Posts tagged: DX5000G

Hayal kırıklığı

By , March 28, 2011 5:50 pm

Ayvalık’ta dalmayalı çok uzun zaman oldu. Bundan neredeyse altı yıl önce 17 Nisan 2005 tarihinde Ayvalık’ta iki gün arka arkaya toplam 4 dalış yapmıştık. Dalış hayatımın ve sualtı fotoğraf uğraşımın neredeyse başları olduğundan dolayı sualtı güzelliğini ve canlılığı yeterince taktir edememiş kıymetini bilememiş olduğumu şimdi şimdi anlıyorum.  Toplam dört dalışta o kadar çok canlı görmüş o kadar güzel şeylerle karşılaşmışım ki şimdi ne zaman hatırlasam gülümsüyorum. Bu dalışlardan birisinde gördüğüm ıstakozu ise hiç unutmuyorum.

Hommarus gammarus

Unutmuyorum çünkü aradan geçen 6 yıl içerisinde Türkiye sularında başkaca bir ıstakoz görmedim, dünyanın farklı sularında gördüğüm alacalı bulacalı ıstakozlar da bu kadar güzel değildi. Istakozun elimde sadece iki karesi var, ikisi de birbirinden kötü diyebilirim. Netlik istediğim noktada değil (anteni netlemişim) ve sudaki partiküller patlamış. Bunun iki sebebi var birincisi benim acemiliğim.

Hommarus gammarus

İkincisi ve hiç kimsenin bilmediği sebep ise bu fotoğraf için sıra beklemiş olmam. Bu kareyi çekmek için kuyrukta bekledim, benden önce iki fotoğrafçı (bir tanesi Nikonos V ve SB105 kullanıyordu) hayvanı hayatından iyice bezdirip görüşü de iyice çorbaya çevirdikten sonra sıra bana geldiğinde yirmi dakika geçmişti sanıyorum. Istakoz fotomodellik yapma şevkini tamamen yitirmiş bir an önce işine gücüne dönmek istiyordu grubun geri kalanının da çömez fotoğrafçıyı bekleyecek sabrı yoktu. Dolayısıyla bir kaç kare aldıktan sonra bu dünya güzeline veda ettim. Bir daha göremeyeceğimi bilsem gollerimi açıverir gitme deyiveriidim.

 Neyse, zaten epey de derindeydik, vedalaştık, yükseldik, sığlıkta emniyet dekosuyla dalışı bitirdik. O zamanlar kullandığım DX5000G  ve YS25DX flaş çoktan tarihe karışmış. Bu kare de fotoğraflarımı karıştırırken ortaya çıktı. Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer.

Namaste,

Su altında kompakt kameralar ve bilgisayarda işleme (Workflow)

By , September 17, 2009 12:08 pm

Kompakt kameraların sualtında D-SLR kameralara göre belirgin avantajları vardır. Bunların başında öncelikle maliyetleri gelir, sualtı için bir kompakt sistem D-SLR sisteme göre oldukça ucuzdur, küçük boyutları dolayısıyla dalış sırasında kolaylık sağlarlar, gerek hava tüketimi ve dalış rahatlığı olsun gerekse dar alanlarda çalışılması gerektiğinde (kovuk, oyuk gibi) boyutları dolayısıyla avantaj sağlarlar. Gerekli dönüştürücü lensleri kullanarak aynı dalışta hem geniş açı hem de makro çekim yapabilirsiniz, D-SLR sistemlerde ise bu mümkün değildir makinede 10.5mm Fisheye takılıyken dünyanın en güzel deniz tavşanına rastlarsanız talihinize söver ve yolunuza devam edersiniz.

Dezavantajlarına değinecek olursak, bulanık su ve planktonlu ortamlarda, az ışık olduğunda performansları iyi değildir. Yüksek ISO performansı genellikle çok kötüdür. Fotoğraf kalitesi D-SLR makinelerinkinden oldukça uzaktır. Housing derinlik limitleri genellikle daha azdır.

Yinede bence sualtı fotoğrafçılığına başlangıç yapmanın en iyi yoludur ve elinizde dünyanın en gelişmiş D-SLR makinesi bile olsa yanınızda back-up kamera olarak taşımanız gereklidir.

Kompakt kameralar ile çekim yapmanın bir kaç püf noktası var, sualtında derinlik arttıkça renkler kırmızı ile başlayarak kaybolur, ve derinde sadece mavi ile başbaşa kalırsınız. Renkleri geri getirebilmek için iyi bir sualtı flaşı kullanmanız veya sığ suda filtre ile çekim yapmanız gerekir. Bu konulardan daha önce bahsettiğim için tekrar değinmeyeceğim. Ancak diyelim ki flaşınız yok veya su çok bulanık olduğu için flaş kullanamıyorsunuz. Makinenize filtre de takılı değil. Bu durumda neler yapılabilir?

School of snappers original image

School of snappers original image

 

Yandaki fotoğraf böyle bir dalıştan, asıl kameranın bataryası bitmiş, yedek kameraya kalmışız, çok güzel bir snapper sürüsü var ve kızım da gayet hoş bir poz vermiş. Bu anın fotoğrafını çekmek gerek ve eldeki ekipman belli.

DX5000G sea&sea housing içerisinde bir Ricoh Caplio GX kameradır, 5MP çözünürlüklü bu kameranın en güzel özelliği TIFF modunda çekim yapabilmesidir. Dolayısıyla neredeyse sıkıştırma yapmadan bilgiyi saklayan bu modu JPG sıkıştırması ve kayıplara maruz kalmamak için tercih ettim.

Sizin de kompakt kameranızda bu tür bir sıkıştırılmamış mod varsa onu kullanmanızı tavsiye ederim. Kompozisyon ve diğer konulara girmeyeceğim ancak fotoğraf kapalı bir havada ve 18 metre derinlikte çekildi dolayısıyla renklerin kaybolması normal. Hava açık olsaydı güneşi arkama alıp böyle bir çekim yapmayı tercih ederdim.

EXIF ten bakınca çekim değerleri şöyle, f2.5 1/440 @ISO 64 Spot metering. Burada Metering mode ve düşük ISO benim seçimim , f2.5 de öyle, deklanşör hızı ise makinenin uygun gördüğü hız. Sürü her an dağılabileceği için acele etmek gerek. Bu arada dalıcının konumuna, sürüye ve kompozisyona dikkat etmeli, ön plan arka plan konularını dengelemeli ve dalıcının kabarcık bıraktığı anda deklanşöre basmalı. Sualtı fotoğraflarında dalıcının kabarcıklarının görünmemesi bazı insanları rahatsız edebiliyor.

Evet fotoğrafı çektik ve dalış devam etti, makinenin ekranından bakarken karenin fazla yeşil/mavi olduğu dikkatimi çekmişti. Bu durumda çekim sırasında beyaz ayarını elle yaparak bunu önlemek mümkün olabilirdi ancak dalışlarda kullandığım beyaz ayarı eldivenim (içi gri dışı beyaz) yasak olduğu gerekçesiyle dalış dolabında bıraktırıldı ne yaptıysam da divemaster’ı ikna edemedim. Dolayısıyla el ile beyaz ayarı da mümkün olmadı. Böyle bir durumda benim genel seçimim makinenin beyaz ayarını bulutlu havaya göre ayarlamaktır, bu sayede daha sıcak bir beyaz ayarı otomatik olarak kullanılacaktır. Makinenizin bir underwater (sualtı) modu varsa o mod da beyaz ayarı ve yazılım düzenlemesiyle sualtı renk kayıplarını gidermeye çalışan bir moddur eğer hoşnutsanız kullanmanızda sakınca yok.  

Dalıştan sonra fotoğrafları aktarırken bu kareyi çok beğendim ancak çekim sırasındaki yetersizlikler yüzünden renklerinden ve tonlamalarından hoşnut olmadım ve Photoshop ile bu kareyi işlemeye karar verdim. Hala da devam ediyorum dolayısıyla birazdan aşağıya koyacağım versiyon son hali değil. Öncelikle photoshop için başkalarının yazdığı bir takım aksiyonlar var ve arka planın derin mavi olmadığı durumlarda bazen oldukça iyi sonuçlar verebiliyorlar. Yeterli PS bilginiz yoksa ya bu action lardan birini kullanın veya fotoğrafınızı doğrudan siyah beyaza çevirip şansınızı öyle deneyin. PS ile şansını denemek isteyenler için ise workflow dediğimiz kısmı başlıyor bu yazının:

Öncelikle, fotoğrafı %100 e büyütüp netliğini ve gürültü (noise) durumunu kontrol ediyorum eğer fotoğraf %100 de net değilse kesinlikle uğraşmaya değmezPS bir çok şeyi yapabilir ama net olmayan bir fotoğrafı net yapamaz (ne kadar sharpen ederseniz edin). Sonra yaptığım ise histogramı incelemek, önce tamamını sonra tek tek renk kanallarını. İyi bir histogram çan eğrisi şeklinde olmalı ve ne sağa (aşırı pozlanmış) ne de sol tarafa (eksik pozlanmış) yaslanmamalı.

Burada eğer pozlamada bir problem yoksa Image/Adjustmets/ Selective Color/ Neutrals da Magenta +10% ve Yellow +14 değerlerini girip biraz renk sıcaklığını arttırıyorum. Sonra yine aynı yerde snapper sürülerini vurgulamak için Yellows kanalını seçip sarı rengin içerisinden Cyan rengini -62% uzaklaştırıp magenta ve yellow u 46% ve 59% arrtırıyorum. Sarı snapper lar ortaya çıkıyor. Cyan ve Blue kanallarında da sarıyı uzaklaştırıp maviyi ve siyahı arttırıyorum. Sonuçta renkler fotoğrafı çektiğim an olan gerçek renklere benzemeye başladı. Bu ayarları saklayıp aynı dalış ve derinlikte çektiğim diğer fotoğraflar için de kullanmak mümkün. Eğer renkleri bunlarla düzeltemezseniz başka yöntemler (Color fill layers ve blending modes ile kırmızı ile yeni bir color fill layer açıp blending mode unu multiply olraka seçip opacity ile oynayarak) kullanmak da mümkün tabii. 

Renklerle olan sorunun hallettikten sonra kontrast ve keskinliği de curves ve unsharp mask ile çözüyorum. Curves de tipik bir ”S” eğrisi kullanıyorum yeterli oluyor, en son yaptığım işlem ise sharpening (USM) bütün bunlar bittikten sonra ortaya

Snapper school stands out ...

Snapper school stands out ...

 bu fotoğraf çıkıyor, eskisine göre daha iyi bence en azından balıklar ve paletlerin renkleri olması gerektiği gibi. Fotoğrafa hakim olan yeşil ton gitmiş ve daha dengeli olmuş. Eminim ki bu fotoğrafı daha iyi işlemenin yüzlarce farklı yolu vardır ancak ben burada kendi uyguladığım ve görece basit bir yöntemi paylaşmak istedim. Bu fotoğrafı manuel beyaz ayarı yaparak ve gün ışığının daha fazla olduğu bir havada çekseydim sonuç belki biraz daha iyi olabilirdi.

Burada kompakt makinelerin avantajlarına tekrar değinmek istiyorum, en kaliteli D-SLR ile bile dalsanız karşınıza çıkabilecek beklenmedik bir şeyi fotoğraflamak için yanınızda mutlaka bir kompakt makineyi yedek olarak bulundurun. Ne zaman ne ile karşılaşacağınız hakikaten belli olmuyor.

Bu dalış sırasında gördüğümüz Pegasus Fish (Eurypegasus draconis) in elimde tek kare düzgün fotoğrafının olmaması da ayrı bir ironi tabii, bu deree nadir bir balığa rastlamışken asıl kameranın bataryasının bitmesi ve DX5000G nin de bir türlü netlememesi, ışık azlığından kapris üzerine kapris yapması ayrı bir tad bıraktı bende.

Oldukça uzun tuttuğum bu yazıyı birilerine faydalı olması dileğiyle bitiriyor, herkese sağlıklı, güvenli ve bol balıklı/bol fotoğraflı dalışlar diliyorum. 

Veligandu House Reef, North Ari Atoll, Maldivler, f2.5 1/440 @ISO 64

Namaste,

Mutlu Yıllar

By , December 26, 2008 9:43 am

Uzun ve yorucu bir yılın sonunda bu yılın son yazısını bir sandık karesine yazmak istedim. Fotoğraf Kızıldeniz Ras Muhammed de Yolanda resifinde çekildi. Sistem ilk göz ağrım Sea&Sea DX5000G ve YS25 Auto flaş. Fiber optikle tetiklenen bu sistem acemilik dönemimin bütün kahrını çektiği yetmezmiş gibi işi biraz öğrendikten sonra kullanmaya başladığım TIFF modu ile boyundan beklenmeyecek işler çıkaran bir mini efsanedir.
Daha önce de söylediğim gibi uzun ve yorucu bir yıldı, bir sürü engel, problem ve değişiklikle dolu olmasına rağmen gülümseyerek hatırlayacağım şeyler de yok değil tabii.
Yeni yılda herkesin isteklerinin makul sınırlar dahilinde gerçekleşmesini diliyorum. Sağlık , mutluluk ve sevdiklerinizle dolu nice yeni yıl sizin olsun.
Namaste,

Orton Technique Underwater ??

By , September 24, 2008 6:02 am

This is one of the few blog entries that is in english, so here we go..
There is a fabulous technique dating back from the slide photography time called “The Orton Technique“. While it is basicly a form of sandwiching two images in a single frame it gives the landscape photographs a dreamy look. The technique is developed by Mr. Michael Orton and is well explained overall in the net. You can find a detailed and very good explanation here.
In my days of meditation about what can be done underwater to enhance the picture quality, i had an idea to try out the orton technique and ortonize my underwater reef scenes.

After a few unsuccessful trials i think i came up with a somewhat successful result. While on land you will need a sturdy tripod and a cable or remote release for film. In our days of digital trickery all you need is a little knowledge of image editing softeware and a well selected base image. The image on top is shot in sharm el sheikh with a Ricoh GX camera in a Sea&Sea DX5000G housing with wide angle converter and using ambient light.
The photo below is manually ortonized so to speak, using 2 additional layers in GIMP and the commands blur, unsharp mask and curves for the required overexposure.
The result is a dreamy scene which is rich in color tones and contrasts but lacks a littlebit in sharpness. There are ready made actions for photoshop which handle the process for you but the best way is to use manual technique for full control.
This ends another day of experimenting wish you all happy diving and safe days,
Namaste,

Saklı Hazineler

By , September 8, 2008 6:01 am



Herkesin denizle uzaktan yakından bir ilişkisi vardır. Dağbaşında yaşayıp denize uzak olmak da bir ilişkidir aslında. Uzak olmak, bilmemek, tanımamak, sevmemek. Oysa denizin dibinde, yanıbaşında yaşayıp orada o sonsuz mavide neler olup bittiğinden bihaber olmak en acısıdır.

Bütün bunlar bir çift palet ve maske / şnorkel ile kafanızı suyun altına sokmanızla başlayacaktır. Ancak o zaman papaz balıklarının telaşlı dansını, gün balıklarının rengarenk salınmasını her biri ayrı bir mücevhere benzeyen deniz tavşanlarının mükemmelliğini görebileceksiniz. Ancak o zaman sinaritin asaletini, ahtapotun zekasını, akyanın süratini taktir edeceksiniz.

Maalesef bazılarımızın hayatını kaplamış bir körlük, bir marazdır bu. Oysa hediyedir deniz bize, anne sevgisi, sevgili sıcaklığı, dost desteği gibi her zaman ihtiyaç duyduğumuz ve hep daha fazlasını istediğimiz şeylerin yoğuşup biriktiği mavi sihirli bir iksirdir deniz.

Öğrendiğimiz her yeni şeyle, bize bilinmeyenlerinden yeni sayfalar açar. Sandal, yelken, maske, palet, her yeni alet bu huysuz ve tatlı kadınla flörtün yeni bir aracıdır. Başlangıçta hoyrat ve acımasız olan ilişkimiz, tanıdıkça hayranlığa, sevgiye, sevdaya dönüşür.

Zaman ve tecrübeyle hangi balığın ne zaman nerede olacağını, onlara nasıl sokulabileceğinizi, hangi canlıların nerelerde yaşayıp ne ile beslenip nasıl hayatta kaldığını öğrenirsiniz. Öğrendikçe hayranlığınız büyür. Başlangıçta elde zıpkın balık peşinde palet sallarken aynı kovalamacayı fotoğraf makinesi, video kamera ile yapmaya başlarsınız.

Siyah süngerlerin üzerinde siesta yapan orfozlar sizden kaçmaz olurlar zamanla, gözleriniz daha önce görmediği şeyleri seçmeye başlar. Minik karidesler, deniz tavşanları, süngerler, deniz atları ve daha önce görmediğiniz veya görüp te önemsemediğiniz herşeydeki mükemmelliği farketmeye başlarsınız.

Sebepsizce öldürülen her balık, atılan çöplerin, bırakılan ağların, patlatılan dinamitin öldürdüğü her canlı için üzülmeye başlarsınız. Yapabileceğiniz tek doğru şey ise sizden sonraki kuşaklara denizi sevmeyi öğretmektir. Çünkü sevdiğini korur, gözetir insan.

Havalar henüz sıcakken ve vakit daha geçmemişken hazır, bir değişiklik yapın. Kafanızı suya sokun ve etrafınıza bakın, fazlasına gerek yok er yada geç deniz gerekeni öğretecektir size.

Sağlıcakla kalın. Namaste.

 

www.siyahgazete.com

OKS

By , June 6, 2008 1:04 pm

Merhaba, iki arada bir derede fırsat bulup bir şeyler yazasım var. Bu aralar hayatımız kızımın OKS meydan savaşı ekseninde döndüğü için yazamıyorum. Dalamıyorum, fotoğraf çekemiyorum işimden arta kalan zamanın büyük çoğunluğu ya yolda yada evde geçiyor.
Hayat da pek bir hareketli nedense, arkadaşlarımın dalış haberlerini ve hikayelerini dinleyerek avunuyorum. Tek ufak değişiklik bir arkadaşımın 7 Temmuz da yayınına başlayacağı Siyah Gazete isimli dergide benim de haddimi aşıp bir şeyler yazacak olmam. www.siyahgazete.com adresinden biraz daha fazla bilgi almak mümkün.
Fotoğraf 2 yıl öncesinden kalma, meşhur Monem batığı, www.monemwreck.com dan bakınız görünüz. Çeşme de muhteşem bir batıktır. Bu sezon dalmak kısmet olmadı ama iple çekiyorum doğrusu.
Kendinize iyi bakın, Namaste,

Caveat emptor

By , February 21, 2008 6:56 am
Mağara dalışları her zaman en sevdiğim dalış türlerinden biri olmuştur. Zaten yeterince gizemli mekanlar olan mağaralar sualtında güzelliklerine doyum olmayan bir hal alırlar.
Normalde mağara dalışı ayrı bir disiplindir ve dalış eğitimi üzerine alınması gereken ayrı bir eğitimi vardır. Ancak bazı mağaralar bu eğitimi almamış olan dalgıçlar tarafından dalınabilir. Çoğu dalgıcın bildiği Çeşme Yatak Adasında bulunan Yatak Odası mağarası bunlardan biridir, yine aynı bölgede Ildırı tarafında Madonna isimli oldukça güzel bir mağara vardır. Fethiye de Afkule ve Türk Hamamı mağaraları da dalıcıların rüyalarını süsleyen dalış noktalarıdır.
Bu fotoğraf Madonna isimli mağarada çekildi, mağaranın tanımı şöyle ” 20 metrede girişi olan ve çift bacaya sahip bir mağara vardır. Yayvan bir yapıya sahip mağaranın zemini beyaz kumla kaplıdır. Tavan yüksekliği ise 1,5 metre civarındadır. Mağara girişinde 2 bacanın aydınlattığı geniş bir hol bulunur. Girişten hemen sola döndüğümüzde ise dar bir koridordan ayrı bir galeriye girip başka bir çıkıştan çıkmak mümkündür” normal şartlar altında mükemmel bir dalış bekliyorduk ama suyun bir metre altına inince ortam bir anda Blair Witch Project tadını yakaladı. Görüş bir metrenin altındaydı mağara ile ilgili aklımda kalan fantastik bir hadise yok ama dalış başından sonuna özgürlük ve maceranın tadı modunda geçti. Bir an kendimi Yassıada da zannettim desem yeridir.
Namaste,

Niçün baktın bana öyle ?

By , February 15, 2008 8:44 am
Mekan Kızıldeniz, iki yıl önce bugün, bu karenin çekildiği tarih. Istanbul da kar yağarken 26 derece sıcakta aynı sıcaklıktaki suya girmenin, şnorkel yapmanın, dalışın zevki hala aklımda. Nedense çok istememe rağmen bir daha kısmet olmadı, bu senenin sonuna doğru bu zevki tekrarlamayı çok istiyorum.
Yeni bir kamerayla dalışa gitmenin zevki çok az şeyde bulunur bizim tür için. Eline yeni oyuncak geçmiş çocuklar gibi bir an önce her tarafını kurcalamak istersiniz. Bu aşamada yapılan çalışmalar ilk gençlik aşkları gibidir. Hep bir tarafları eksik olur, nadiren iyi bir şey yakalayınca da nasıl yaptığınızı bilemezsiniz. Sonra dalış sayısı ve tecrübe arttıkça beyin bazı değişkenleri kaydetmeye başlar, farkındalık yavaş yavaş oluşmaktadır. Işığı nereden alınca güzel oluyor?, nasıl daha fazla yaklaşabilirim? istediğim netliği nasıl sağlarım? bu soruları kendi kendinize sormaya başlarsınız. Bu aşamanın önemli bir safhası da okumaktır, internet nesli olmanın faydasıyla elinize ne geçerse okursunuz, okudukça “bilgilenirsiniz” okuduklarınızı denedikçe bir kısmının gerçekleşmediğini görür ve masal ile gerçeği ayırdetmek gereğini farkedersiniz. Diğer tüm konularda olduğu gibi fotoğrafçılık konusunda da ne yaptığını olduğu gibi açık açık anlatan insanlar zor bulunur. Bilgi paylaşmak içindir kesinlikle bir fotoğrafçı düsturu değildir.
İnsanlar tekniklerinin özel noktalarını tıpkı aşçılar gibi özenle saklarlar. Siz de eksik tariflerle pasta yapmaya çalışanların azabını anlarsınız. Zaman ve deneyim arttıkça edinilen bilgiler ve çekim tecrübeleri birleşir ve yap-boz parçaları yerine oturmaya başlar.Bu aşamada sizin fotoğrafçılıktan aldığınız zevk de artmaya başlamıştır, iyileşen sonuçların cesareti, tüketim toplumunun ferdi olma gerçeği ve teknik kısıtlılıkları başarısızlığın esas sebebi olarak görme iç güdüsü ile yeni bir makine almaya karar verirsiniz. Yeni makinenin gelişi ile alışma, öğrenme süreci eskisine göre daha hızlı olsa da yeniden başlar.
Bu arada sualtında farkındalığınız artmış ve okuyup gördükleriniz ile balık, böcek, çiçek davranışları ve yaşamları ile ilgili bilgileriniz artarak pekişmiştir. Bu sayede bazılarının doğaya saygısı da artar bazıları için ise hiç bir şey değişmez. Bu tür iyi bir fotoğraf karesi için canlıları manipüle etmekten tutun tacize kadar her şeyi yapabilir. Siz ise sualtında sadece ziyaretçi olduğunuzu bilir ve hava kabarcıklarından başka bir şey bırakmadan ve sadece fotoğraf kareleri alarak ziyaretinizi sona erdirirsiniz. Olması gereken de budur. Bir süre sonra ülkemizin sularındaki neredeyse tüm canlıları ve olabilecek tüm kompozisyonları çektiğinize karar verdiğinizde ki bu tahminen 10,000. kare civarında gerçekleşir, yurtdışına daha sıcak yada daha soğuk sulara ulaşmaya oradaki değişik canlıları fotoğraflamaya açlık duyarsınız.
Bu safhada fotoğraf hayatınızda oldukça fazla bir yer almaya, sohbetlerinizin ve boş zamanınızın çoğunu işgal etmeye başlar, bu aşamada artık bir fotoğraf karesi üzerine konuşmanız gerektiğinde bu konuşma yarım saatten fazla sürebilir :) ancak çektiğiniz kare sayısı da azalmaya başlar, daha iyi bir fotoğraf çekebilmek için daha az deneme yapmanız gerektiğinin bir göstergesidir bu.
Bu aşamaya kadar gelebildiyseniz yavaş yavaş şansınızı yarışmalarda denemeye başlarsınız. Gerçi bu bambaşka bir hikayedir. Gelişen teknolojiye yenik düşen ekipmanınızı yenilemeye gayret edersiniz ve günleriniz hep bir sonraki dalış seyahatini planlamak, çekmek istediğiniz canlıları düşünmek kafanızda kompozisyonlar tasarlamak ve çektiğiniz kareleri sınıflandırmakla geçer.
Sözün özü, sualtı fotoğrafçılığı insanı yavaş yavaş ele geçiren bir hastalıktır. Benzer bir hastalık olan scuba (aletli dalış) nın ilerlemiş bir metastazıdır. Henüz bu işe bulaşmadıysanız UZAK DURUN ! sonra çok geç olabilir :) ))
Namaste,

Tepe taklak hayat

By , July 16, 2007 2:19 pm

Hayat bir acaip a dostlar. Her şey yolunda giderken bir anda bir şeyler oluveriyor, hooop tepe taklak olmuşsun. Alıştığın düzenin esamesi okunmuyor. Sanki birileri bir yerlerde bazı düğmelere basıyor, ipleri çekiyor falan derken bir anda ortalık toz duman.
Ondan sonra bir süre neler olup bittiğini anlamakla geçiyor, buna idrak ve intibak süresi diyelim (yaşı 40 ın altında olanlar için algılama ve uyum süresi de diyebiliriz) Bu sürenin kısalığı tamamen kişiye göre değişiyor kimi hemececik uyum sağlıyor kimi ne olduğunu hazmedene kadar asırlar geçiyor.
Sonra tepki evresi var, duruma uygun bir tepki verebilmek için durup düşünüyorsun. Kimileri düşünmeden tepki veriyor ama allahtan ben onlardan değilim :) Planla, uygula, kontrol et döngüsü nün planlama safhası bu, sonra uygun anı beklemek var (punduna getirmek de denebilir) yada beklememek. Bu tamamen ortama, kaosun şiddetine ve kısa, orta, uzun vadeli planlara bağlı. Sonra uyguluyorsun, hoop sen de düğmeye bastın işte, top karşı sahaya geçiyor şimdi düşünme sırası onlarda. Bu arada zamanını senaryolar üreterek geçirebilirsin. Hiç bir şey düşünmemek te mümkün tabii. Ama şimdi onlar bunu yapacak ve ben de şöyle karşılık vereceğim diye düşünmek daha zevkli.
Karşındakiler ne kadar zorluysa o kadar zevkli oluyor, kazara bir şekilde hırpalanırsan geri çekilip toplanıp tekrar planlar yapıyorsun. Birileri bıkana kadar sürebiliyor bazen. Ama radikal değişiklikler, ölüm, sağlık problemleri, ayrılık vesaire bambaşka algoritmalar gerektiriyor.
Radikal değişikliklerden uzak huzurlu bir hayat diliyorum herkese,
Namaste,
Fotoğraf: Çeşme , 88 Taşları, Magic Filter 1/60 – f/2.5 @ISO 200

Rai podvodny..

By , July 5, 2007 7:27 am

Derinde bir an, takılmışsın papaz balıklarının peşine, deniz çayırlarının üzerinden süzülen hafif akıntıya bırakmışsın kendini… akıntıyla, denizle, balıklarla bir olmuşsun. Süzülüyorsun, sargozlar seni süzüyorlar, ileride bir sinarit görüyorsun. Yüz vermiyor sana pek, süzülüyorsun, her taşın, her yosunun, her kaya parçasının altından hayat seni selamlıyor.

50 dakikalık bir dalış boyunca bile olsa, gamsız, tasasız, ağırlıksız olmanın, kuş gibi değilse de balık gibi özgür olmanın tadını çıkarıyorsun. Burada egenin kalbinde bir süreliğine bile olsa zamanı durdurmanın, eninde sonunda seni sollayacak ölüme bir burun fark atmanın, yaşarken bu kubbeye bir hoş seda dan fazlasını bırakabilmek için bir şeyler yapmanın tadına varıyorsun.

Sevdiği işi yapan herkes gibi huzurlusun. Bu huzurun her farklı coğrafyada farklı bir tadı var üstelik. Akdenizde farklı, kuzey ege farklı, güneyi farklı, kızıldeniz hepten bambaşka. Kim bilir arada gitmeyi hayal ettiğin coğrafyalarda, endonezya, hint okyanusu, bali, filipinlerde nasıl bu huzur, nasıl bir lezzeti var?

Süzülüyorsun.. etrafında balıklari, deniz şakayıkları, en kırmızısından deniz yıldızları, kestaneler, süngerler. Seni karşılamaya çıkan balıklar. Hepsiyle bir sonraki kaçamak buluşmaya kadar vedalaşıp, ait olduğun dünyaya doğru yavaş yavaş palet vurarak yükseliyorsun..

Çeşme / No Name dalış noktası, derinlik 14 metre, DX5000G ile f2.5 @ 1/200 @ISO200 Auto magic Filter.

Dalın sağlıcakla,

Panorama Theme by Themocracy