Posts tagged: Ölüm

İnsan olmadığınızı biliyorum.

By JustAddWater, April 13, 2010 1:01 pm

Ancak hayvan diyerek hayvanlara hakaret etmek de istemiyorum. Şu haberi okudum ve tepemin tası attı sakinleşemiyorum. Nasıl bir insan kendi halinde bir canlıya taşla tekmeyle saldırır, hiç bir şeyinizin haddi hududu yok be! Sevmeyi de bilmiyorsunuz nefretten de anlamıyorsunuz, hayvanı severken bezdiriyor sonra gördüğünüz yerde taşla, sopayla, tekmeyle saldırıyorsunuz.

Sizin hiç bir şeye hayvan demeye hakkınız yok kardeşim, o sıfatı kendiniz için bile kullanamazsınız. Haddinizi bilin. Bu ülkede hayvan hakları denilen şey hikaye, geri kalan hak hukuk zaten gak guguk dolayısıyla meydanı boş bulan sopayı taşı alan başlıyor birilerine bulaşmaya. Akdeniz foku denilen canlı nesli tükenmekte olan bir tür, sizin gibi debiller yüzünden tükeniyor hem. Ayıbını anlayıp zavallıya en azından dokunmaman gereken sen insan suretindeki şey, sen ne yapıyorsun? Hayvanı taşlıyorsun, tekmeliyorsun.

Ondan sonra çare zavallı Badem’i yaz sezonu geçip tatilciler gidene kadar kafese kapatmak oluyor, asıl sizi kafese kapatmak gerek. Akdeniz foklarıyla sualtında iki kez karşılaştım, başkalarının karşılaşma hikayelerini ve benden daha şanslı olanların çektikleri fotoğrafları da izledim. Sualtının tartışmasız en güzel canlılarından birisi senin 3 kuruşluk keyfinin mezesi değildir, olmamalıdır arkadaşım. Ben senin çocuğunu taşlayıp tekmelesem ne hissedersin bir düşün bakalım.

Mensubu olduğunuz herhangi bir semavi din varsa ona da bir bakın bu eziyet caiz mi diye eliniz değmişken. Eğer inançlı değilseniz vicdanınız varsa ona elinizi koyun. Biliyorum ne kadar yazsam (k) da bu düzen değişmeyecek. Çocukları küçük yaştan eğitmek gerek belki o sayede gelecek nesiller için bir umut olabilir ama sussam da gönül razı değil.

Akdeniz foku - Monk Seal - Monachus monachus

 Yukarıdaki fotoğrafı Akdeniz’de çektim çekebildiğim bir kaç kareden birisiydi sonra rahatsızlık vermemek için kapısında beklediğimiz mağaradan uzaklaştık. Bu güzel canlının zerafet ve sabrı hala aklımdadır. Fotoğrafik açıdan hiç bir önemi ve albenisi yok ama benim için çok önemli bir karedir. Umarım bir gün bu canlıları sadece kitaplarda görmek zorunda kalmayız.

Namaste,

Vahşiyiz.. Vahşisiniz…Vahşiler!

By JustAddWater, January 27, 2010 10:41 pm

Bu yazı iki gündür beynimin kıvrımları arasında (evet kıvrımlıdır benim beynim) cam kırığı misali dolanıp duruyor, batıyor rahatsız ediyor ama onu çıkarıp buraya dökmek şu ana kısmetmiş.

Bana “Dalış yaparken en mutlu olduğun ilk beş dalışı anlat!” deseler,  -ki arada sırada birileri söylüyor bunu- sanırım kızım ve eşimle birlikte yaptığım dalışlardan sonra en mutluluk veren dalış Sataya Resifi‘nde özgür yunuslarla yaptığımız kısacık ama bir ömür boyu unutulmayacak danstır. Aletli dalışın yasak olduğu bu resif birey sayıları 30 ila 100 arası değişen yerleşik yunus kolonilerine ev sahipliği yapmaktadır. Burada şnorkel ve palet gibi temel malzemelerle donanmış olarak yüzebilir ve yunusların size izin verdiği ölçüde (misafirlik kuralları gereği) onlara yaklaşabilirsiniz. Resifin dışında demirleyen dalış teknesinden zodiac botlarla son derece yavaş olarak resife girip yunusların tahmini yerine doğru seyrederken ıslıklar çalarak onları varlığınızdan haberdar edersiniz.

Dolphin at Sataya Reef

Sataya Reef - Dolphin - Red Sea

Gerçi buna çok da gerek yoktur, onlar orada olduğunuzu zaten biliyorlar.  Yeterli mesafeye yaklaşınca kendinizi sırtüstü suya bırakırsınız ve ilk karşılaşma gerçekleşir, siz ne kadar doğal davranırsanız birlikteliğiniz de o kadar uzun sürer, yunusları sualtında dalıp çıkarken, cilveleşip şakalaşırken izler ve hayran kalırsınız.

Sualtının bu zeki canlıları insanlarla karşılaşmalarında her zaman bu kadar şanslı olamıyorlar, her türlü yetersizliğin faturası onlara kesilebiliyor, balık mı azaldı? avlar eskisi gibi değil mi? öldüresiye, kökünü kurutana kadar avlandığımız kimsenin hatırında ve umurunda değil. Hemen bir sivri zekalı çıkıyor ve fetvayı yapıştırıyor, “Yunuslar günde 150kg balık yiyor, sayıları da iyice arttı balık ondan azalıyor” ondan sonra av tüfeğini, süngülü zıpkınını alan yunusların peşine kan davasına gidiyor. Ölüleri kıyılara vuruyor vurmayanlar da denizde leş yiyicilere ziyafet oluyorlar. Bu döngüyü her tekrarlanışında tiksintiyle izleyerek defalarca gözlemledim. Her seferinde ölmüş ve artık kimse için tehlike arz etmeyen yunuslar çürümeye yüz tutan gövdeleriyle cansız karaya vurdular.

Dance of the Dolphins

Sataya Reef - Dolphins - Red Sea

Kızıldeniz’den önce en son Moda iskelesinde tesadüf etmiştim onlara, bir dalış için Yassıada’ya gitmek üzere teknede bekleşirken hemen dibimizden suyu delerek çıkmış uzunca bir süre oynaşarak yüzümüzde bıraktıkları gülümsemelerle maviye karışıp kaybolmuşlardı. Arada yaz günleri sahilyolundan giderken veya denizde dikkatli gözler onları görebilirdi. Bu kadar güzel ve sevimli canlılara karşı insanoğlunun garez besleyebileceğini, onları sistematik bir şekilde katledebileceğini, etlerini yiyebileceğini bilmezdim. Öğrendim ve dilim tutuldu, konuşamadım.

The Cove bu açıdan uzun yıllardır izlediğim en çarpıcı belgesellerden birisi oldu, insanoğlunun kendi türünden olanlara uyguladığı vahşiliği evvelahir biliyoruz, şanlı tarihi soykırımlarla dolu vesselam. Ancak besin zincirinden tür eksiltecek mertebelerde yaptığı gerizekalıca kıyımlara yeni yeni şahit oluyoruz. Bu akıllara şu soruyu getiriyor, “Neden bu kadar acımasız insanoğlu?” filmi izlediğinizde bunun boyutlarının sadece insanlarla kalmadığını, hükümetlere ve onları politikalarına kadar uzandığını, oyların alınıp satıldığını, kamuoyunun yalan yanlış bilgilerle tıpkı kahvehanelerde “Bir yunus günde 200kg balık yiyor hacım hep onların yüzünden” diyen cahil cühela takımı gibi sistemli dezenformasyonun insanların olan bitene dur diyememesi için yayıldığını görüyoruz. Bu filmi bir şekilde seyredin.,

The Rush

Sataya Reef - Dolphins - Red Sea

Filmi izledikten sonra insanoğlunun etrafındaki her şeyi nasıl büyük bir verimlilik ve sistemle yok etmeye yetkin olduğunu göreceksiniz. Göremeseniz de seslerini -ki kuş cıvıldamasına benziyor- çok uzaklardan duyabildiğimiz bu güzelim canlıların ne kadar zeki ne kadar sosyal ve uyumlu olduklarını görme şansı bulanlarınız onları esaret altında görmeye dayanamayacaktır. Tutsak yunuslar ile ilgili şu bilgiler ve şu rapor bu konuda okuyucuların ufkunu açmak için birebir. Sırf birileri yunuslarla yüzecek birileri hoş vakit geçirecek diye bu hayvanları yuvalarından koparıp aç bırakarak eğitmek en az yarısını bu uğurda telef etmek, bu şekilde binlerce yunusu avlayıp show dünyası’na pazarlayamadıklarını da kesip yemek için nasıl bir yaratık olmak gerekiyor bilmiyorum.

Bu konuda ülkemizde başka yayın ve belgeseller de var mesela Savaş Karakaş şöyle bir şey yapmış, izlemedim ama güzel bir şey olduğunu sanıyorum. Yapılmaması gereken tek şey sessiz kalmak, sessiz kalmak suç ortağı olmak demek bir yerde. O nedenle yazabilen yazmalı, çizebilen çizmeli fotoğraflayabilen fotoğraflamalı herkes elinden geleni yapmalı bu konuda. Okuldaki çocuk yunusun balık değil memeli olduğunu, kahvedeki adam düşman değil dost olduğunu, tekne kaptanları rakip değil yol gösterici olduğunu anlayıncaya kadar yazmalı çizmeli fotoğraf çekmeliyiz.

Sataya resifinin yunusları dalıcılardan rahatsız değil, kurallara uyduğu sürece misafirlerden mutlu bile oluyorlar bu sosyal canlılar, her seferinde bottan her atlayışınızda kuş cıvıldamalarını andıran sesleri, sanat eseri misali aerodinamil gövdeleri, zarafet ve gücün harmanlandığı tabiatları ve eşsiz gülümsemeleriyle sizleri karşılayıp uğurluyorlar. Altıncı seferden sonra artık üşümüş ama hazdan dört köşe bir şekilde misafirliği bitirip tekneye dönüyoruz. Hatıraları hafızamızın özel bir köşesine dercederek.

The Cove bittiğinde ekrana bakakalmışken düşünceler kafamdan yıldırım hızıyla akıyor, bir kaç defa doğal ortamında izleme şansını bulduğum bu canlıları böylesine sistematik ve etkili bir şekilde yok edebilmek için ne gerektiğini, nasıl bir ruh hali nasıl bir bilinç olması gerektiğini düşünüyordum. Sonunda bunun doğamızın ancak eğitimle yok edebildiği vahşilik olduğuna karar verdim.

Başlıkta da dediğim gibi Vahşiyiz, Vahşisiniz, Vahşiler ve ancak genç yaşta eğitilerek giderilebilecek bir şey bu aksi taktirde bundan 30 sene sonra yunuslar sadece ansiklopedilerde kaldığı zaman çocuklarınıza, torunlarınıza nasıl hesap vereceksiniz?

Namaste,

Kelimeler kifayetsiz … Words are feeble …

By JustAddWater, November 13, 2009 11:45 am
Sometimes words are feeble and unnecessary !

Sometimes words are feeble and unnecessary !

Dostun ardından

By JustAddWater, April 1, 2009 7:50 am

Tanıştığımız günü bu gün gibi hatırlıyorum. Üzerinden tam 20 yıl geçmesine rağmen, hatırlanmayacak gibi de değildi be abi… Bir cuma günüydü, tatil, ciplere doluşup pikniğe çıkmıştık. Ben gözü açılmadık sığırcık yavrusu, sizler bölgede tecrübeli abilerimizdiniz.Bir saatlik bir yolculuktan sonra durmuştuk bir su kıyısında, iki tarafı yüksek bir vadiydi, şimdiki aklım olsa tam pusu atmalık yer derdim abi. Oturup mangalları ayarlamış, nevaleyi çıkarmış inceden demlenmeye başlamıştık. Yanımızda tercüman çocuklar da vardı 15-20 kişilik bir gruptuk.

Etleri yedik rakıları içtik derken gözümüz vadiden aşağı inen taşlara takılmıştı hatırlıyor musun? 8-10 metre ilerleyip duruyorlardı hani, kahverengi şekilsiz kayalar. Taş yığınları, sonra sisin arasından sıyrılınca onların insan olduğunu anlamıştık, ellerinde keleşler vardı.

Tercümanlar aracılığıyla hoş beş etmiştik, buyur etmiştik soframıza, aynı rakıyı yudumlamıştık. Sonra bir tanesi cebinden bir düdük çıkarmıştı, pinpon topuna bağlı 2 adet borudan oluşan garip bir şey. Hep aynı yeknesak melodi ile halay çekmiştik adamlarla. Misafirlerin bizi boğazlaması ve cipleri alıp gitmesi ihtimali silinip gitmişti aklımızdan. Hem devir Saddam devriydi, korku dağları beklerdi.

Sen bir büyük rakıyı devirince halayın iyice tozunu atmış, sonrasında kafa bir dünya köylülerden at satın alıp şantiyeye atla dönmek istemiştin. Zorla ve zorlukla vaz geçirmiştik seni. İnsan canlısı ve korkusuz bir adamdın be abi ..

Sonra kötü günleri görmüştük birlikte, açlığı, susuzluğu, çaresizliği, orman kanunlarını, o kaosta bile duruşun değişmemişti, değişemezdi de zaten.

Toz bulutu dağılıp ortalı sakinleyince bu defa yolumuz Moskova da kesişti, bizler palazlanmıştık , sen hala aynı Okan abi’ydin bizim için. Grev, kargaşa, kavga dövüş vız gelir tırıs giderdi sana. İnsanları o saniyesinde hizaya sokan duruşun değişmemişti, dışardan bir kasap zerafeti ve duyarlılığına sahip gibi görünürdün ama dertlinin derdine ağladığını bilirdik biz.

Delilik karakterinin bir parçasıydı senin, hemen dürüstlüğün yanında. Rüzgar seni Grozni ye atmıştı, ben Moskova da kalmıştım. Hala haberlerin geliyordu, sabah kahvaltısında şantiye bahçesinden topladığın roketleri proje müdürüne götürdüğünü duyup gülüyorduk delicesine.

Sonra bir kopukluk girdi araya senden haber alamaz olduk abi, ta ki 8 sene evvel bir tören hazırlığını beraber yapana kadar, orada baş maraba olarak diğer marabaları idare edişin hala aklımdadır. Bu arada marabalık bize de bulaşmış olacak ki kavgasız gürültüsüz bir günümüz geçmedi senden sonra. Hayat hep, had bildirmek, ayar yapmak, akort etmek fiilleriyle bezeliydi. Yaş da kemale ermişti zaten.

Hasta olduğunu duyduğumda inanamadım, yakıştıramadım dağ gibi adama, hele kanser dediklerinde ağız dolusu hassiktir dediğimi hatırlıyorum. Ara ara telefonla konuşuyorduk, Kozyatağında tedavi oluyordun, şirket de unutmamıştı seni, durumun iyileşince ofiste görünüyor onra kayboluveriyordun.

Geçen Cuma haberin geldi, kurudum kaldım derler ya, işte öyle, konuşamadım bir süre. Yazıyı tekrar okudum. İlahiyat fakültesi camii, ikindi namazından sonra, Türk Eğitim Vakfı, çelenk vs.

O kadar kısa sürede ve beklenmedik olmasına rağmen cenazende tüm dost ve düşmanların bir aradaydık abi, marabalar, süslü abiler, fırsatçı takımı, yalakalar herkes oradaydı. Saf tuttuk, cenaze namazını kıldık, uğurladık seni. Aklımda hala 20 yıl önceki halin olduğundan mıdır nedir? Yakıştıramıyorum sana ölmeyi be abim ..

Hiç beklenmedik bir zamanda çıkacak, O meşhur “Ne diyo lan bu?” sorusunu patlatacakmışsın gibi geliyor hala.

Güle güle Okan abi, mekanın cennet olsun, Tanrı taksiratını affetsin, Bizde olan hakkın helal olsun.

Panorama Theme by Themocracy