Canım Kardeşim !
canım kardeşim,
senden istirham ediyorum beni iyi dinle, sanma ki bu yazdıklarım deli saçması, sanma ki gündüz vakti kafa iyi çalakalem döktürüyorum. çok doluyum be canım kardeşim, inan sana sadece bunun için yazıyorum. orfoz için yani, diyeceksin değer mi? değmese yazar mıyım? bilirsin sen beni. bak bir kere, önce orfoz ne onu konuşalım.
orfoz, sualtının ağır abisidir, üzerinde yatmaya bayıldığı siyah pofuduk süngerlerden arada sırada etrafta olan biteni kesmek için kafasını kaldırdığında göz göze gelirsin. o esnada bu muhteşem anı uzatmanın tek yolu vardır. nefes tutacaksın, çünkü yurdum sularında bulunan orfozgiller regülatörden saldığın havanın sesini duyar duymaz topuklayıp kaçarlar. sana ve grubun geri kalanlarına da orfoz tozu yutmak kalır. oysa tüplü dalış eğitiminde, en kazma hocanın bile öğrencisine ilk öğrettiği şeydir “asla nefes tutmayacaksın” ama sen tutarsın, mecbursun çünkü.
oysa av baskısının ve kıyımın olmadığı coğrafyalarda bu durum böyle değildir. orfoz ve lahozlar kaçmazlar ademoğlundan, elinle beslersin köpek gibi tüm dalış boyunca peşini bırakmaz. mesela kıbrıs bu coğrafyalardan biridir. öyle kaptan cousteau gibi kızıldenize kadar gidip orfozu besleyip sonra aşağıda kafese kapatıp maymunluk yapmana da gerek yok.
bir lokma kuru ekmek veya bolibifle başlayan dostluk bitmez. en güzel kareler için poz verirler sana orfozlar. burada başka bir problem çıkar, ilişki kişiselleşmeye başlar orfoza isim koyarsın, fred gibi haydar gibi. bu da yanlıştır canım kardeşim, yarın bir gün elin oğlu gelir fred’in alnının şakına şişi çakar. sonra bir de fotoğraf çektirir elinde trofesiyle sen üzüldüğünle kalırsın. o nedenle yapma canım kardeşim, bırak o orfoz diye kalsın, lahoz diye bil sen onu. öyle isim takma olaylarına girme.
bu arada hayvanı hazır yeme alıştırıp bokunu da çıkarma canım kardeşim, bırak o yine resifin besin zincirinde tepelerdeki yerini korusun cin gibi zeki ahtapotları, ürkek böcek ve kabukluları affetmesin. bir daldığın resife bir daha en az bir hafta uğrama canım kardeşim.
bu arada senden bir ricam daha var, illa ki avlanacaksan ve illa ki orfoz vuracaksan canım kardeşim, bunu nefesle ve fener kullanmadan gündüz vakti eşit şartlarda yap,hayvanın boyuna posuna da dikkat et, atış yaptığına değsin, yap ki bende sana saygı duyayım “vay be elin oğluna bak 26 metreden orfoz çıkarmış baba” diyeyim, ama sen avlama ben de demiyeyim canım kardeşim çünkü yasak zıpkınla orfoz avlamak.
üstelik bunun tüple, fenerle, çay kaşığıyla yapıldığını duyunca ağzımdan dökülen küfürlerin haddi hesabı yok canım kardeşim.
bundan çok değil beş yıl önce her dalışta 5-6 orfoz gördüğüm yerlerde , dinamit, zıpkın, trol gibi güzide insan icatları yüzünden deniz çıyanı ve kestaneden başka bir şey kalmadı be kardeşim, elinizden gelse, eti para etse papaz balıklarını avlayacaksınız. hoş dinamiti sallayınca onları da siliyorsunuz sualtı haritasından yapmayın canım kardeşim.
yapmayın ki sualtına yeni yeni merak salan gençler orfozu, lahozu, sinariti fangri mercanı, mığrı ve müreni, böcek ve ıstakozu, levrek ve akyayı sadece tarım ve köy işleri bakanlığının sirkülerlerinde veya balıkçı kahvelerinde eski mancornaların sohbetlerinde değil iki karış suyun altında da korkusuzca görebilsinler, başkalarına anlatabilsinler.
bak laf nereden nereye geldi, ama çok doluyum bıraksalar saatlerce yazarım durmaksızın. neyse canım kardeşim, işte lafın hülasası bu, şimdi ben bunları niye yazıyorum sen hala bilmiyorsun, anlatsam da anlamayacaksın belki de. ama atılan dinamit yüzünden suyun dibine çökmüş veya orta suda çırpınarak can çekişen balıkları görünce 3-5 kilo balık için yapılan şerefsizliğe isyanımdan yazıyorum.
kendine iyi bak, hepimize orfozları sadece ansiklopedilerde görmeyeceğimiz güzel günler diliyorum.


