Posts tagged: Fotoğraf

Fish Portraits

By , December 23, 2010 9:49 am

Balık portresi çekmenin püf noktalarını ustalarımız şöyle anlatmıştı bize:

  • Balığın gözü mutlaka net olmalıdır, izleyici ilk önce balığın gözüne bakar
  • Balığın yüzünde bir ifade yakalayabilmek önemlidir, tecrübe ister ama başarabildiğinizde çok güzel neticeler verir
  • Balığı herhangi bir faaliyet sırasında (beslenmek, kavga vs.) görüntüleyebilirseniz fotoğrafınıza daha fazla anlam katabilirsiniz
  • Balık fotoğraflarında balığın tamamı veya sadece fotoğrafın konusu olan kısmı kadrajda olmalıdır, kuyruk yüzgeç gibi kısımları kesmemeye dikkat edin.
  • Balık fotoğraflarında balığın yüzgeçlerinin açık olması ayrıca önemli bir noktadır, fotoğrafa güzellik katar
  • Aynı türden iki canlı karede daha güzel görünürler (ön plan ve arka plan konuları olarak)

Unuttuklarım varsa affola tabii ancak zaman içerisinde bu noktalara dikkat edilerek çekilen balık fotoğraflarının daha başarılı ve etkileyici olduğunu ben de gözlemledim.

Amphiprion clarkii - Clark's Anemone Fish

Amphiprion clarkii - Clark's Anemone Fish

Bu maddelere sadık kalınarak çekilmiş ve doğru pozlanmış bir balık fotoğrafı diğerlerinden kalitesiyle ayrılacaktır. Bir sonraki fotoğrafta yer alan ve Stichodactyla haddoni isimli anemonla ortak bir yaşam sürdüren Panda Anemon balığı üzerindeki temizleyici karidesle hem davranış hem tür çeşitliliği kriterlerini sağlamakta.

Amphiprion polymnus - Panda Anemonefish

yazıyı bitirmeden değinmek istediğim bir başka konu da sualtı fotoğrafçılığında en önemli şeylerden bir tanesi, vizyon sahibi olmak.

—————  Buradan sonraki linklerde parazit fotoğrafları var eğer hassassanız bakmayın ama bence çok kötü değil :) ———————–

Lembeh’te fotoğraf çekerken tanıştığım amerikalı bir sualtı fotoğrafçısı’nın amacı balıkların sıklıkla da anemon balıklarının ağzında yaşayan bir paraziti fotoğraflamak için oradaydı. Duyunca ilk başta çok acaip gelse de balığın dilini yiyerek onun yerini alan ve hem dilin işlevini yerine getirip hem de kendisi beslenip barınan bu küçük kabuklu parazit Cymothoa exigua çok ilginç bir canlı ve eğer şanslıysanız anemon balığının ağzından size bakan gözlerini görebilirsiniz.

Burada ben balıkları fotoğraflarken hanımefendinin balıkları çoktan bitirip köşeye koymuş ve parazitleri kovalıyor olduğu gerçeği beni hem motive ediyor hem de yapacak ne çok işim olduğunu acımasızca hatırlatıyor.

Namaste,

Hayat hep Lay-lay-lom değil Efendiler!!

By , December 14, 2010 10:26 pm

Bu yazı aşırı derecede acemice yapılmış fotoşop işleri ve geyik içerebilir, yas içerisinde yazılmıştır.

Okuyup okumamak sizlere kalmış:

Evet acı ama gerçek, Karagöz’ün Bali macerasının son durağında iç parçalayan gerçeklerle yüz yüze geleceğiz. Az sonra. Şimdi seyahat güzel geçti geleneksel firecoral değdirmesi, anemon dalaması gibi standart olayları saymazsak, sıcak ve yorgunluğu göz ardı edersek son derece başarıyla devam eden ve neredeyse bitmek üzere olan bu seyahatte hiç mi aksi bir şey olmayacaktı? Bu süre zarfınca neredeyse olağandışı hiç bir şey olmaması (evet sualtında çarpılıp sağ bacağımın diz altında açılan yaraları ve neredeyse yeni deri oluşana kadar şişip kabarıp soyulmasını saymıyorum, karada gece lambasını yakarken çarpılmamı da saymıyorum onlar sıradan şeyler.) beni seyahati hasarsız bitireceğimize ikna etmek üzereydi.

Gerçi yaklaşmakta olan fırtınanın ilk işaretleri Tulamben’de yaptığımız ilk dalıştan sonra dalış rehberi kardeşimizin benim emektar sualtı kabinini 1.5 mt yüksekten kayalara düşürmesi ile gelmişti ama iflah ve ıslah olmaz optimist bendeniz gerçekten bir mucize eseri hiç hasarsız atlattığımız bu badireden sonra her şeyin iyi gideceğine daha da inanmış ve kendimi iyice koyvermiştim.

Heads are going to roll !

Bir sonraki ikaz izlediğimiz Nusantara Dances isimli kültürel gösteri sırasında geldi. Dansçıların içerisinde en “Etkileyici” makyaja sahip olanı bir ara beni dansa eşlik etmeye çağırınca far ışığında kalmış tavşan gibi kalakaldım. Beni tanıyanlar bilirler dansla ilgili herhangi bir aksiyon benden bir kaç ışık yılı uzaktadır her zaman, ancak daveti yapan abla o derece korkunç ki yüzündeki ağır makyajla japon kabuki tiyatrosu oyuncularına benziyor ve gerçekten ama gerçekten ürkütücü.

Yukarıdaki fotoğraf photoshop yardımıyla bile durumun korkunçluğunu anlatmaktan uzak. Zaten gamelan müziğinin kapı zili tonları aklımı almak üzere bir de o yılankavi dönüşler, o el hareketleri, 1.5 kilo makyajın ardından fel fecri okuyan gözler falan derken hanımefendiyi nasıl refüze ettim ben bile bilmiyorum.

Bu gösterinin bir kısmında canlandırılan Barong gösterisi ormanda gamelan müziği eşliğinde dans eden bir bali kralını canlandırıyor olsa da kralın bende uyandırdığı intiba ormanda yıllar önce kaybolan manikürcüsünü aradığı yönündeydi.

Balinese King in Jungle

Müziğin insanı sükunetle delilik arasında getirip götüren tonları devam ededursun dans sonunda kralın sinek yakalaması gibi bir takım figürlerle bitti ama bana öyle gelmiş de olabilir tabii emin değilim. Neyse bu badirenin de arkasından fotoğraf çekmek için gittiğimiz plajda aniden gelen bir dalgayla sırıl sıklam olmak gecenin diyeti sanmıştım değilmiş meğer bilemedim.

Bu arada seyahatin de sonlarına yaklaşıyoruz sondan bir önceki gün SPA ile organ mafyası arası bir kurumda iki böbreği kaybetme korkusuyla masajın keyfine varırken yerden çıkıveren 10-15 cm (deste büyük orta) kıvamında bir çiyanın saldırısını yoğurt ve pirinç kırığına bulanmış vaziyette cansiperane çabalarla atlatmamızı, üzerimize sürülen pirinç kırıklarıyla zımparalanan bedenlerimize ekşi yoğurt sürülerek cacık kıvamından beklemiş iskender kebabı durumuna düşürülmemizi, bazılarımızın klima altında dondurulup gül yapraklı küvetlere atılmasını, verilen havluların birinin üzerinde qumran yazıtlarının bir kopyasının bulunması ve daha bir çok saykodelik olayı  kazasız atlatıyoruz artık kendimize olan inancımız artık çelikleşmiş iradelerimiz gibi. “Baba bize ne olabilir ki yeaaaa?” modu almış yürümüş.

Bu hissiyatla son günü ediyoruz otelden check-out zamanı, uçağımız saat 19:00 da olduğu için odayı boşaltıp bavulları emanete bırakıp plaja yayılıyoruz, deniz, dalga, güneş, buz gibi Bintang birası ambiyansı full + full konumuna getiriyor. Uzunca bir müddet deniz kenarında oyalanıyoruz, etrafta sincaplar bile var artık oteli terketme zamanı gelirken bagaj odasına emanet etmek istemediğim fotoğraf çantamı kapağı açıkken sapından tutup kaldırmamla içindekilerin havada daireler çizerek yere yayılması, objektiflerden birisinin makinenin üzerine inerek sağ taraftaki dijital göstergenin koruma camını darma duman etmesi, yere yayılan sb600, lens ve makineleri alel acele yerden toplamamız o hengamede çantadan düşen samsung video kameranın erenlere karışıp sırra kadem basması hepsi gözümün önünde.

Makinenin birisi tarafından çalınması değil içerisindeki çekimlerin kaybolmasına yanıyorum. Nikon tamir edilir sorun değil, hatta edilmese de olur çünkü kozmetik bir hasar bu işleyişte sorun yok ama kaybolan anılar hele hele bir daha asla yapamayacağımı bildiğim çekimler içimi acıtıyor.

Bu vesileyle başladığımız bu yazının sonuna gelirken hatırlatmak istediğim şey ise şu, artık örümcek içgüdüsü mü olur, altıncı his mi olur, pimpirik mi olur? Ne olursa olsun bir şekilde tedbiri elden bırakmamanız gerektiği. Öbür türlü 90+3 de yenilen goller daha bir acı oluyor.

Namaste,

B as in Balinese

By , December 12, 2010 2:20 pm

Bali yazıları devam etmekte.  Geziler sırasında yolumuzun düştüğü Goa Gajah tapınağı (Fil Mağarası anlamına geliyor) benim en çok beğendiğim tapınaklardan birisi oldu, tapınağın kendisi o kadar cazip olmamasına rağmen tüm hayatını oraya adamış ve akıl sağlığı pek de yerinde olmayan bir budist rahip geziyi son derece keyifli bir hale getirdi.

Goa Gajah - Fil Mağarası Tapınağı

Tarihi 9. yüzyıla kadar giden bu mekan ilk başlarda kapısına oyulmuş kötü ruh sembollerinin file benzetilmesinden dolayı bu ismi almış, mağaranın içinde antik devirlerden kalma sunaklar ve semboller var. Dışarıda ise deprem sonucu yerle bir olmuş ve parçalanmış bir buda heykeli ile devasa banyan ağaçları ve bir havuz sistemi var.

Goa Gajah - Roots

Buradaki ağaçlar çok etkileyici, aşağıdaki parçalanmış buda heykelinin yanına kadar inmek de mümkün, ilerideki küçük ve nilüferlerle kaplı bir havuzda çok çok güzel yansımalar var. Tapınağın sürekli sakini olan keşiş sürekli gülümsüyor ve etrafındaki sadece kendisinin görebildiği arkadaşlarıyla konuşuyor. Elindeki küçük süpürgeyle etrafı temizliyor ve gelenlerin yaptığı yardımlarla hayatını sürdürüyor.

Fotoğraf çektikten sonra yavaş yavaş oradan ayrılıp Nusa Dua’ya dönüyoruz, gecenin son atraksiyonu Nusantara (Endonezya) Halk Dansları. Bir kısmı oldukça ilginç olan bu danslar genellikle Gamelan denilen geleneksel müzik eşliğinde görsel bir şölene dönüşüyor.

Nusantara Dances

Dans gözterisi ile geceyi kapatıyoruz, zaten bütün bir gün boyunca yorgunluktan yıkılan bedenlerimiz uykuya teslim oluyor.

Namaste,

Uluwatu

By , December 8, 2010 1:06 pm

Uluwatu - Monkey Temple

 Evet, Bali yazılarının bir yenisi burada. Başlangıç Uluwatu diğer ismiyle Pura Luhur, maymunlu tapınak. Kuta civarında denizin hemen kıyısında yüksek bir yarın üzerinde kurulmuş ve isminin de anlattığı gibi irili ufaklı bir çok maymuna ev sahipliği yapıyor. Yukarıdaki de bu maymunlardan birisi. 15 saatlik uykusuz bir uçuşun ardından gittiğimiz ilk tapınak olması nedeniyle beni en az etkileyen Bali tapınağı Uluwatu oldu.

Maymunların yarattığı gerginlik daha girişte başlıyor güneş gözlüğü, şapka gibi bu haydutların kapıp kaçabileceği şeyleri uzaklaştırmanızı ve maymunlara dokunmamanızı, beslerken dikkat etmenizi salık veren koca koca tabelalar var. Çok ucuza maymun beslemek için muz, karpuz vs gibi şeyleri torbalarla satıyorlar. Neredeyse tüm Bali tapınaklarına giriş için gereken sarong ve kemeri de kapıdan alıyor ve bacaklarınızı örtüyorsunuz bu hem erkek hem de kadınlar için gerekli.

Sonrası tapınak, her yaş, boy ve cinsten maymun. Bir süre sonra maymunlar ve çocuklar arasında gizli bir pakt olduğunu seziyorsunuz, ortalık çığlıklarla çınlarken çocuklar hemen fırlıyor japon kızın gözlüğünü kaçıran maymunu kıstırıp emaneti alıyorlar ve bahşişi kapıyorlar haliyle. Bu mizansen bir kaç kere tekrar ediyor. Sıcak ve yorgunluktan perişan olan bizler gün batımını beklemeden Jimbaran’a deniz kenarında kurulu masalarda deniz ürünleri ve buzzzz gibi Bintang birasına kaçıyoruz.

Fishing Boys at Jimbaran Beach

 Bir süre sonra amacımıza ulaşıyoruz, denizin kenarındaki masaların üzeri buzzz gibi Bintang Pilsner ile donanıyor, balık da seçilmiş söylenmiş bu arada güneş yavaştan batmakla meşgul, ortalık kızıllığa teslim olmakta. O sırada denizde balık avlayan çocukları görünce makineyi çantadan çıkarıp bir kaç kare daha çekiyorum.

Burasının Kuşadası Davutlar plajından çok fazla bir farkı yok, oldukça ucuz fiyata yediğimiz balıklar hariç. Akvaryumda canlı satılan minik orfozlar biraz yüreğimi burkuyor. Plajda mısırcı dahil her cins insan var, akşam koşusu yapanlar, köpek gezdirenler, yemek yiyenler bir nümayiştir gidiyor.

Jimbaran Beach - Dusk

 Masanın kenarına makinemi yerleştirerek bir kaç uzun pozlama çekiyorum, mısırcı amca klasik bir anadolu duruşunda ve neredeyse hiç kımıldamıyor ama gelip geçenler hayaletler gibi. Bu geceyi noktalamadan otele kadar 45 dakikalık bir yolculuk ve sonrasında bu güne kadar gördüğüm en iyi SPA ziyareti var.

Şimdilik bu kadar,

Namaste,

Hayat ! Onu neden yoruyorsun?

By , November 9, 2010 12:48 pm

Hayatı yaşamaya değer kılan şeyler sürprizlerdir diyerek klişe bir cümleyle başlayalım sonra klişe klişe üstüne koya koya yazıyı kotarırız evelallah! Şimdi karbon bazlı tüm yaşam formları gibi zamana karşı sonunda kaybedeceğimiz bir savaşın içerisinde debelenip duruyoruz ya, hah işte tam orada bir çizgi çekip durabiliyorsanız kısa bir süre için bile olsa, işte o duraksamanın tadı bir başka oluyor.

Ben genellikle en bunaldığım zamanlarda yapıyorum bu duruşu, “hop, dur, nefes al, seni en çok mutlu eden 3 şeyi düşün!” rutinin açılımı bu. Neden yazı böyle başlıyor? Çünkü bu aralar hafiften bunaltılıyorum ey ziyaretçi. TÜYAP Kitap fuarı bitti, Efes Pilsen Blues Festival’da gelip geçti, uzun süredir dereye su gelene kadar gözleri pörtleyen kurbağa simülasyonu yaparak beklediğim tatile şurada günler kaldı.

Hayatımda cereyan eden acaip hadiseler gerilimi tırmandırıyor, bu sefer olağandışı şüphelilere karşı Tarzan yine zor durumda!  Ama Tarzan bu duruma alışkın zaten her daim ters köşeye yatmaya çeyrek kala bir yerlerden gelecek sarmaşığı gözler vaziyette bize ayrılan sürenin sonuna gelmemizi bekliyor.

Barrel Sponge - Shaab Claudio - 2009

Evet durum böyleyken yakınlaşan seyahate hazırlanacak zamanım bile olmuyor malesef. Oysa gönül isterdi ki ekipmanı çıkarayım, bakım yapayım, götüreceklerimi seçeyim. Neyse kısmet. Ne olursa olsun bu seyahatte yapmayı istediğim bir kaç şey var ki onları yapabilirsem çok mutlu olacağım:

  • Tulamben’de en az 2 dalış yapmak.
  • Şafak vakti pirinç tarlalarını büyük bir gezgin edasıyla fotoğraflamak 
  • Yağmur ormanı ve maymun konulu en az 3 cümle kurmak
  • Gün batımında bir şişe Bintang’ı eşimle paylaşmak
  • Volkan tepesine çıkıp türkü söylemek
  • Kızımla deniz kenarında gün batımı fotoğraflamak, Kata çizmek (Heian San Dan olabilir mesela)
  • Aynı gün batımında kızım Jodan Yoko Geri vururken silüet fotoğrafı çekmek (Evet ailece garibiz ne var?)
  • Tulamben’e kaçıp 2 dalış daha yapmak
  • Huzura ermek, deryaya karışmak
  •  

Liste daha uzayacak gibi ancak sıkıcı olmaması için burada kesmekte fayda var. Fotoğraf geçen sene güney kızıldeniz seyahatinden. Fıçı süngeri, Shaab Claudio mağaralarından.

Bir süre başka yazı olmayacak ama eğer planlar gerçekleşebilirse dönüşte anılar birikecek fotoğraflar derya olup taşacak buraya da koyacak bir şeyler çıkacak haliyle.

Namaste,

Post scriptum: Yazıya 3 Eylül günü bunaltılı bir anda başlayıp bu gün bunaltılı bir anımda bitirmişim meeeeh meh.

Memleketimden Balık Manzaraları

By , October 22, 2010 1:05 pm

Eski fotoğrafları karıştırıyorum bu aralar. Üç yıl kadar önce Çeşme’de yaptığım bir dalışta çektiğim fotoğrafları doğrudan sandığa yolladığımı farkettim. Normalde pek yaptığım bir şey değildir bu ama herhalde zaman azdı o nedenle içinden üç kare alıp kalanını sandığa yollamışım. Bu gün oradan çekip çıkardığım bir başka üç kareyi buraya alacağım.

Triplefin Goby

Bu fotoğrafları çekerken makinede 105mm F2.8D (Eski sistem) Micro Nikkor lens ve üzerinde takılı +4 Diopter close-up filtre vardı, sualtında bu sistemle otomatik netlik yapmak çok zor olduğu için netlik elle yapıldı. Güzel ve güneşli bir havada eğitim dalışları için demirlediğimiz Jandarma Koyu’ndaydık.

Bu aralar internette Fikir Sahibi Damaklar tarafından başarıyla yürütülen bir kampanya var. Boyu 24 santime ulaşmamış Lüferlerin tüketilmemesi için Sarıkanat ve Çinekop satmayın, almayın, yemeyin onlar henüz erginliğe erişmemiş Lüferler ve eğer onları delicesine avlamaya -tüketmeye devam edersek gelecek kuşaklarımız Lüfer nedir bilemeyecek. Lüfer tarafından ısırılmanın ne olduğunu da bilemeyecekler. Almayın – Yemeyin- Satmayın, satanlardan alışveriş etmeyin, balıkçınızı bilinçlendirin, lokantanıza çinekop ve sarıkanat satmadığı için teşekkür edin.

Lüfer yıllardır çığlık çığlığa, sesini duymanın vakti geldi geçiyor, bu treni son vagonundan yakaladık yakaladık, yakalayamadık ne olacağı belli bu gezegende Dodo diye bir kuş vardı bir zamanlar tıpkı onun gibi Lüfer diye bir balık vardı bir zamanlar dememek için şimdi harekete geçme zamanı.

Istanbul Lüfere Hasret Kalmasın!!

 Bazıları için bunu anlamak gerçekten zor, onlara göre bu çabalar beyhude, The Cove filmi ve Taiji’de katledilen yunuslar ile ilgili yazdığım bir yazıya gelen bir yorumda, yunuslara üzülmenin gereksiz olduğu ve bu lüksün sualtı fotoğrafçılığı gibi burjuva hobileri ile uğraşan benim gibi dünyadan bihaber insanlara mahsus olduğunu asıl ezilen, öldürülen, baskı altında yaşayan insanlara üzülmek gerektiğini anlatan bir sayfalık bir vaaz vardı.

Bunu yazanın hayat tecrübesini, dünya görüşünü, ruh halini araştırmaya istek duymadım artık o kafada insanları kazanabileceğime inanmıyorum, onları kendi inançlarına havale ediyorum ama siz canım dostum siz onlardan olmayın rica ediyorum.

Parablennius gattorine - Horozbina

Tekrar konumuza dönecek olursak, yurdumun sualtında bulunabilecek en güzel konuları sıradan geçirmişim o dalışta. Ne horozbina kalmış ne triplefin ne dil balığı hepsi burjuva hobisi’nden nasibini almış. Ben de süper bir sualtı burjuvası olarak fotoğrafların hakkını vermişim aferim bana!

Bothus podas - Dil Balığı {Göz Detayı}

 En çok dil balığı ile uğraştığımı hatırlıyorum, her ne kadar 105mm biraz mesafe tanısa da diopter yüzünden kısalan odaklama mesafesi balığın huzur çemberine girmeyi gerektirince tam odaklamayı yapıyorsun beyimiz hoop kalkıp üç adım öteye gidiyor. Bu şekilde bir süre dans ettik kendisiyle.  Sonunda inatçı bir burjuvayla karşı karşıya olduğunu idrak eden dil balığı bir süre sabırla bekledi ve bir kaç kare için poz vermeye razı oldu.

Evet, bu haftaki yazı çok sevimsiz değil ama lodos etkisinde başlayıp poyrazla sona eren bir yazı bu, içerisindeki balıklar da tropik balıklar gibi süslü, renkli, süper modeller gibi alımlı değiller. Ama bizim balıklarımız onlar o nedenle yerleri apayrı. Lüfer’de bizim çocuklarımızın lüferi hepsine sahip çıkmak, koruyup kollamak gerek, çok geç olmadan.

Namaste,

Ailenizin Sualtı Burjuvası Uvvam Aziz Çelebi

2010 Istanbul

 

 

Tarih

By , September 24, 2010 4:18 pm

Geniş açı kompozisyonların en sevdiğim öğelerinden bir tanesi de sualtında bulunabilecek geçmişe ait objeler ve özellikle amforalardır. Amforalar özellikle gemilerin batması yoluyla sualtındaki yerlerini alan geçmişin taşıma kaplarıdır, tahıl, zeytinyağı, şarap ve benzeri ticari metaları ve metal paraları taşımak için geçmişte deniz ticaretinde kullanılan bu objeler iki tarafında taşıma kulbu olan pişmiş topraktan kaplardır.

Amphora - Çeşme - 2010

Amforaların  Heinrich Dressel tarafından yapılan sınıflamasına göre yukarıdaki fotoğraftaki amfora MS 2-3 yüzyıllar arası bir yağ amforası ve güne ispanya bölgesinden. Bu bilgi yanlış bile olsa bundan sonra yazacaklarım için yeterli. Eğer bu yazıyı okuyup da amforanın tip ve tarihi konusunda daha doğru bilgi verebilecek birisi olursa zevkle düzeltirim. Ancak, benim için önemli olan bu bilginin %100 doğru olması değil yazacaklarımı ihtimaller üzerine bina etmemde bir sakınca yok. Dressel sınıflamasına göre 20-23 arasında olan amforaların ayırıcı özelliklerine ait fransızca bir makale de şurada okunabilir (Fransızca olduğunu söyledim değil mi?)

Fotoğraf Çeşme – 88 Taşları dalış noktasında çekildi, burası eşek adası’nın en güney ucunda yer alan bir dalış noktası olup derin ve sığ profilleriyle her seviyede dalışa uygun bir yerdir. Derin kısmında değişik devirlere ait ve değişik şekillerde bir çok amforaya ait kırıklar bulunması bu bölgenin zaman içerisinde yok olmuş bir çok irili ufaklı batığa ev sahipliği yapmakta olduğuna işarettir.

Bu amfora o bölgede seyretmekte olan bir teknenin bordasından düşmüş olabileceği gibi sert hava yüzünden batmış bir gemiye de ait olabilir. Deniz ticareti sırasında güney ispanyadan aldığı zeytin yağını satmak için egeye getiren bir tüccarın malı da olabilir bir şekilde amforayı ele geçirmiş bir balıkçının malı da. Belki çoktan malı satıp nakde dönmüş ve dönüş yolculuğunda hafiften kafası da cilalıyken tekneyi alabora edivermiştir veya bir gemi dolusu malı akdenizi geçip egeye getirdikten sonra Boreas‘a yenik düşmüştür. Belki kıyıya zor bela da olsa yüzmüş kurtulmuştur belki de kurtulamamış, ege denizinin her koyunda bulunan adı mezarı belirsizlere karışmıştır.

Amforaların benim için en önemli özelliklerinden bir tanesi hayal gücünü tetiklemeleri sanırım. Aslında oraya ait olmayan ama uzun yıllar boyunca mahkum olduğu deniz tarafından özümsenmiş, kekamozlarla, yosun ve boru kurtlarıyla süslenmiş, sayısız mürene, ahtapota ev sahipliği yapmış bu amforaları sualtında izlemesi de zevkli fotoğraflaması da. Bu amforalara yapılmaması gereken tek şey ise onları yerinden kımıldatmak, çıkartmak.

Bu konu ile ilgili oldukça zengin ve türkçe bir kaynak da Sn. Mustafa Aydemir‘in sitesi orada insanlarımızın amforalarla imtihanı hakkında bir çok düşündürücü ve yararlı bilgiye ulaşabilirsiniz. Konunun fotoğraf kısmına geri dönmem gerekirse yukarıdaki kare F22 1/60  @ISO400 Nikon 10.5mm F2.8 Fisheye DX ve tek YS90 flaş TTL.

Bir tek sualtı fotoğrafının tetiklediği fikir uçuşmaları ve sağladığı bilgilere şapka çıkartarak yazıyı sonlandırıyorum.

Bu aralar enteresan şeyler cereyan ediyor hayatta, belki o konulara da bilahare değinirim.

Namaste,

Tell them i am back in town.

By , August 31, 2010 9:27 am

Merhaba; 

Uzun uğraşılardan sonra kitap sonunda çıktı, prova baskısı olarak aldığımız dijital kopyaya göre öylesine iyiydi ki bir süre elimde evirip çevirip incelemekten kendimi alamadım. Tam tatil öncesinde elime geçmesi hoş bir sürpriz oldu, yayınevinden bir kaç kopya aldım ve Çeşme’de dostlarıma o bir kaç kopyayı verebildim. Aldığım yorumlar beni o kadar sevindirdi ki inanmazsınız. 

Uzun zamandır beklediğim güzel bir tatili sevdiklerim ve dostlarımla ve denizle geçirebilmiş olmak son zamanlardaki bütün aksiliklere rağmen hoş bir değişiklikti. Arada dalışlarda bir kaç kare fotoğraf çekebilme şansım da oldu. 

Atlantean - Çeşme - 88 Taşları

Tatil denilen şey ne kadar güzel olursa olsun maalesef sonunda bitiyor, biz de hayatımızda gelişecek yeniliklere karşı güç kazandığımız bu bir haftayı geride bırakıp kürkçü dükkanına döndük. Bu kısacık tatilin aklımda kalan artılarından bir tanesi Dalyan Ladin Otel‘di temizliği, hizmet kalitesi, yemekleri ve plajını övecek söz bulamıyorum. Tatilin bir başka güzelliği de eşim ve kızımla birlikte dalış yapabilme şansımın olmasıydı, neredeyse bir yıldır bu fırsatı bulamamıştık. Bu arada aklıma gelmişken Deviantart’da influence map ile ilgili hoş bir meme var. Ben linkteki şablonu kullanarak kendi etkilenme haritamı çıkarttım şuracıkta duruyor. 

People - Things - Happenings that have influenced me ;)

Siz de o linki kullanarak kendinizinkini hazırlayabilirsiniz. Neyse kitap diyorduk konu nerelere geldi, evet kitap sonunda çıktı ve asıl macera şimdi başlıyor. Bakalım okuyanların tepkileri nasıl olacak. Arka kapak fotoğrafı için Sn. Mehmet Huz’a teşekkür ediyorum, fotoğraf Fethiye’de çekildi ve model benim. O sırada neyi fotoğrafladığımı hatırlamıyorum ama bu fotoğrafın bir gün gelip de kitabımın kapağında olacağını hiç düşünmemiştim doğrusu.

Kıpırdama Çekiyorum - 188 Sayfa- 1. Hamur Kuşe Kağıt

Kitabı online olarak edinebileceğiniz mecralar şunlar : 

netkitap ; kitapyurdu.com ; imge kitabevi ; pegem.net ; 

 ilk nokta kitabevi ; pandora kitabevi ; kitapadresi.com ; 

okuoku.com ; kitapyuvasi.com ; kitapturk.com ; ideefixe kitabevi

 Kısa bir süre sonra D&R ve diğer kitabevlerinde de bulunabilecek. Evet şimdilik bu kadar, kendinize iyi bakın.

Namaste,

Kamuflaj

By , August 6, 2010 11:09 am

Hayatta kalabilme becerilerinin en önemlilerinden birisi de gizlenebilme yeteneği sanırım. Kimi canlılar sualtındaki mevcudiyetlerini tamamen buna bağlıyorlar, hayatta kalma savaşında en önemli silahları gizlenmek. Bu ortamda bulunan öğelerin şekil ve dokusunu taklit etmekten bire bir başka canlıları hem görünüm hem de davranış olarak taklite kadar (mimicry) gidebiliyor.

Robust ghost pipe fish - Lembeh - Indonesia

Yukarıdaki fotoğrafta görülen hayalet boru balığı’nı ilk başta farketmek gerçekten beceri istiyor üzerinde yaşadığı yosunun bire bir kopyası neredeyse. Konumunu ve akıntıyla salınmasını da hesaba katarsanız gerçekten başarılı bir kamuflaj örneği olduğunu anlarsınız. Bu familyanın diğer balıkları da aynı başarıyla gizlenebiliyorlar.

Ornate ghost pipe fish - Lembeh - Indonesia

Yaşadıkları veya bulundukları ortam ne kadar canlı ve renkliyse bu balıkların da renk ve dokuları o kadar çarpıcı oluyor. Bu sabahki doğayla başbaşa köşemizin sonuna geliyoruz kapanışı yaparken gereken anlarda sizlerin de görünmez olabilmenizi diliyorum.

Namaste,

Fatboy Slim – I see you baby

Tatil demeyin bana!

By , June 4, 2010 9:46 am

Bu tatiller bana yaramıyor. Sabah uyanınca bir süre haftasonunun neden bu kadar kısa sürdüğünü anlamaya çalışıyorum. Uykum açılıp afyonum patlayınca da hayal kırıklığım devam ediyor. En son yaptığım dalışın üzerinden oldukça fazla zaman geçti ama iş güç yüzünden hala o dalışların videolarının renk ayarlarını yapıp montajlayamadım, bu tatilde de bu şansı kullanamamış olmanın dayanılmaz hafifliği içerisindeyim.

Hairy Octopus - Lembeh Straits

Yukarıdaki fotoğraf kaçırdığım fırsatlardan birisine ait, Lembeh seyahati sırasında neredeyse 24 saatlik bir yolculuktan sonra biraz da zorlama (hem kendimi hem fırsatları zorlayarak) yaptığım ilk gece dalışında karşılaştığımız kıllı ahtapot – hairy octopus denilen yaratığın aslında nadir görülen bir tür olduğunu bilseydim o dalışta kendisine daha fazla zaman ayırmaz mıydım? Hayvanı gördük, bir kaç kare fotoğraf çekip evine gönderdik, yakıştı mı bize? Bilseydim onun ne menem nadir bir hayvan olduğunu ardı ardına patlatmaz mıydım flaşları film galasında fotoğraf çeken papparazziler gibi?

Tunicates - Lembeh Straits

 Bazı zamanlar insan konuların kıymetini bilemiyor, yukarıdaki fotoğrafta sol arkada olan tunikatı da ilk başta deniz tavşanı zannetmiştim itiraf ediyorum. Sonra iyiliksever balıkçılar ne olduğunu söyledi de bu utançtan kurtuldum. Bu aralar sürprizler eksik olmuyor maşallah, Kızıldeniz seyahatinde gördüğüm, ahtapotların yuvalarını dekore ettiği bir tür taştan yapılma bir kolye görüp sualtında fellik fellik arayıp bulamadığımı aylar sonra Cağaloğlu’nda yayınevinden dönerken bir kuyumcu vitrininde bulmam son zamanın en şaşırtıcı sürprizi oldu mesela. 

 Kitabı yayınevine teslim ettim, kapak için fotoğraf seçtim ve ön kapağı tasrladık, çok fazla dalışa özel olmayan herkesin sevebileceği albenisi yüksek bir kapak olsun diye oldukça zaman harcadık, kitabın içerisindeki fotoğrafları da tekrar seçip düzenledim  ve ayırdım. Bu arada bundan 6-7 yıl önce çektiğim fotoğraflara tekrar bakma şansım da oldu tabii, bir kısmını hala beğeniyorum ama mertebe olarak oldukça küçük bir kısmını. Çoğu eski fotoğraf bir çok teknik hatayı gösteriyor ve çekildiği dönemde bendeki bilgi eksikliğini ortaya koyuyor, bir cins kişisel tarihçe gibi. Arka kapağı da bir an önce bitirmek gerek, her şey yolunda giderse baskıya girmesi 10-15 gün alacak.

 Onun dışında sezon başladı ve Çeşme, Karaburun, Kemer suları bekliyor bir fırsat yaratıp gitmek gerek. Sonbaharda Kızıldeniz tarafına yeni bir seyahat planı var dostlarla eğer olursa mükemmele yakın olacak umudundayım. Hayat devam ediyor, onun hızına yetişme çabalarımız da nabzımız attıkça devam edecek sanırım.

Namaste,

PS: Yazıyı 19 Mayıs sonrası yazmaya başlayıp anca bitirmişim var halimi sen hesap et.

Panorama Theme by Themocracy