Berlin Berlin
Berlin Berlin!
Çok kısa bir Berlin seyahati vardı geçen haftasonu. Çok severim Berlin’i en son altı yıl önce fırsat olmuştu gezmek, çok az şehir bu kadar şaşırtabilir insanı avrupa içinde. Neyse lafı fazla uzatmak niyetinde değilim o nedenle fotoğraflara yavaştan geçelim diyorum müsaitseniz. Kısa seyahatlerde yanıma Nikon ve tüm aksamını alamıyorum bu durumda kurtarıcım küçük Olympus E-PL1 devreye giriyor. Bu fotoğraflar da onunla çekildi, sayıca fazlalar ama keşke daha da fazla olabilselerdi.
Господи ! Помоги мне выжить среди этой смертельной любви!
Tanrım, bu ölümcül sevginin arasında hayatta kalmama yardım et! Leonid Breznev, doğu alman komünist partisi genel sekreteri Eric Honecker’i kardeşçe öpüyor. Bölünmüş Almanya ve bölünmüş Berlin’in en güzel simgelerinden birisi, bu sahne Dimitry Vrubel tarafından 1990 yılında duvarın bir parçasına resmedilmiş. Duvar artık yok, bazı parçaları şehrin bazı yerlerinde sergileniyor ama duvarın izleri her yerde. Silinmeleri için bir kaç nesil geçmesi gerek.
Soğuk savaş döneminin simgelerinden Charlie Nizamiyesi ya da Checkpoint Charlie, doğu ve batı arasında duvar çekilmişken kullanılan üç kapıdan birisi, şimdi yerinde bir kopyası duruyor, orada bekleyen üniformalı adamlarla fotoğraf ektiriyor turistler, nostaljik bir durum söz konusu, benim ilgimi ise fotoğraf çektirirken kullandıkları şapkalar daha çok çekti, klasik rus askeri şapkaları dışında yeşil nefteli Pogranvoiska (Sınır birlikleri) şapkaları çekti. Neyse yolculuğumuz devam ediyor, Charlie Nizamiyesi, kontrol noktası ya da adına her ne derseniz deyin, oradan Friedrichstrasse boyunca yürüyoruz amacımız Brandenburg kapısına ulaşmak. Avrupa’da bir yerlerde yürürken dikkatli olmak gerek.
Müze içerisinde Nazi vahşetinin kurbanları olan milyonlarca insanın arasından Etty Hillesum gibi günlükler tutanların hikayelerini ve sistematik yoketmenin dehşetini okuyabiliyorsunuz. Burası yüreğinizi burkacak ama buna benzer olayların bir daha olmaması için insanların bütün gerçekleri öğrenmesi gerek. Herkes kendi şeytanlarıyla yüzleşmeli.
Buradan yolumuz Bergama Müzesi’ne düşecek, orada Bergama, Milet, Yazılıkaya, Babil gibi yerlerden Berlin’e gelmiş bir çok eseri göreceksiniz, içiniz burkulacak, size tavsiyem önce müzeyi gezip sonra ASISI panoraması’nı gezmeniz o zaman çok daha etkileneceksiniz. Müzede bir çok şaheser var ancak beni en çok etkileyenlerden birisi yukarıdaki gelin heykelciği. Bu heykel İzmir – Aliağa antik Kyme kentinden buraya gelmiş. Daha önce iş gereği defalarca dolaştığım Kyme’den bir eseri burada görmek ilginç.
Son olarak uzun bir yürüyüşle Bundestag’a geliyoruz, buradan en yakındaki birahaneye ulaşıp weizbier gezegenine ışınlanmadan önce parkta devasa baloncuklar yapan adamcağızı huzurla seyrediyorum.





































