Posts tagged: Fisheye

Lembeh Blues

By , April 4, 2010 10:52 pm

Lembeh seyahati öncesinde almayı çok istediğim TTL konvertörü maalesef alamamıştım. Artık burnumu sıksanız ekipman fışkıracak kadar çoluk çocuğun nafakasını bu “hobiye” gömdüğümden dolayı son zamanlarda tüm heveslerimi baskılamak gibi bir refleks geliştirdim. Ama Lembeh gibi hayatın macro fotoğraf düzleminde geçtiği bir cennette TTL olmadan işler zor oluyordu tabii. Klasik ayarlar bu acaip memleketin bulanık sularında her zaman iş yapmıyor yaptığı zaman da  sonuçlar kestirilemez olabiliyor. Son gece bavul toplama öncesinde tüm ekipmanı banyoya yaymış kuruturken aşağıdaki görüntü ortaya çıktı.

Treasure Island

Treasure Island - Le Naffaca de la cholouk chodzhouk

Şimdi fotoğrafta sol üstten sağa doğru MDX-D300 housing, Macro Port, 2 adet YS90 Auto flaş, flaş kolları, bir adet DX1200-HD housing, geniş açı ve close-up ataşmanları, çeşitli ıvır zıvır ve paslanmaz çelikten mamul bir adet Lembeh Stick var. Bu Lembeh Stick enteresan bir şey, ilk gördüğümde burun kıvırdığım bu metal parçası buralarda hayati bir ekipman özellikle de Muck Dive denilen volkanik siyah kum üzerindeki dalışlarda konuyu bulmak, destek sağlamak veya akıntıda ankraj vazifesi görerek tutunmanızı sağlamak gibi işlevleri başarıyla yerine getiriyor. Bu arada ekipmanlar karesinde dome port (geniş açı çekimlerde balık gözü lensi koruyan akrilik kubbe) yok, tecrübeli arkadaşların boşuna yanına alma uyarılarına rağmen o kadar yol taşıyıp sualtında tek kare için kullanmadığım 10.5mm Fisheye DX lens ancak su üstünde aşağıdaki kareyi çekerken kullanıldı.

High Dynamic Range - İnadım inat her şey 2 kanat

Bu kareyide sırf lensi taşıdı da tek kare çekmedi ehe mehe demesinler diye inattan çektim. Kareyi çekerken o palmiyeye tırmanan bir tembel hayvan olduğumu hayal ettim ama sonra tembel hayvan olduğum için hayali yarım bıraktım (külliyen yalan). Neyse TTL olmayınca her ayarın üzerine flaş ayarı elle yapıldığı için bazı durumlarda ne kadar tsırpınsam da ayarı tutturamadığım zamanlar da oluyordu tabii. Ancak TTL olsada olmasada bu seyahat bu güne kadar yaptıklarımın içerisinde en fazla olmuş dediğim fotoğrafı çektiğim seyahat oldu. Özellikle detay-doku çekimleri son derece içime sindi. Aşağıdaki kareyi de böyle bir dalışta ne hoş bir geometri ve renk uyumu diye düşünerek çektim.

Symmetry and Visitors - Simetri ve Misafirleri

Bu kareyi çekerken denizyıldızının altının muhteşem renk ve simetrisine tav oldum, orada yaşayan yengeci de karede güzel bir yere denk getirmeye çalıştım ancak sol üst köşede son saniyede araya giren zenci rapçi tadındaki kommensal karides hiç hesapta yoktu. “Sorun çıkartmak istemiyorum adamım, işini bitir ve sessizce uzaklaş” dercesine bakıyordu, deniz yıldızını bulduğum yere bırakıp yavaşça uzaklaştım. Cuma akşamı 2. el bir TTL konvertörü oldukça iyi bir fiyata cephaneliğime kattım artık rahat uyuyabilirim sanıyorum ama emin değilim.

Namaste,

PS: 1. Fotoğrafta WC aynasından yansıyan doğa üstü (supernatural) göbeğim crop edildi nedendir bilemediğim bir sebepten fotoğrafa crossprocessing ve desatürasyon yapıldı, 2. fotoğraf değişik pozlamalarla çekilen 5 kareden HDR haline getirildi (bunun sebebi belli hem ağacı hem gökyüzünü doğru pozlayabilmek için) 3. fotoğraf makineden çıktığı gibi ne çektiysem o,  f29 1/200 @ISO 200 60mm Micro nikkor f2.8D

Titan Triggerfish

By , September 14, 2009 8:05 am
Titan Triggerfish

Titan Triggerfish

Titan triggerfish, üç yıl kadar önce bir Ras Gozlani dalışında gördüğüm ve hal tavır olarak problem çıkaracağını saniyesinde anladığım bir balığın kuzeni bu fotoğraftaki. Bilinen en kalıplı örneği 75 cm boyunda olarak kayıtlara geçmiş 50 metreye kadar olan bentik sularda ve dahi tropik denizlerde yaşayan Titan Triggerfish, üreme mevsimlerinde bu balıkların olduğu bölgelerde verilen dalış brifinglerini ismiyle renklendirmekte..

Paletlerden koparılan parçalar, 5-7mm neopren elbiseyi delen dişler, iki hafta önce alman dalıcı teyzenin kopan kulağı gibi manidar hikayeler havalarda uçuşur bu brifinglerde.. 

Hayvanı sualtında görünce bahsedilen şeyler kafanıza daha bir dank eder. aniden yön değiştirişinin, yataydan dikeye geçişinin, hayvani dişleriyle mercanları parça pinçik ederken pörtlek gözleriyle size attığı bakışların hastası olursunuz.

Bu efsaneyle ikinci karşılaşmamız Maldivlerde olacakmış. Bu sefer balığın şöhretini bildiğimizden tedbirliyiz tabii, bacak mesafesinden yakına girmesine izin vermeden karşılıklı bir kollama durumu söz konusu o bizi “acaba ekmek çıkar mı? ” diye süzüyor, ben , eşim ve kızım da kim daha iyi bir kare yakalayacak telaşı içindeyiz.

Balık etrafımızda daireler çizerek yüzüyor, arada sırada kumları didiklerken bir gözü hep üzerimizde, bazen aramızdan olanca hızıyla akyalar veya devasa kefaller geçiyor. Onlar bile tarafların konsantrasyonunu bozamıyor karşılıklı bir saygı çerçevesi içinde sadece deklanşör sesi çıkararak bir eski zaman dansını icra eder gibi birbirimizin etrafında dönüyoruz.

Karşılaşma, daha sonraki günlerde de aynı saatte tekrarlanmak üzere sona eriyor. Sabah evimin önünden denize girip balıklarla sosyalleşmek ne güzel diye düşünüyorum gülümseyerek.

Herkese iyi haftalar diliyorum….

Namaste,

f5 1/60 @ISO 200 D300 + 10.5mm Fisheye

Bakmak Görmek Fark etmek

By , January 7, 2008 12:26 pm

Evet, yeni yılın ilk yazısı, hayırlı olur umarım. Dalış sezonunun ülkemiz sularında aklı selim sahibi kişiler için kapanmış olmasından naşi, İzmir de geçirmek zorunda olduğum haftasonları değişik uğraşılar arıyorum kendime. Bu minval üzre, geçtiğimiz cumartesi civarda namını duyduğum Uçansu şelalesine gitmeye karar verdim. Fotoğraf makinem, lenslerim, tripodum vesaire derken sırtımda 7 kiloluk bir çanta ile yola koyuldum. Çantanın bu kadar ağır olmasının sebeplerinden birisi de kuş fotoğrafı çekmek için yanıma aldığım 500mm lik rus malı Maksutov tele objektif ve diğer ıvır zıvırdı.
Şimdi, yolu biraz tarif etmek gerekirse, Aliağa dan Karakuzu köyüne doğru arabayla yol alıp, Karakuzu dan sonra Türkmen köyünde aracı park edip yola yayan devam etmek suretiyle diz boyu çamura kesen bir yolda 7km lik inişli çıkışlı (bol tarafından) bir parkurla şelaleye ulaşıyorsunuz. Yol boyunca koyun sürüleri, çobanlar, oduna giden amcalar karşınıza çıkıyor, köpekler sırtında ağır çantasıyla çamurda debelenen adama sarma gereği duymuyorlar. Yol boyu karşılaştığınız insanlarsa “Ne işin var orada?” “Aslında görülecek bir şey yok ama git bakalım” gibi yorumlarla iyice şevklendiriyor insanı. Hava sıcaklığı 0 derece, güneş tepede ama ısıtmıyor, arada bir bir tilki uzaktan seyrediyor, ağaçların arasından kızıl gerdanlar boy gösteriyor, saka kuşları ötüşüyor. Yolun yarısında fotoğraftaki amca ile karşılaşıyorum. Amca oduna gidiyor, bakımsız, beyaz , çelimsiz bir atın üzerinde. Biraz sohbet ediyoruz, 70 yaşında, adı Mustafa, çocukları şehirde yaşıyor. Atını sulamak için duruyor, izin isteyip bir kaç kare fotoğraf çekiyorum. Amcanın baltasının boyu atının bacaklarından daha uzun :) . Dinlenme bitince amca yamaca sarıyor ben yola devam ediyorum. At bakımsız, amca bakımsız, toprak yabani, hava soğuk, uzun uğraşlardan sonra şelaleye varıyorum bu sefer fotoğraf makinesinin pilleri soğuktan su koyveriyor. Kısa bir mola verip dönüş yoluna koyuluyorum. Sırt çantası daha da ağırlaşıyor, yaşlandığımı kabullenesim yok ama kabul etsen de etmesen de gerçek ortada, 14 kilometre tamamlandığında terden sucuk gibi ve yorgun ama tüm sıkıntılarımı o yola döküp bırakmış ve hafif bir şekilde arabaya oturuyorum. Daha uzun bir yol var, dönüşte gün batımı fotoğrafları için makineyi şarj etmem gerekecek.
f/16 1/80 @ISO 200
Kendinize iyi bakın,
Namaste,

Yaşama sevinci

By , November 22, 2007 4:33 pm

Evet, insanın hayatta en çok ihtiyaç duyduğu şey. Yaşama sevinci, her ne olursa olsun, ne kadar kötü olursa olsun, her düşüşten sonra kalkıp kavgaya devam etmeden önce bir şekilde düze çıkıp soluklanmak, ve devam etmek asla pes etmeden.
Ve zevk almak, yaptığınız her ne ise, sonuna kadar, dibine kadar yapmayı arzulamak onu. Ve yaşanan anları değerlendirebilmek, zamanı boşa harcamadan kullanabilmek ama her şeyden önce adına hayat dediğimiz bu bir kerelik verilen hediyeyi doğru kullanmaya çalışmak. Ve yaşama sevincini kaybetmemek. Küsmemek, kıymet bilmek, takdir etmek, dinlemek, anlayış göstermek. Bazen en umulmadık anlarda çıkıveren küçük sürprizleri değerlendirebilmek.
Doğayı sevmek, denizi sevmek, insanları sevmek. Arkadaşların ve dostların kıymetini bilmek. Sizden sonra kalacak olan nesillere bu saydıklarımın hepsini ve daha fazlasını öğretmek. Yaşama sevincini çevrede görüp fark etmediğimiz, varlıklarına alıştığımız, kanıksadığımız güzelliklerle beslemeyi öğrenmek. En önemli şeylerden birisi de bu, çünkü çok narin bir hediye yaşama sevgisi, hemen yitip gidebiliyor, zayıflayıp rengi solmaya başladığında en sevdiğiniz işler bile zul geliyor, insanlar sıkıcı, sohbetler yavan, sevgiler tatsız tuzsuz olmaya başlıyor. Üretemiyor insan, kar körlüğü gibi çöküveriyor tepkisizlik ve zamanla yerini düpedüz sevgisizliğe terk ediyor.
Sonrası çok kötü, ölüp gidiyor insan bir dikili ağacı olmadan, adını kimse bilmiyor, hatırlanacak hiç bir şey yapmamış, kendisini sevenler de göçüp gidince say ki hiç varolmamış. Bu nedenle sevdiklerine zaman ayırmalı insan, yaşama sevincini bulaştırmalı onlara, en küçük fırsatı bile değerlendirmeli gülmek için. Ayrılıklar da önemli değil, sonsuz değiller çünkü, ama yaşama sevinci en önemlisi.
Bu kare sualtında kendimi en mutlu hissettiğim anlardan birini gösteriyor. Kaş, Fener dalış noktasında yaklaşık 5 metre derinlikte dalış sonu emniyet beklemesi yaparken çıkıp geliveren bir deniz kaplumbağası. Resmen bir hediye oluyor bizler için, ağırbaşlı, munis, meraklı gözlerle kendisini izleyen dalgıçları süzerek ve mesafeyi koruyarak kayalıkların arasında süzülüyor. Flaşı ayarla, kadrajı yap, deklanşöre bas, içine dolan yaşama sevincini doyasıya hisset… İyice hafızana kazı bu anı, tekrarı yok malesef ama her çektiğin fotoğraf karesi, her saniye video kaydı senin hırsızlayıp hazinene kattığın bir mücevher.
Namaste,

Yakınlaşmak … .. .

By , November 9, 2007 12:23 pm

Fotoğraf sanatı : Işığa ve renklere hükmederek bir anı bir fotoğraf karesine hapsetmek ve her şeyin gelip geçtiği bu yalan dünyada insanoğlunun en temel dürtülerinden biri olan “kendinden sonraya bir şey bırakmak” dürtüsünün en kolaya kaçarak yapılabilen tatmnin şeklidir.

Kolaya kaçarak diyorum çünkü bir heykel yontmak yada şiir yazmak gibi bir tarafı yok. Yeterli ekipman ve bazal teknik bilgiye sahip olan yada olmayan her kes fotoğraf çekebilir. Çekebiliyor da zaten, ortalık bu fotoğraflarla dolu. Digital teknoloji nin bu kadar gelişmesi ise kesinlikle “tüfek icat oldu mertlik bozuldu” sözünü doğruluyor.

Hal böyle iken, fotoğraf konusunda uzun süredir devam eden ama haddinden uzun duraklamalara uğramış yolculuğumun, ki hayatımın en zevkli yolculuklarından biri olmuştur dalış zevkim ile birleşerek, bana öğrettiği bilgi kırıntıları ile şöyle bir tablo çıkıyor ortaya.

İyi bir fotoğraf için, öncelikle iyi bir ekipman gerek (şart değil ama olsa iyi olur) sizin de bu ekipmanı çok ama çok iyi tanımanız gerekiyor. Dolayısıyla ecnebi dostlarımızın dediği gibi “Read the frigging manual” yada dublaj türkçesi ile ” Hey dostum, senin derdin ne ha? Kahrolası elkitabını oku adamım!”.

Sonra efendim, anlık fotoğraflar hariç, ne çekeceğinizi ve kafanızdaki kadrajı, ışığı önceden planlamanız gerek. Anlık fotoğraflar için dahi makinenizi belli bazı ayarlarda tutmak gerek geniş açı için f/8 1/200 gibi mesela, çünkü o an geldiğinde ayar yapmaya zamanınız olacağını sanmıyorum.

Sonra konuyu bulmak gerek, konuyu bulunca mümkün olan tüm varyasyonları denediğinizden emin olana kadar başından kalkmamak gerek. Dik kadraj, değişik diyafram ve enstantane değerleri, değişik flaş açıları, hepsi denenmeli. Malum tropik sularda değiliz her yer konu kaynamıyor. Burada digital çok avantajlı, film gibi 36 poz ile sınırlı değilsiniz, ateş serbest.

Sonra kompozisyon kurallarına dikkat etmek gerek, sualtı yada suüstü fark etmez. İyi fotoğrafı kötüsünden ayıran en önemli şeylerden birisidir kompozisyon, altın noktalara, altın oran ve ön plan arka plan konularının karedeki yerine dikkat etmek gerekir. Ne kadar okursanız okuyun bu konuyu en verimli şekilde öğrenmenin en iyi yolu fotoğraf çekip hata yapmak sanırım.

Sonra sualtının fotoğraf çekenler için altın kuralını uygulamaya çalışırız, fotoğraf çekmek için yaklaş ve sonra daha çok yaklaş. Şimdi burada önemli nokta şu, konu deniz tavşanı yada cansız bir nesne değilse, özellikle ilk başlarda bu yaklaşma çabalarınıza sizden jet hızıyla uzaklaşarak tepki verecektir. Burada balık davranışlarını ve deniz canlılarının temel bazı özelliklerini bilmek çok işe yarar. Eğer Sinarit (Dentex dentex) fotoğrafı çekecekseniz sadece 1 kare çekecek zamanınız olur (gece dalışları hariç tabii) çünkü sinarit sizi görünce topuklayıp uzaklaşır oradan.

Bu nedenle fotoğraf konusundaki becerileri geliştirmeye çalışırken dalış becerilerinizi de ihmal etmemelisiniz. Mükemmel bir yüzerliğe (sephiye – buoyancy) sahip olmanız gerek. Farkındalığınızın da gelişmiş olması gerekiyor, çoğu acemi dalgıç etrafında olup bitenlerin yarısından fazlasını farketmez, ya yüzerliğiyle ya havasıyla ya buddy siyle meşguldür.

Sonra fotoğrafları işlemeyi de öğrenmeniz gerek, digital teknoloji ile bozulan mertlik biz amatörlere yarıyor. Eğer RAW formatı destekleyen bir makine ile dalıyorsanız mutlaka ve mutlaka RAW çekin, fotoğrafınızı çekerken yaptığınız ufak tefek hataları RAW sayesinde düzeltebilirsiniz. Her ne kadar sevmesem de Photoshop, GIMP vesaire gibi bir fotoğraf işleme yazılımını kullanmayı iyice öğrenmeniz gerekecek. Bunlar olmadan digital çekmenin bir anlamı yok.

Dalış sayınız arttıkça fotoğraf sayınız da artacak, bu fotoğrafları gerekli bilgileri doğru olarak girip arşivlemeniz gerekecek çünkü 2 yıl sonra bir vatoz fotoğrafı gerektiğinde tüm arşivi aramanız gerekebilir. Çektiklerinizi kaybedebilirsiniz ki harcanan para ve emeğe yazık derim. Yedeklemeyi de ihmal etmemeniz gerek.

Başka sualtı ve suüstü fotoğrafçılarıyla yapacağınız sohbetlerin de çok faydası olacaktır. Fotoğrafçılar da normal insanlar gibiler çoğunlukla ısırmıyorlar ve soru sorduğunuzda doğru cevap verenleri var :) )

Çok okumak ve başkalarının sivriakıllı görünen fikirlerini tecrübe etmenin inanılmaz faydası var. HDR (High Dynamic Range) haline getirilmiş dramatik fotoğraflar görüyorum sıklıkla, geçenlerde bunu sualtında denedim. Çok başarılı olmadı ama tamamen katastrofik bir sonuç ta çıkmadı, yani başarana kadar denemeye devam edeceğiz. Sualtında extension tube kullanmayı da denemek istiyorum yada kendi macro wet lensimi yapmak istiyorum. Bunları denerken mutlaka birşeyler öğrenip tecrübeler ediniyor insan.

Uzun lafın kısası, fotoğraf uzun bir yolculuk ama her adımı zevkli. Biraz da bu kareden bahsedeyim, öncelikle fotoğrafın orijinali net ve keskin :) Buradaki kopyalarını ise daha düşük kaliteli koymaya karar verdim çünkü sağda solda başka web sitelerinde kendi fotoğraflarımın izinsiz kullanıldığını görmekten haz etmiyorum.

Çeşme de noname isimli dalış noktasında çekildi, derinlik 15mt civarı. Nikon D50 ve 10,5mm Fisheye ile çekildi.

Kendinize iyi bakın dostlar…

Sonsuz Işık / Eternal Light / Vechny Svet

By , October 31, 2007 3:33 pm

Evet, kürkçü dükkanına dönmüş olmanın dayanılmaz hafifliği mi desem yoksa o güzel güzide insanların basiretsizliğinin 3 boyutlu ispatı kadrosunda yürüttüğüm nadide hizmetlerin tadına doyamadıklarını hissediyorum mu desem bilemiyorum.
Amma ve lakin “I feel a disturbance in the force” Bu nedenledir ki yazılarım karamsar ve keyifsiz fikir uçuşmaları halinde son zamanlarda. Vakit ayırıp okuyanlardan özür diliyorum. Böyle zamanlarda güzel anılar insanı ayakta tutan. Tabii “Ulan bütün anıların sualtında mı bre deyyus?” diyenler olabilir ama blog bir sualtı fotoğraf blogu. Yoksa allaha şükür su üstü güzel anı stoğum da oldukça tedarikli ama genelde yanımda kamera olmuyor.
Neyse güzel anılar, bu kare mesela. Geçenlerde yaptığımız fethiye dalışlarından bir kare, fotoğrafta bir dostum gördüğü kalamar sürüsünü çekmeye çalışıyor. Tabii sürü deyince 8-10 taneler sığlıkta ama benim 10.5mm fisheye ile sinek pisliği gibi göründükleri için ben onu fotoğraf çekerken kadrajlıyorum.
Güzel bir dalışın sonlarına doğru bu kare, sığlıktayız tekneye doğru ilerlerken emniyet dekosunu da aradan çıkartıyoruz. Bu arada bizi daldıran dalış lideri ortalarda yok. Arkadaşıma “dalış lideri nerede?” diye soruyorum tabii konuşamadığımız için işaretlerle anlaşıyoruz. yani sağ el işaret parmağını baş parmak ile birleştirip bir daire yaptıktan sonra nerede diye etrafa bakınıyorsunuz. O da gülmesi geçince tekneye gitti diyor önce tekne işareti yapıp sonra da gitti diyor eliyle. Hava güneşli ve sıcak, lider bizi ve grubu bırakıp doğrudan tekneye çıkmış.
Tabii arkadaşlara acil durumu izah etmiş ve öyle gitmiş ama ben bir süre adamı göremeyince sinirlenip sormuş bulundum. Fethiye, sarıyarlar dalış noktası, derinlik 5mt civarı güzel güneşli bir gün f/14 1/125 @ISO 200.
Kendinize iyi bakın.

Balıkağzı

By , September 28, 2007 12:30 pm

“bu bir kılıç balığının öyküsü
yazılmasa da olurdu.
ama bizi yeni sulara götürecek akıntı durdu
uskumrunun arkasından gidiyorduk
sürünün içinde ben de vardım
sırtımda bir zıpkın yarası
mutlu olmasına mutluydum
nedense gitmiyordu kulağımdan
bir türlü o “ağ var!” sesleri
deniz kızı girmiş düşünceme
ben iflah olmam
dalyanları birbirine katmak orkinosların harcı
dolanınca ağa çok geçmeden küserim
bir çocuk bile çeker sandala beni
bu kadar ağır olmasam
beni böyle koşturan yaşama sevinci
kanal boyunca bir o yana bir bu yana
siz yok musunuz, siz derya kuzuları
kestim kılıcımla karanlığını dibin
yakamoz içinde bıraktım suları
ah aysız gecelerde olur ne olursa
sırtımda bir zıpkın yarası
alın beni mor kuşaklı bir takaya götürün
iri gözlerimde keder
kılıcımda hüzün
satın beni, satın beni
rakı için”
Halim Şefik Güzelson

Hayat Güzel ?

By , September 6, 2007 8:32 am
Aslında çok kasvetli bir yazıydı bu. İnsan bir günde iki ayrı ölüüm haberi alınca pek keyfi olmuyor. Birazdan bir tanesinin cenazesine gideceğim. “Er kişi niyetine ….”
Diğeri Istanbul da onun da yakınlarını arayacağım. Bu arada Pavarotti de rahmetli olmuş onun anısına da bir kadeh yuvarlarım bu gece.
Hayat güzel, hayat çok kısa, zamanı boşa geçirmeyin.
İki haftadır dalışa gidemiyorum. Eski fotoğrafları düzenlemek ile geçiyor zamanım. Bu arada önümüzdeki günlerde bir Kalkan seferi var. Yıllardır dalıyorum ama hiç fırsatım olmamıştı o taraflara gitmeye, çok ümitliyim iyi bir seyahat olacağına dair. Bakalım göreceğiz.
Çeşme / Topuk f/11 1/100 @ISO200
Namaste,

Manic Monday

By , September 3, 2007 8:59 am
Bu tekniğin adı half & half yada overunder. Görüntünün yarısı sualtı yarısı su üstü olduğu zaman bu isim veriliyor. Uygulaması oldukça zor.
Kısaca tarif etmek gerekirse, önce malzemeleri sayalım:
  1. Tercihan SLR bir kamera, housing, dome port
  2. Geniş açı yada balık gözü bir objektif
  3. Konu, eğer ayaklarınızın yere basmayacağı bir derinlikteyseniz iyi yüzerlik (sephiye) ayarı.

Uygulanışı ise şöyle, dome portun yarısı dışarıda kalacak şekilde kadrajı yapıyoruz, flaşlar sualtında kalan kısmı aydınlatıyor. Flaşları oldukça geniş bir alanı ışıkla boyayacak şekilde ayarlıyoruz. Burada en zor olan dome port un suyun dışında kalan kısmında su damlacıklarının kalmasını önlemek. Bu konuda camsil gibi bazı maddelerin kullanıldığına dair tüyolar var ama ben cesaret edip deneyemedim. Deniz ne kadar çırpıntısız ise başarı şansı da o kadar yüksek. İlk denememdeki yaklaşık 50 kare içinden gözüme bir tek bu düzgün göründü.

Bu arada amca neredeyse salmayı dibe çakacakmış :) )

Gereğinden fazla hızlı geçen bir hafta sonu nun ardından yine İzmir deyim.

Namaste,

Kısa bir süre …

By , August 7, 2007 8:32 am

Yokum. Evet kısa bir süre buralarda olamayacağım. Uzun bir zamandır beklediğim, son saniyesine kadar hak ettiğime inandığım yaz tatili hikayesini gerçekleştirmek üzere gidiyorum.
Yorgunum, bir sürü aksiliğin ve modern tabiriyle negatif enerjinin biriktiği bir cendereden kısa bir süre bile olsa çıkmanın iyi olacağını düşünüyorum.
Kendinize iyi bakın, yokluğumda dünya size emanet.
Çeşme / Topuk 10.5mm Fisheye Nikkor f/10 1/100 @ISO200
Namaste,

Panorama Theme by Themocracy