Posts tagged: Dalış

Karagöz

By JustAddWater, February 3, 2010 11:10 pm

Diplodus vulgaris, two banded sea bream ve başka dillerde kim bilir hangi garip isimlerle anılan bu güzel balık bu günkü güzellemenin konusu. Ülkemiz sularında balık fotoğraflamaya çalışan yurdum fotoğrafçısının kurtarıcısı, sinek iğneli çocukluk oltalarımızın bir numaralı müşterisi bir garip balık.

Çifte Karagöz - Diplodus vulgaris - Çeşme

Çifte Karagöz - Diplodus vulgaris - Çeşme

Her ne kadar tropik sularda fotoğraf çekmekten çok zevk alsam ve çekilen fotoğrafları gıptayla izlesem de o bol balıklı, yaratıklı zengin fotoğraflar bizim sularımızda fotoğraflanmış türlerin – ne kadar sıradan olurlarsa olsunlar – yerini tutmuyorlar. Tıpkı öğrenciliğimde yediğim ekmek arası helvaların lezzetini hiç bir tatlıda bulamamam gibi bir şey bu. Bilemiyorum belki ben huysuzlaşıyorum gün geçtikçe – arada sırada eşim ve kızımın ifadeleri de bunu doğruluyor – ya da memleketin her şeyinin güzel gelmesi DNA seviyesinde incelenmesi gereken bir şey.

Ancak sualtında kimi zaman ufak kimi zaman büyük sürüler halinde rastladığımız Karagöz efendi’nin ayrı bir yeri var, neden derseniz, bir kere yüz ifadesi ilginç, özellikle gece dalışlarında uyurken yakalarsanız çok güzel portre fotoğrafları çekebiliyorsunuz sonra geniş açı çalışırken özellikle büyük gruplara denk gelebilirseniz ve dalış becerileriniz ortalamanın üzerindeyse oldukça iyi kompozisyonlar yakalayabilirsiniz.

Çeşme’de Makri (Yatak) Adası’nda dalanlar bilirler 5 metreden alçalarak geçilen ve 10 metre civarına inilen bir taş kemer formasyonu vardır, o taş kemerin altı her mevsim irili ufaklı karagöz sürülerine ev sahipliği yapar ve kemerin altından geçmeyi bir zevk haline getiren detaylardan biridir bu. Eskiden o kemeri geçer geçmez sola döndüğünüzde sizi duvarın üzerindeki tahtından seyreden Orfoz amca’dan iki yıldır haber alınamıyor malesef ama kemerin solundaki duvar boyunca dikkatli gözler kumda uyuyan Adabeyi (Lipsoz) irilerini görecektir. Neyse konumuz karagöz dolayısıyla diğer güzellere takılmamak gerek.

Taş Kemer

Taş Kemer - The Stone Arch - Çeşme

Arada sırada kumu eşeleyen irice barbunların yanında yöresinde fırsatçı yancılar olarak görürüz onları kalkan kumların arasında barbunun gözünden kaçacak bir besini kapmak için tetikte beklerler, aşağıda bu davranışa ait bir video var çok başarılı değil ama yinede bir fikir verebiliyor, en fazla 25cm boyunda olan bu tür ortalama 15-20cm boyda olur, etinin lezzetli olması dolayısıyla da tercih edilen bir türdür.

http://www.vimeo.com/6047049

Uzun lafın kısası bu güzel balığı özellikle gece dalışında denk getirirseniz burun kıvırmayın, başından uzaklaşmayın hemen, en az 8-10 kare çekin hakkını vererek, gece dalışıysa zaten f18 1/200 e ayarlıdır makine, objektif en güvendiğiniz macro objektiftir, flaşı ayarlayıp basın deklanşöre, gündüz vaktiyse muhtemelen fazla sokulamazsınız geniş açınız varsa arka planı da ayarlayıp güzel kompozisyonlar yaratmaya çalışın. Balık fotoğraflarında en önemli nokta balığın gözünün net olarak görüntülenmesidir bunu başarır balığın kuyruğunu kafasını kesmeden doğru bir kadraj yapabilirseniz sonuç iyi olacaktır, fotoğrafta aynı türden birden fazla olması, varsa aralarındaki etkileşim ve arka plan da önemlidir tabii. Dedim ya hakkını verin balığın sonunda memnun kalacaksınız bana güvenin.

Namaste,

Efsane ya da Yaşayan Ölü’nün dönüşü …

By JustAddWater, January 12, 2010 12:59 pm

Uzun zaman önce daha scuba’ya başlamadığım yıllarda arada sırada rastladığım sualtı fotoğraflarına bakar ve bunları nasıl çekiyorlar? sorusuna cevap ararken kulağıma en çok çalınan isimlerden birisiydi Nikonos. Üniversite son sınıfta bir Nikonos almayı hayal etmiştim ama o gençlikte özel ders ve çeviriden kazanılan parayı yemek için çok daha iyi mecralar bulabiliyor insan. Daha sonra hayat gailesi başlayınca unutulan projelerimden birisi olmuştu bu heves.

Jean Jacques Cousteau’nun tasarladığı ve daha sonra Nikon’un devam ettirdiği bu efsane amfibi kamera serisi bir devrin sualtı fotoğrafçılarının vazgeçilmezi olmasını hem sağlam sistemine hem de lenslerinin optik kalitesine borçluydu. Sualtı fotoğrafçılığına benim başladığım dönemlerde Nikonos ismi piyasadan çekilip efsanelere karışmış, filmli SLR makineler de ömrünü tamamlamaya ve gelişen digital teknolojiye boyun eğmeye başlamıştı.

Ne olursa olsun o zamanlarda da şimdi de digital filmin özellikle de diapozitif filmin verdiği kalite ve kontrastı sağlayamıyor belki gelecekte makine içi algoritmalara High Dynamic Range tekniğinin entegre edilmesi, daha kaliteli ve büyük sensörler ve optik aksam ve başka mumbo jumbo’lar ile bu son bariyer de aşılacak. Ancak gelişen teknoloji’nin benim gibi korkunç koleksiyoncu zihniyetli, çoluk çocuğun nafakasını makine ekipmana yatırmaya meyyal, gözü doymaz ekipman arsızları için başka bir fırsatın da kapısını açtı.

Eskiden fiyatlarıyla el yakan, komple bir seti 2 flaş, son derece kaliteli 15mm balık gözü f2.8 , 35mm f2.8 , 20mm f2.8, 80mm f4 objektifleri ve geriye kalan uzatma tüpleri, makro çerçeveler gibi bir takım aksesuarı tamamlamak için 1990′lı yıllarda vermeniz gereken 10.000+ Amerikan Doları bedel, herkesin digitale geçmesi ve ekipmanı terk etmesi dolayısıyla kuruş mertebelerine düştü. Bu sistemin tamamını şurada görebilirsiniz. Bu link aynı zamanda Nikonos Avcıları için gayet iyi tüyolar içeriyor, sayfanın en altında eski malzeme alırken nelere bakmanz gerektiği yazıyor eğer siz de bu yazıdan sonra niyeti bozarsanız iyice okumanızı tavsiye ederim. Nikonos objektifleri ile ilgili oldukça iyi bir değerlendirme de şurada görülebilir.

Bu olayın gerçekleşmesi ile online ortamlarda, gittigidiyor, e-bay gibi sitelerde ve forumlarda gizliden bir ekipman avı başladı, her ne kadar sualtında modaları geçmiş gibi görünse de bu kameralar ekstrem şartlarda çekim yapacaklar için hala biçilmiş kaftandı. Özellikle neredeyse tamamen mekanik olan Nikonos I, II ve III su almaları durumunda bile kurutup o-ring değiştirerek kullanılabilmekte ve en ağır iklim şartlarına bile dayanabilmekteydi. Bu furya içerisinde başladığım Nikonos avında 80mm f4 hariç tüm lens ve aksesuarlarını ve Diyafram ağırlıklı çekim yapan Nikonos IV-A gövdeyi geçtiğimiz 2 yıl içinde oldukça iyi fiyatlara almayı başardım.

Bu kameralar bir türlü unutulamayan eski sevgililer gibiler, olur olmaz yerlerde zırt pırt aklınıza geliveriyorlar, geçenlerde Nikonos lenslerini yeni digital kompakt kameralarda kullanabilmek için yapılan çalışmaları okuduğum zaman aklıma ilk bu geldi. Buna en canlı örnek sanırım Pirate Pro’nun çalışmaları şurada ve şurada görülebilir. Bu çalışmalar oldukça umut verici ve umarım başarılı olurlar bazen elimdeki hurda malzemeleri kullanarak bir şeyler yapmayı ben de planlıyorum kıfsmet.

Kendi hesabıma, ben Nikonos’umu sadece havuz çekimlerinde fazla zorlanmayacağı ortamlarda kullanmayı planlıyorum, çekim yaptıkça sonuçlarını da buraya yükleyeceğim. Bu arada fotoğraf konusunda kimi zaman fikirlerine katıldığım Ken Rockwell de şöyle demiş Nikonos IV-A hakkında. Bu ve bunun gibi eski/antika kameralara ait eski el kitaplarını internet üzerinde bulabileceğiniz süper bir adres te şurada belki işinize yarayabilir.

Daha fazla merak edenler için Nikonos familyasının tüm tarihi şurada görülebilir. Yine bu kameralar için Jim ve Cathy Church tarafından yazılmış oldukça iyi olduğu söylenen bir kitap da var edinebilirseniz fena olmaz. Dayanıklı yapısı nedeniyle savaş muhabirleri tarafından da tercih ediliyor, edilmiş ve edilmekte (yedek kamera olarak).

Nikonos V Photographed by Rama

 Bu yazıda kullanılan görsel Rama isimli Wikipedia kullanıcısı tarafından çekilmiş ve Creative Commons lisansına uygun olarak kullanılmıştır.

Uzun zamandır hayran olduğum bu sualtı efsanesine dair yazmak bu güne kısmetmiş birilerinin işine yaraması, bilgilendirmesi , heveslendirmesi dileğiyle.

Namaste,

Su altında kompakt kameralar ve bilgisayarda işleme (Workflow)

By JustAddWater, September 17, 2009 12:08 pm

Kompakt kameraların sualtında D-SLR kameralara göre belirgin avantajları vardır. Bunların başında öncelikle maliyetleri gelir, sualtı için bir kompakt sistem D-SLR sisteme göre oldukça ucuzdur, küçük boyutları dolayısıyla dalış sırasında kolaylık sağlarlar, gerek hava tüketimi ve dalış rahatlığı olsun gerekse dar alanlarda çalışılması gerektiğinde (kovuk, oyuk gibi) boyutları dolayısıyla avantaj sağlarlar. Gerekli dönüştürücü lensleri kullanarak aynı dalışta hem geniş açı hem de makro çekim yapabilirsiniz, D-SLR sistemlerde ise bu mümkün değildir makinede 10.5mm Fisheye takılıyken dünyanın en güzel deniz tavşanına rastlarsanız talihinize söver ve yolunuza devam edersiniz.

Dezavantajlarına değinecek olursak, bulanık su ve planktonlu ortamlarda, az ışık olduğunda performansları iyi değildir. Yüksek ISO performansı genellikle çok kötüdür. Fotoğraf kalitesi D-SLR makinelerinkinden oldukça uzaktır. Housing derinlik limitleri genellikle daha azdır.

Yinede bence sualtı fotoğrafçılığına başlangıç yapmanın en iyi yoludur ve elinizde dünyanın en gelişmiş D-SLR makinesi bile olsa yanınızda back-up kamera olarak taşımanız gereklidir.

Kompakt kameralar ile çekim yapmanın bir kaç püf noktası var, sualtında derinlik arttıkça renkler kırmızı ile başlayarak kaybolur, ve derinde sadece mavi ile başbaşa kalırsınız. Renkleri geri getirebilmek için iyi bir sualtı flaşı kullanmanız veya sığ suda filtre ile çekim yapmanız gerekir. Bu konulardan daha önce bahsettiğim için tekrar değinmeyeceğim. Ancak diyelim ki flaşınız yok veya su çok bulanık olduğu için flaş kullanamıyorsunuz. Makinenize filtre de takılı değil. Bu durumda neler yapılabilir?

School of snappers original image

School of snappers original image

 

Yandaki fotoğraf böyle bir dalıştan, asıl kameranın bataryası bitmiş, yedek kameraya kalmışız, çok güzel bir snapper sürüsü var ve kızım da gayet hoş bir poz vermiş. Bu anın fotoğrafını çekmek gerek ve eldeki ekipman belli.

DX5000G sea&sea housing içerisinde bir Ricoh Caplio GX kameradır, 5MP çözünürlüklü bu kameranın en güzel özelliği TIFF modunda çekim yapabilmesidir. Dolayısıyla neredeyse sıkıştırma yapmadan bilgiyi saklayan bu modu JPG sıkıştırması ve kayıplara maruz kalmamak için tercih ettim.

Sizin de kompakt kameranızda bu tür bir sıkıştırılmamış mod varsa onu kullanmanızı tavsiye ederim. Kompozisyon ve diğer konulara girmeyeceğim ancak fotoğraf kapalı bir havada ve 18 metre derinlikte çekildi dolayısıyla renklerin kaybolması normal. Hava açık olsaydı güneşi arkama alıp böyle bir çekim yapmayı tercih ederdim.

EXIF ten bakınca çekim değerleri şöyle, f2.5 1/440 @ISO 64 Spot metering. Burada Metering mode ve düşük ISO benim seçimim , f2.5 de öyle, deklanşör hızı ise makinenin uygun gördüğü hız. Sürü her an dağılabileceği için acele etmek gerek. Bu arada dalıcının konumuna, sürüye ve kompozisyona dikkat etmeli, ön plan arka plan konularını dengelemeli ve dalıcının kabarcık bıraktığı anda deklanşöre basmalı. Sualtı fotoğraflarında dalıcının kabarcıklarının görünmemesi bazı insanları rahatsız edebiliyor.

Evet fotoğrafı çektik ve dalış devam etti, makinenin ekranından bakarken karenin fazla yeşil/mavi olduğu dikkatimi çekmişti. Bu durumda çekim sırasında beyaz ayarını elle yaparak bunu önlemek mümkün olabilirdi ancak dalışlarda kullandığım beyaz ayarı eldivenim (içi gri dışı beyaz) yasak olduğu gerekçesiyle dalış dolabında bıraktırıldı ne yaptıysam da divemaster’ı ikna edemedim. Dolayısıyla el ile beyaz ayarı da mümkün olmadı. Böyle bir durumda benim genel seçimim makinenin beyaz ayarını bulutlu havaya göre ayarlamaktır, bu sayede daha sıcak bir beyaz ayarı otomatik olarak kullanılacaktır. Makinenizin bir underwater (sualtı) modu varsa o mod da beyaz ayarı ve yazılım düzenlemesiyle sualtı renk kayıplarını gidermeye çalışan bir moddur eğer hoşnutsanız kullanmanızda sakınca yok.  

Dalıştan sonra fotoğrafları aktarırken bu kareyi çok beğendim ancak çekim sırasındaki yetersizlikler yüzünden renklerinden ve tonlamalarından hoşnut olmadım ve Photoshop ile bu kareyi işlemeye karar verdim. Hala da devam ediyorum dolayısıyla birazdan aşağıya koyacağım versiyon son hali değil. Öncelikle photoshop için başkalarının yazdığı bir takım aksiyonlar var ve arka planın derin mavi olmadığı durumlarda bazen oldukça iyi sonuçlar verebiliyorlar. Yeterli PS bilginiz yoksa ya bu action lardan birini kullanın veya fotoğrafınızı doğrudan siyah beyaza çevirip şansınızı öyle deneyin. PS ile şansını denemek isteyenler için ise workflow dediğimiz kısmı başlıyor bu yazının:

Öncelikle, fotoğrafı %100 e büyütüp netliğini ve gürültü (noise) durumunu kontrol ediyorum eğer fotoğraf %100 de net değilse kesinlikle uğraşmaya değmezPS bir çok şeyi yapabilir ama net olmayan bir fotoğrafı net yapamaz (ne kadar sharpen ederseniz edin). Sonra yaptığım ise histogramı incelemek, önce tamamını sonra tek tek renk kanallarını. İyi bir histogram çan eğrisi şeklinde olmalı ve ne sağa (aşırı pozlanmış) ne de sol tarafa (eksik pozlanmış) yaslanmamalı.

Burada eğer pozlamada bir problem yoksa Image/Adjustmets/ Selective Color/ Neutrals da Magenta +10% ve Yellow +14 değerlerini girip biraz renk sıcaklığını arttırıyorum. Sonra yine aynı yerde snapper sürülerini vurgulamak için Yellows kanalını seçip sarı rengin içerisinden Cyan rengini -62% uzaklaştırıp magenta ve yellow u 46% ve 59% arrtırıyorum. Sarı snapper lar ortaya çıkıyor. Cyan ve Blue kanallarında da sarıyı uzaklaştırıp maviyi ve siyahı arttırıyorum. Sonuçta renkler fotoğrafı çektiğim an olan gerçek renklere benzemeye başladı. Bu ayarları saklayıp aynı dalış ve derinlikte çektiğim diğer fotoğraflar için de kullanmak mümkün. Eğer renkleri bunlarla düzeltemezseniz başka yöntemler (Color fill layers ve blending modes ile kırmızı ile yeni bir color fill layer açıp blending mode unu multiply olraka seçip opacity ile oynayarak) kullanmak da mümkün tabii. 

Renklerle olan sorunun hallettikten sonra kontrast ve keskinliği de curves ve unsharp mask ile çözüyorum. Curves de tipik bir ”S” eğrisi kullanıyorum yeterli oluyor, en son yaptığım işlem ise sharpening (USM) bütün bunlar bittikten sonra ortaya

Snapper school stands out ...

Snapper school stands out ...

 bu fotoğraf çıkıyor, eskisine göre daha iyi bence en azından balıklar ve paletlerin renkleri olması gerektiği gibi. Fotoğrafa hakim olan yeşil ton gitmiş ve daha dengeli olmuş. Eminim ki bu fotoğrafı daha iyi işlemenin yüzlarce farklı yolu vardır ancak ben burada kendi uyguladığım ve görece basit bir yöntemi paylaşmak istedim. Bu fotoğrafı manuel beyaz ayarı yaparak ve gün ışığının daha fazla olduğu bir havada çekseydim sonuç belki biraz daha iyi olabilirdi.

Burada kompakt makinelerin avantajlarına tekrar değinmek istiyorum, en kaliteli D-SLR ile bile dalsanız karşınıza çıkabilecek beklenmedik bir şeyi fotoğraflamak için yanınızda mutlaka bir kompakt makineyi yedek olarak bulundurun. Ne zaman ne ile karşılaşacağınız hakikaten belli olmuyor.

Bu dalış sırasında gördüğümüz Pegasus Fish (Eurypegasus draconis) in elimde tek kare düzgün fotoğrafının olmaması da ayrı bir ironi tabii, bu deree nadir bir balığa rastlamışken asıl kameranın bataryasının bitmesi ve DX5000G nin de bir türlü netlememesi, ışık azlığından kapris üzerine kapris yapması ayrı bir tad bıraktı bende.

Oldukça uzun tuttuğum bu yazıyı birilerine faydalı olması dileğiyle bitiriyor, herkese sağlıklı, güvenli ve bol balıklı/bol fotoğraflı dalışlar diliyorum. 

Veligandu House Reef, North Ari Atoll, Maldivler, f2.5 1/440 @ISO 64

Namaste,

Immersion

By JustAddWater, April 8, 2009 11:59 am
Immersion, kendini suyun kollarına bırakmak. Ayağının yere sağlam bastığı ve kendini güvende hisstettiğin dünyayı terk ettiğin an.
Son kontrollerini ve buddy check denilen ritüeli tamamlayıp teknenin arkasından platformun üzerinden suya baktığın ve bir saniyelik kısa bir düşüşten sonra kabarcıklar arasında kaybolduğun o muhteşem an.
Sualtında kendini toparlamanın ardından buddy ile göz göze gelmek ve derinliğe doğru süzülmek.
Ağırlıksız, uçar gibi, kendi soluk alışverişin ve regülatörden gelen mekanik seslerin haricinde tüm seslerin yok olduğu masmavi bir cennete yolculuk. Yavaş ama düzenli soluk alıp verdiğin, etrafındaki her şeyin farkında olduğun mükemmel bir dünyada senin dışında varolan her şeyi hayranlıkla izleyeceğin, hafızana kazıyacağın bu elli dakikalık sürecin hemen başında kafanı kaldırıp yukarıya bakarsan eğer, verdiğin soluklardan çıkan kabarcıkların yüzeye çıkmak için yaptıkları yarışı izleyebilirsin.
Sonra dalış güzergahın boyunca etrafına bakarak ilerlersin, bilirsin ki her taşın altında seni bekleyen kardinal balıkları en kırmızı elbiselerini giymişlerdir, biraz daha derinlerde eflatun, mor, pembe renkli deniz tavşanları o muhteşem şekilleriyle senin onları keşfetmeni beklemektedir. Acemiysen orfoz tozu ustaysan orfoz bekler seni siyah süngerin üzerinde güneşlenip gelip geçene laf atan esnaf gibi.
Bir kaya kovuğunda yada bir duvarda ağzını açıp kapayan müren eski zamanların sessiz film oyuncuları gibidir. O ağzını açıp kapar ve solungaçlarına su basarken sen düşünürsün kim bilir ne söylüyor diye. Ahtapotlar çıkar bazen karşına, oyuncu ve muhteris, akıllı ve zarif ahtapotlar. Meraklı gözleriyle süzerler seni, keyifleri yerinde değilse mürekkebi suratına püskürttüğü gibi topuklar uzaklara ama tavındaysa numaranın bini bir paradır o zaman.
Tek ve büyük bir balıkmış gibi hareket eden balık sürüleri salınırlar suyun altında, sürekli tetikte ve konumlarını sana göre ayarlayarak. Bütün bunlar gözünün önündedir, misafirliğini bildiğin ve saygıda kusur etmediğin sürece hep oradadırlar ve hep karşılarlar seni.
Daldığın yerin özelliklerine göre ilginç tabiat şekilleri, kemerler, mağaralar, tüneller, batıklar seni bekler ama görmesini bilen gözlere basit bir iskele altı veya bir karış su bile inanılmaz görüntüler sunar. Sonra dalışın sonuna gelirsin yavaş yavaş, 5 metrede 3 dakika emniyet beklemesi yaparsın, sırıtmaktan regülatör ağzından çıkacakmış gibi olur, ama ağzın da kapanmak bilmez bir türlü kulaklarındadır resmen. Dalış bitip de sudan çıkmadan önce tam suyun hava ile birleştiği yerde maskenin yarısı suda yarısı dışarıda durursan eğer, iki farklı dünyanın tam sınırında olmanın da nasıl bir şey olduğunu anlayabilirsin.
Sonra tekneye çıkarsın, gördüklerini anlatır, bildiklerini aktarır, çektiğin fotoğraf ve filmleri paylaşırsın. Bir sonraki ziyarete kadar üzerinde denizin tuzu, aklında gördüklerin, hayalinde görmek istediklerinle birlikte ….
Namaste,
PS: Yazının sonuna kadar sabredip okuyan sevgili arkadaşlar için Monem batığı le ilgili hazırladığım küçük bir sunum şurada 10 kez download edilebilir. Geç kalıp ta sonradan isteyen olur ise yorum bıraksın ona da gönderirim bilahare ve bila krişna :)

Karanlığın bekçisi

By JustAddWater, January 30, 2009 7:19 am

Karanlık korkutur, korkmamak elde değil .. Bilemezsin yürürken el yordamıyla , Ne bekliyor seni bir adım sonra yada beş.
Karanlığın sevilecek tek tarafı ise insanın içine açılan kapıları sadece karanlıkta aralayabilecek olmasıdır.
Sadece karanlıkta iç muhasebenizi yapabilirsiniz. Belki de budur karanlıktan korkmanın sebeplerinden biri.
Dalarken karanlığı gece dalışlarında veya kapalı havada derin sularda yaşayabilir insan, ayrı bir heyecanı ve atmosferi vardır bu dalışların.
Bu kare bir yassıada gündüz dalışından, 37 metre civarında çekildi sanırım, su oldukça soğuktu fotoğrafın siyah beyaza çevrilmesi dışında bir müdahale yok, arka planın kararması f18 1/200 de flaşla çekim yaparken arka planı boş bıraktığımdan. Bu sualtı macro çekimlerde kullanılan ve istenen bir tekniktir. Suyun neredeyse dayanılmaz derecede soğuk olduğunu hatırlıyorum.
Karanlığa açılan yüzlerce minik ağız binlerce minik kolun fotoğrafı bu, yumuşak mercan sudaki planktonları süzerek besleniyor. 25-30 metreden sonra akıntıyla salınırken zerafetin tanımını yapar gibiler.
Bu derinlikte ve bu şartlarda azot narkozuna girmeden, dekoya kalmadan, buddy nizi gözünüzden kaçırmadan, havayı ve kendinizi tüketmeden fotoğraf çekebilmek için fazla vaktiniz yok. Muhasebeye de vakit kalmıyor dolayısıyla…
Bir an önce yaz gelsin, dalmayı ve fotoğraf çekmeyi özledim. Kendinize iyi bakın ve
Namaste,

Kapak

By JustAddWater, January 26, 2009 5:48 am
Evet, 2009 hızlı başladı sanki, uzun zamandır sualtında fotoğraf çekiyorum. Bu işe gönül vereli 5 yıldan fazla oldu sanırım.
Bu zaman zarfında bir kaç defa beni sevindiren şeyler oldu, Mısır havayollarının “in-flight” dergisi Horus için bir fotoğraf verdim, Oceana ve benzeri doğa kuruluşlarının da ton balıklarını koruma broşürleri için 2-3 defa fotoğraflarımı kullanmalarına izin verdim.
Kriz yüzünden kapanana kadar siyah gazete de deniz ile ilgili yazdım çizdim, daha önceden de “Sualtı Dünyası / Marine Photo” dergisine bir kaç satır karalamıştım. Ancak ilk defa bu sayıda kapak fotoğrafı benim :) Ya da benim fotoğrafım kapak oldu :) ) Sevinmedim desem yalan olur.
Fotoğraf 2007 de emektar D50 ile Monem batığında çekildi, 9 Eylül 2007. Modelliği çok çok başarılı yapan ise Sn. Kerim Bilek. Bu dalıştan oldukça fazla iş yapan fotoğrafla çıktığımı hatırlıyorum.
Bu sene dalış ve sualtı ile ilgili biriktirdiğim akıllar / fikirler ve fotoğrafları anlatan küçük kitabımı bitirmeyi çok istiyorum kıfsmet tabii..
Mavi derinliklerde bir gün veya gece yolumuzun kesişmesi dileğiyle…
Namaste,

Panorama Theme by Themocracy