Protopite mne banuchku po belomu !
Bodrum Dakota Wreck
Nedendir bilemedim, yazasım var. Daha 3. kelimede tıkanıp kalmadan önce aklımdan tam olarak bu geçiyordu işte. Yazasım var. Nedeni ise meçhul, bir kısım insan can sıkıntısı diyor ben alışkanlık, hastalık, maraz diyorum.
Yazının başlığı çok uzak geçmişten, çok ama çok sevdiğim bir ozanın bir şarkısından bir dize, kadehimi beyaz ile taşana kadar doldurun diyor. Vladimir Vysotsky dünyada az sayıdaki gerçek insan dan biridir. Nazım Hikmet Ran gibi, gerçek insan. Sadece yekpare dokuz ayak ideoloji değil, insani zaafları , duyguları olan gerçek insanlardan.
Şarkılarında da kendisi gibi gerçek insanları, onların basit hırs ve umutlarla dolu basit hayatlarını anlatır.
Bazen kendimi gerçekten olduğum gibi görmeyi başardığım nadir anlarda benim hayatım da bu şarkılardaki örneklere benziyor aslında. Oldukça fazla macera görmüşüm, yürüyerek ülkeler geçtim mesela, ateş altında koşturmayı gördüm, kurşun sesi neye benzer, kan, barut nasıl kokar? onlar da tamam, gençliğim de hareketli geçti hem, kavgadan gürültüden kolay ürkmem. Şimdi sen bu satırları okuyunca gençsen “bunlar reklam kokan hareketler” diyeceksin yaşlıysan güleceksin bıyık altından ama vallahi değil be birader. Beni tanıyanlar bilir.
Yaşadıklarımın hepsi için – ki çektiğim acılar sıkıntılar da buna dahil – müteşekkirim kadere. Hayatta bana verdikleri sevdiceklerim için, ailem için müteşekkirim, onlar ki hayatımdaki çoğu şeyi daha tahammül edilir kılıyorlar. Neyse gerçek insanları seviyorum bende, art niyetleri, gizli ajandaları, kumpasları olmayan insanları, gördüğünü söyleyen lafı eğip bükmeyen insanları seviyorum. Yarın uzun zamandır görmediğim insanlarla dalışa gidiyorum, şimdiye çoktan makineleri kurmuş olmam gerekiyordu ama içimden gelmedi işte. Yazasım var ve sanırım 215. kelimeyi yazdığım şu sırada sebebini de buldum. Evimi özledim ben sanırım.
Evet, evet eminim bundan, yani başka bir deyişle, pazartesi sabah ilk uçakla ayrılmak zorunda olmadığım günlerdeki evimi özledim. Köpeğimi sevip sevdiklerime hak ettikleri zamanı ayırabildiğim zamanlardaki evimi özledim. Oysa son 3 senedir hep kaçamak, her haftasonu dönmenin psikozu ile gidiyorsun eve, döneceksin ya pazartesi. Aynı uçak, aynı yüzler, aynı rutin.
Bu tür baskılar seni gerçek insan olmaktan alıkoyuyor işte, sürekli yaralarını yalamaktan ve bir sonraki darbenin geleceği yönü kestirmeye çalışmaktan salaklaşıyorsun, önemsemek, ifade etmek, sevmek yetilerin yara alıyor aslında. Neyse ben aştım bunları artık, sanırım öyle.
Neyse yani demem o ki gerçek insanlar olmalı insanın etrafında, karagöz göstermelikleri değil veya kolpacılar değil -kızımın bu aralar kullanmaya bayıldığı bir kelime bu – gerçek insanlar. Maalesef sayıları bir elin parmakları kadar az ve geçen zamanla iyice azalıyorlar.
Lafı döndürüp dolandırıp bir yere bağlamadan bıraktık ya cancağızım, oldu mu şimdi? olmadı değil mi? olmaz zaten. Neyse işte haftasonu dalış sonra Ankara, klasik yel değirmeni ziyaretleri, don quijote de la mancha misali, ata sporumuz olan havanda su dövme yarışmalarına hazırlık babında…haftasonu evimde olacağım. Bunu ve pazartesi dönmemeyi hayal ediyorum. Hayal ettikçe gerçek insan oluyorum.
Neyse yazıya Vysotsky ile başlayıp .. Dilek Turhan / Sensiz ile bitirirken son yaralarımı da yalayarak tımar ediyorum… uykudan biraz önce sabaha çoook uzakta …tanıdığım tüm gerçek insanlara selam ediyorum.
İzmir, 2009
Namaste,

