was taking the phot however reading the blog post in Tony Wu’s blog i have realised that it is in fact a shrimp infested by a Rhizocephalan parasite.
It is a small world even in Lembeh Strait.
Namaste,
Banggai Cardinalfish
Merhaba,
Şu şarkıyı dinleyerek başlıyorum bu yazıya, şarkı Moskva-Odessa Vladimir Vysotsky’nin sevdiğim şarkılarımdan birisi. Vladimir Vystostky sevdiğim rus ozanlarından biri tıpkı Okudzhava gibi Rosenbaum gibi. Bu şarkıları sevmek için rusça bilmenize gerek yok gerçi bilseniz daha da süper olur ama o kadar insani duygularla yazılmış şarkılar ki bunlar anlamasanız da size bir şeyler hissettirirler. Bazı zamanlar hayatımın azımsanmayacak bir kısmını geçirdiğim o soğuk ülkeyi özlüyorum hele şimdi tam da o zamanlar başımdan geçenleri yazmaya başlamışken eski dostları ve anıları hatırlayıp hüzünlenebiliyorum aptalca.
Neyse, Endonezya’dan döneli fazla olmadı sağ elimdeki hydroid yarası daha iyileşmedi dolayısıyla henüz kurumuş sayılmam ve bu gün sualtı konuşmak istiyorum geçmişi yad etmek değil. Bu seyahatte bir çok şaşırtıcı şey gördüm sualtında, bir sürü nadir ve hayranlık verici canlı ile karşılaştım (işte tam bu anda sanki bir kaşif edasıyla yazdığımı farkedip yazıdan nefret ediyorum ama kusuruma bakmayın) daha önceden çekmeyi planladığım canlıların da bir çoğunun iyi kötü fotoğrafını .çekebilme şansım oldu. Mesela geçen seyahatte ilk kez gördüğüm Mantis karidesinin (Peacock Mantis Shrimp – Odontodactylus scyllarus) şu fotoğrafını çekebildim.
Bu canlının öylesine gelişmiş gözleri var ki bakışından kaçabilmek imkansız her iki göz de bağımsız olarak farklı farklı noktalara ve aynı anda birden fazla noktaya odaklanabiliyor. Bu canlının göz yapısı ve polarize ışığı görebilmesini inceleyen bilim insanları bu sayede yeni veri saklama yöntemleri geliştirmeye çalışıyormuş. Bu sefer bu canlıyı hem fotoğraflamayı hem de video görüntülerini çekmeyi başardım bir ara onları da göstereceğim. Ama asıl konumuz bu değil.
Konumuz Banggai Kardinal Balığı – Banggai Cardinalfish – Pterapogon kauderni, akvaryum ticaretinde çok tercih edilen bir cins olan bu balık aslında Endonezya’nın Banggai adasında endemik bir tür olarak yaşamakta iken akvaryum tacirleri tarafından bir şekilde Lembeh boğazı’na salınıyor asıl yaşam alanının 400 mil kuzeyine ve bu hareket sonucunda orada bulunan anemon balıklarını sindirerek kendisine bir yer ediniyor. Korunması gerekli canlılar listesindeki bu balığı hayatının çeşitli evrelerinde değişik hayatta kalma stratejileri izlerken görmek mümkün örneğin ufak tefek yavrular deniz kestanelerinin dikenleri arasında düşmanlarından korunuyorlar.
Bu fotoğraf şekil 1 A tadında oldu ama devam edelim, bu balıklar büyüdükçe anemonların arasında yaşayarak hayatlarını sürdürüyorlar. Güzel bir balık ve fotoğraflaması da göreceli olarak kolay. Ama konumuz bu değil, normal şartlar altında daha önceden defalarca fotoğrafladığım bu balık Lembeh gibi türlerin harman olduğu bir yerde çok da ilginç bir konu değil aslında. Ancak şöyle bir durum söz konusu burada sizin değil dalış rehberinizin ne gördüğü söz konusu ve rehberler o kadar tecrübeli ve o derece keskin gözlere sahip ki çoğu zaman gösterdikleri konunun ne olduğunu anlamakta zorladığım oluyor.
Son dalışların birisinde artık dalışın sonlarına doğru emniyet beklemesi yaptığımız sığlıkta rehber bana oradaki Banggai kardinal balıklarını gösteriyor. Ben başlangıçta ne olduğunu anlamıyorum ve bir süre rehberle bakışıyoruz.
Evet, fotoğrafta sıradışı olan bir şey var bakalım fark edebilecek misiniz? Bakmakla görmek arasındaki fark tıpkı oyuncu ile oduncu arasındaki rehber ile dalıcı arasındaki fark gibi hepimiz bakıyoruz farkı görebilenlerimiz yaratıyor. Biraz durduktan sonra rehber denge yeleğinin cebinden bir yazı tahtası çıkartıp bir cümle karalıyor ve bana gösteriyor ve ben donup kalıyorum. Sonra bir yarım saat aşağıdaki fotoğrafı çekmeye uğraşıp tüpte 30bar hava kalınca dalışı bitirip çıkıyoruz. Aşağıdaki fotoğrafa bakıp sıradışı olanın ne olduğunu göremezseniz üzülmeyin çünkü fotoğraf hayalimdekinden çok uzak ama o an çekebildiğimin en iyisi ve kusur sizin değil benim.
Evet, fotoğrafta sıradışı olanın ne olduğunu hala bulamadıysanız şöyle söyleyeyim yazı tahtasında şu yazıyordu “BABIES IN MOUTH” (ağzında yavruları var) fotoğrafa da dikkatli bakarsanız balığın ağzında yavrularının gözlerini görebilirsiniz. Sualtında bu detayı görebilen fark yaratıyor. Tabii fotoğrafı çekebilmek sadece beceri değil şans da gerektiriyor çünkü balık sürekli hareketli ve ağzındaki yavruları koruyabilmek için sürekli alarm durumunda. Dalış bitiminde teknede havlulara sarınmış sohbet ederken rehberin balığın ağzında kaç yavru olduğunu söylemesi de ayrı bir hayret konusu.
Tabii bu sadece keskin görüş değil rehberin o bölgede yaptığı 20000+ dalışın birikimlerinin de sonucu. İşte Lembeh bu yüzden güzel iyi bir rehberle daha da güzel. Bakmakla görmek arasındaki farka dair güzel bir yazı ve nefis fotoğraflar için vaktiniz varsa Çiğdem Cooper’ın şu yazısına da bakmanızı salık veririm.
Kendinize iyi bakın
Namaste,
PS: Ben yazı falan okumayayım, bana hikaye anlatma fotoğrafları göster yeter diyenler için fotoğraflar Kahvi Collective müzikleri eşliğinde aşağıda.
Critter Hunting in Lembeh Indonesia
Hayat devam ediyor.
Evet dalmayalı uzun zaman oldu, o kadar uzun zaman oldu ki güneşte serilmiş dut pestilinden beter vaziyetteyim. Kurudum kaldım, kıpırdanamıyorum. Bir sürü irili ufaklı şey olup bitti ve olup bitmekte. Mesela yakında hazırlandığım bir kuşak sınavı var epey terletiyor bizleri bu aralar. Başlayıp yarım bıraktığım projeler var (LED fener, Ring light, Macro Light projeleri). Ekmek arası Tenoksikam’a mecbur eden sırt ağrıları var, arkadaşlarla başlayıp bitirdiğimiz bir öykü kitabı var “Asla Yalnız Yürümeyeceksin!” adında şurada haberi ve bizlerin bir grup fotoğrafı var.
Planladığım ama kursağımda kalan seyahatler, başlanan ve yarım kalan projeler, kaybettiklerim, yitip gidenler, çıkıp gelenler ve daha bir dolu şeyle birlikte ömrümüzün kum saatinden eksilen kumlar var. Deniz de var ama dalış eksik açığı çok acele kapatmak gerek. Fotoğraf iki yıl önce çıktığımız dalışlı deniz yolculuğundan bir güney kızıldeniz karesi. Kitap uzun zamandır uğraşamadığım ancak belli bir düzen içerisinde kendi kendine ağızdan ağıza yayılan bir konuya dönüştü. Hiç tanımadığım insanlardan çok olumlu geri dönüşler aldım kitapla ilgili ve bu beni çok ama çok fazla mutlu etti.
Kafamda iki yeni proje var bir tanesi küçük bir öykü kitabı; neredeyse doğduğu zamandan bu yana kızım için çeşitli yerlerde yazıp biriktirdiğim kendi hayatıma ve başımdan geçenlere dair kısa öykülerin toplanmasından oluşan Aziz Efendi’nin kısa tarihi. Diğeri ise son zamanlarda aklımda olan bir sergi+kitap projesi (daha fazla efor+para gerektiriyor) sanıyorum bu sene yapılacak seyahatten sonra şekillenecek.
Hayat devam ediyor, deniz uzaklardan sesleniyor ben dalacağım günün hayalini kuruyorum.
Kendinize iyi bakın,
Namaste,
Ghost pipefish
Bu günkü konumuz ghost pipefish yani hayalet borubalıkları. Bali dalışları sırasında Tulamben yakınında gittiğim Seraya’s Secrets dalış noktasında bu balıklardan bolca fotoğraflamak şansına eriştim. İlk başta fark edilmeleri oldukça güç olan bu canlılar başaşağı yüzüş pozisyonları ve yaşadıkları ortama olan inanılmaz uyum (kamuflaj) yeteneği ile hayatta kalma savaşında bir avantaj elde ediyorlar.
Bu fotoğraftaki örnek süslü hayalet borubalığı yani Solenostomus paradoxus, arkadaki mavi arkaplanı elde edebilmek için örtücü süratini 1/20-1/60 arası ayarlayıp diyaframı da F7-F13 gibi bir açıklığa getirmelisiniz, konuyu da karışık arkaplandan ayırıp arka planında sadece su olacak şekilde ayarlarsanız masmavi bir arkaplan olur ki bazı konularda tadından yenmez. Bu fotoğrafta TTL doğru çalışmadığı için ışık istediğim gibi değil ama ana fikir değişmiyor tabii. Normalde macro fotoğraflarda ana amaç konuyu arka plandan soyutlamak olduğu için yukarıdaki gibi yaratıcı teknikler dışında klasik siyah arka planı elde etmek için f18 ve üzeri bir diyafram ve 1/200 ve üzeri bir örtücü hızı ve flaş kullanarak konuyu arkaplandan soyutlamak mümkün.
Dalış noktası daha önceki bir yazımda da bahsettiğim gibi, çamur dalışı diye tabir edilen ve sığ suda yaratık avlayarak macro ağırlıklı çekim yapılan dalışlara ev sahipliği yapan bir yer. Lembeh boğazındaki hayalet borubalıkları Bali kuzenlerine göre daha huysuz olduğundan mıdır bilmem orada bu türü fotoğraflarken çok zorlanmıştım. Zaten konu ufacık bir de tam fotoğraf çekilirken dönme huyu var ki sormayın gitsin.
Bu balıkları fotoğraflamak ve sualtında izlemek çok çok zevkli. Seraya’s Secrets, Lembeh ile kıyaslamak mümkün olmasa da güzel bir dalış noktası ve yıllardır peşinden koştuğum 2 türü orada fotoğraflamak şansına kavuştuğum için kalbimde belirli bir yeri var. Ancak genelde Bali dalış açısından bir çok dalış türüne imkan verdiği için iyi bir seçim. Hem akıntı dalışı, hem batık, hem çamur dalışı hem ilginç canlılar (özellikle Mola Mola ve Manta balıkları) için dalgıç insanının mutlaka gitmesi gereken bir yer.
Buna Endonezya’nın kendi güzelliklerini ve kültürünü de katacak olursanız karar vermeniz daha da kolaylaşacaktır. Bu yazı Bali yazılarını bu sefer gerçekten sona erdiriyor yeni bir konuyla huzurlarınıza gelene kadar kendinize iyi bakın.
Namaste,
Fish Portraits
Balık portresi çekmenin püf noktalarını ustalarımız şöyle anlatmıştı bize:
- Balığın gözü mutlaka net olmalıdır, izleyici ilk önce balığın gözüne bakar
- Balığın yüzünde bir ifade yakalayabilmek önemlidir, tecrübe ister ama başarabildiğinizde çok güzel neticeler verir
- Balığı herhangi bir faaliyet sırasında (beslenmek, kavga vs.) görüntüleyebilirseniz fotoğrafınıza daha fazla anlam katabilirsiniz
- Balık fotoğraflarında balığın tamamı veya sadece fotoğrafın konusu olan kısmı kadrajda olmalıdır, kuyruk yüzgeç gibi kısımları kesmemeye dikkat edin.
- Balık fotoğraflarında balığın yüzgeçlerinin açık olması ayrıca önemli bir noktadır, fotoğrafa güzellik katar
- Aynı türden iki canlı karede daha güzel görünürler (ön plan ve arka plan konuları olarak)
Unuttuklarım varsa affola tabii ancak zaman içerisinde bu noktalara dikkat edilerek çekilen balık fotoğraflarının daha başarılı ve etkileyici olduğunu ben de gözlemledim.
Bu maddelere sadık kalınarak çekilmiş ve doğru pozlanmış bir balık fotoğrafı diğerlerinden kalitesiyle ayrılacaktır. Bir sonraki fotoğrafta yer alan ve Stichodactyla haddoni isimli anemonla ortak bir yaşam sürdüren Panda Anemon balığı üzerindeki temizleyici karidesle hem davranış hem tür çeşitliliği kriterlerini sağlamakta.
yazıyı bitirmeden değinmek istediğim bir başka konu da sualtı fotoğrafçılığında en önemli şeylerden bir tanesi, vizyon sahibi olmak.
————— Buradan sonraki linklerde parazit fotoğrafları var eğer hassassanız bakmayın ama bence çok kötü değil
———————–
Lembeh’te fotoğraf çekerken tanıştığım amerikalı bir sualtı fotoğrafçısı’nın amacı balıkların sıklıkla da anemon balıklarının ağzında yaşayan bir paraziti fotoğraflamak için oradaydı. Duyunca ilk başta çok acaip gelse de balığın dilini yiyerek onun yerini alan ve hem dilin işlevini yerine getirip hem de kendisi beslenip barınan bu küçük kabuklu parazit Cymothoa exigua çok ilginç bir canlı ve eğer şanslıysanız anemon balığının ağzından size bakan gözlerini görebilirsiniz.
Burada ben balıkları fotoğraflarken hanımefendinin balıkları çoktan bitirip köşeye koymuş ve parazitleri kovalıyor olduğu gerçeği beni hem motive ediyor hem de yapacak ne çok işim olduğunu acımasızca hatırlatıyor.
Namaste,
B as in Balinese
Bali yazıları devam etmekte. Geziler sırasında yolumuzun düştüğü Goa Gajah tapınağı (Fil Mağarası anlamına geliyor) benim en çok beğendiğim tapınaklardan birisi oldu, tapınağın kendisi o kadar cazip olmamasına rağmen tüm hayatını oraya adamış ve akıl sağlığı pek de yerinde olmayan bir budist rahip geziyi son derece keyifli bir hale getirdi.
Tarihi 9. yüzyıla kadar giden bu mekan ilk başlarda kapısına oyulmuş kötü ruh sembollerinin file benzetilmesinden dolayı bu ismi almış, mağaranın içinde antik devirlerden kalma sunaklar ve semboller var. Dışarıda ise deprem sonucu yerle bir olmuş ve parçalanmış bir buda heykeli ile devasa banyan ağaçları ve bir havuz sistemi var.
Buradaki ağaçlar çok etkileyici, aşağıdaki parçalanmış buda heykelinin yanına kadar inmek de mümkün, ilerideki küçük ve nilüferlerle kaplı bir havuzda çok çok güzel yansımalar var. Tapınağın sürekli sakini olan keşiş sürekli gülümsüyor ve etrafındaki sadece kendisinin görebildiği arkadaşlarıyla konuşuyor. Elindeki küçük süpürgeyle etrafı temizliyor ve gelenlerin yaptığı yardımlarla hayatını sürdürüyor.
Fotoğraf çektikten sonra yavaş yavaş oradan ayrılıp Nusa Dua’ya dönüyoruz, gecenin son atraksiyonu Nusantara (Endonezya) Halk Dansları. Bir kısmı oldukça ilginç olan bu danslar genellikle Gamelan denilen geleneksel müzik eşliğinde görsel bir şölene dönüşüyor.
Dans gözterisi ile geceyi kapatıyoruz, zaten bütün bir gün boyunca yorgunluktan yıkılan bedenlerimiz uykuya teslim oluyor.
Namaste,
































