Posts tagged: Dalış

Merhaba Dünya! Merhaba Dünyalı! Ölmen gerek!

By , November 24, 2011 2:42 pm

Sahi merhaba, yazdığım son yazının üzerinden çok uzun zaman geçmiş, seni bu kadar ihmal etmek istemezdim ama şartlar böyle gerektirdi. Şimdi anlatınca bana hak vereceğini biliyorum. Hoş hak vermesen de geçmişi değiştirmenin mümkün olmadığının da farkındayım, farkındayız. 2011 açık ara 45 küsur yıllık hayatımın en acımasız senesi olmaya devam ediyor, az kaldı, gidiyor yavaş yavaş ama gerçeği söylemem gerekirse bayıltıp gidiyor.

Uzun zamandır yazamamışım, iş güç de biraz fazlaydı tabii o da sebep ama daha çok sevdiklerimizin sorunları ve hayatı taksim etmenin dayanılmaz hafifliği yüzünden bunlar. Kanser çok acımasız, çok sinsi bir hastalık, bilmezdim bu yaşa kadar 2011 senesinde anladım. Neyse amacım içinizi karartmak değil, uzun süre yazmadım neler olup bittiğini, nelerin olmakta olduğunu nelerin planlandığını anlatmak istiyorum size. Bu sene çok yolculuk yaptım, uzun yolculuklardı çoğu, 15 sene sonra hayatımın uzunca bir dönemini geçirdiğim Moskova’ya gittim mesela, dibim düştü tanıyamadım. Bir kaç hafta sonra tekrar gideceğim ve bu sefer fotoğraf makinem de yanımda olacak. Kısa bir Amerika seyahati yaptım, eğlenceliydi kısmet olursa 2012 yazına da planlar yapıyoruz. Endonezya Lembeh seyahatim bu güne kadar yaptığım en iyi seyahatti.

 

Let the good times roll

Şuracıkta bir dalış sonrası çekilmiş “Aman sabahlar olmasın güneşler doğmasın!!11″ temalı bir otoportrem var. Laf aramızda bunu bir Gopro kamerayla çektim, süper ufak, süper yetenekli bu kameranın küçük bir kusuru var, sualtında net çekim yapamıyor, önündeki mini dome port yüzünden. Şu aralar procelerim arasında Gopro kamerama bir custom flat port yapmak var. Malzemelerim hazır ilk zaman bulduğumda yapacağım. Neyse evet, Lembeh dedik aklımın şakülü kaydı bir anda. Bu snenin güzel haberlerinden birisi de Brezilya’da yayınlanan Mergulho isimli bir sualtı-dalış dergisinin her ay bir türk sualtı fotoğrafçısının yazı ve fotoğraflarına yer verecek olması. Sevgili Berrin Osmanağaoğlu ve Denizi Seviyorum Proje Grubu’nun bir çalışması bu bir aksilik olmazsa benim de yazı ve fotoğraflarım yer alacak.

Evet devam edelim hikayeyi nakletmeye, uzun zamandır yazmaya ara vermiştim, hızlı bir geri dönüş yaptım, kafamdaki öyküleri yazmaya koyuldum, bakalım sonunda ortaya ne çıkacak? Bir taraftan fazla kişisel olmasından korkuyorum bir taraftan öyle komik detaylar var ki susamıyorum bir türlü. Bu arada antrenmanlarımız hızla devam ediyor, kişisel başarılarımız arasında doğru düzgün Ura mawash geri’ler, Ushiro ura mawashi geri’ler var artık. Kızımın yaptığı Ashi barai, mawashi geri kombinelerini de tarifsiz bir gururla izliyorum.  Şimdi şuracığa bir Lembeh fotoğrafı atayım da şenlensin ortalık birazcık. Bu arkadaşlar Risbescia tyroni isimli deniz tavşanları, nudibranch’ler. Fotoğrafta sosyalleşiyorlar.

Risbescia tyroni - Lembeh - Indonesia

Bu blogu daha önce okuduysanız bilirsiniz muhtemelen, bu canlılar benim kişisel takıntılarımın baş aktör ve aktrisleri. Onları izlemeyi, fotoğraflamayı, araştırmayı ve haklarında yeni şeyler öğrenmeyi çok seviyorum. Kimyasal savaş yeteneklerinden değişik yaşama becerileri ve fizyonomilerine kadar bir çok farklı özellikleriyle ilgiyi sonuna kadar hakediyorlar.

Neyse biz konumuza dönelim tekrar, Gopro demiştim ya, şimdi o kameraya elimde bulunan Motormarine II ve Nikonos sistemlerden kalma macro lensleri falan takmayı da deneyeceğim. Neden mi? Beyin bedava da ondan. Tam da sistem açısından tüm eksikliklerimi gidermiş yeni YS110 a flaşlarımla sualtında fırtına gibi esmeye hazırlanırken bilin bakalım ne oldu? Sea & Sea %25 daha fazla güç üreten ve %20 daha küçük ebatlarda yeni bir flaş piyasaya sürdü. Yapılır mı şimdi bu? Neyse video sistemim için bu sene aldığım 2 Ikelite Fener hala canavar ve hala rakipsiz.

Nudibranch demiştik ya, çıplak solungaçlı demek, bu canlıların arka kısmında görünen tentakül benzeri uzantılar solungaçları, o solungaçlar vasıtasıyla sudan oksijen alıyorlar ve tehlike algılanınca onları kabuklarının içine çekiyorlar. Bir kısmı zehirli alg ve yosunlarla besleniyor, o canlıların zehirini kendi savunmaları için kullanırken bünyelerindeki klorofili de fotosentez yapmak için biriktiriyorlar. Süper verimli ve gelişmiş canlılar yani. Büyüklükleri de bir kaç milimetre ile 40cm arası değişiyor türlerine göre. Yeni bir tür tespit etmek de hala mümkün küçük oldukları için kim istemez mesela kendi ismiyle anılan bir deniz tavşanı bulmayı? Ben isterdim en azından. Evet neyse, konumuza devam edelim. Yazıyorum demiştim ya, hayatımızın son 20 senesinden minik öyküler var yaz yaz bitmiyor. Bir türlü tam olarak kurgulayamadım ama yapacağım azimliyim. Uzun zamandır dalış yapmıyorum, sezon ve sene toplam 26 dalışla bitti.

Yeni sezon ve seneden beklentilerimiz büyük planlarımın içerisinde 10 kilo vermek de var. Hepimize daha güzel bir sene diliyorum ne olur ne olmaz belki başka yazı olmaz bu sene.

Namaste,

Tutku – Passion

By , August 23, 2011 12:33 pm

Öncelikle bir uyarıyla başlayayım, yazı tahminimden uzun ve fazlasıyla kişisel, canınız sıkkınsa, vaktiniz azsa, insanların ahkam kesmesinden hoşlanmıyorsanız vakit varken geri dönün.

Otherwise, Please proceed but do not forget that you have been warned:

Bir işe tutkuyla bağlı olan insanları hep kıskançlıkla karışık bir taktir duygusuyla izlerim. Öylesine bir tutkudur ki o, söz konusu kişinin yaptığı işleri izlerken yavaştan sizi de sarıverir. Büyülenmiş gibi izlersiniz yaplan gösteriyi. Bir şeyi, her ne olursa olsun, izleyiciye soluğunu tutturarak izlettirebilmek -eğer tanrı vergisi korkunç bir yeteneğiniz yoksa- neredeyse her zaman adanmışlıkla ve uzun zaman süren çabalar sonucunda olabilir.

Shotokan Karate’nin büyük ustalarından Taiji Kase Sensei bu olaya güzel bir örnektir. Dış görünüş olarak bir karate ustası olmaktan fersah fersah uzaktır ilk izlenim olarak fırıncı, balıkçı, bankacı, manifaturacı diyebilirsiniz görünce. Ancak Kase Sensei gerçek anlamda bir karate ustası. Filmlerde gördüğümüz yıldızlar gibi tekmeleriyle gökyüzünden yıldızlar indirmiyor. Kata yaptığı zaman bir Luca Valdesi değil ama öyle bir enerjisi ve adanmışlığı var ki saniyesinde sıradan birisi ile karşı karşıya olmadığınızı anlıyorsunuz. Sürat ve tekniğin birleşimiyle bir cins yırtıcı hayvan gibi zarif ve tehlikeli.

Buraya kadar yazdıklarım garip gelmesin, burası dünya gezegeni ve bizler bu gezegende birbirimizi öldürmeyi sanat haline dönüştüren bireyleriz. Varoluşun gereklerinden birisi de kendini savunmayı öğrenmek. Kase sensei bu anlamda gerçek azmin ve adanmışlığın simgelerinden, tıpkı Mikio Yahara Sensei gibi. Bu isimlerin neden bu kadar etkileyici olduğunu şunu ve şunu seyrederek anlayabilirsiniz. Bu örneklerde elbiselerin kat kat sesi, abartılı hareketler, gereksiz gösteriler yok, saf ve temel karate var. Örneklerim fazla karate spesifik olduysa adanmışlığa başka örnekler de verebilirim.

Örneğin Igor Presnyakov, bu adamın akustik gitar çalarken yaptığı işi dünyann en basit işiymiş gibi göstermesinin hastasıyım. Peluş bir oyuncağı mıncıklar gibi solo atıyor ama yaptığı işte robotumsu bir mekanik beceri söz konusu değil, ruhu var adamın. Oysa daha genç ve belki de daha yetenekli Sungha Jung namında bir koreli bebe var, acaip gitar çalıyor ama ünlü türk düşünürü Mustafa Sandal’ın dediği gibi “Malesef ruhu yok”. Belki zamanla olur çocuğa haksızlık etmeyelim tabii, ama Igor baba kalbimde müstesna yere sahip.

Bu örneklerde anlatmaya çalıştığım adanmışlığı hangi iş konusunda gösterirseniz gösterin -eğer yetenek konusunda da birazcık nasibiniz varsa- başarılı olmanız oldukça mümkün. Peki buraya nereden geldik? Aslında bahsetmek istediğim şey sualtı fotoğrafçılığıydı. İşte tam da bu noktada bir nefes alıp devam ediyorum, bendeniz sualtı fotoğrafı çekmeyi çok seviyorum. Bu konuda en mutlu olduğum zamanlar birilerine sualtı ile ilgili bir şey anlatırken ya da birilerinin anlattığı bir hikayeyi dinlerken denizde ya da deniz kıyısında olduğum zamanlar. En mutsuz olduğum zaman ise birilerinin yaptığım işin değersiz bir burjuva hobisi olduğunu söylediği zamandı.

Şimdi şuracığa bir fotoğraf koyayım hemen aşağıya, sonra devam edeceğim kaldığım yerden.

Zebra Urchin Crab - Zebrida adamsii

 

 

 

 

 

 

 

 

Fotoğraftaki bir Zebra Deniz kestanesi Yengeci – Zebra Urchin Crab – Zebrida adamsii, Lembeh – Endonezya’da çekildi. Siz fotoğrafın küçük olduğuna bakmayın üzerine tıklayınca daha büyük halini görebilirsiniz. Zebra Deniz kestanesi Yengeci enteresan bir canlı, zehirli bir deniz kestanesi olan Fire Urchin’lerin üzerinde yaşıyor ve çiftler halinde bulunuyorlar.

Bu deniz kestaneleri de normalden biraz daha derinlerde -35 metre ve daha derin- bulunuyorlar. Ancak asıl amacımız bu canlıyı fotoğraflamak değil elbette aynı deniz kestanelerinin üzerinde Coleman karidesi diye adlandırılan çok fotojenik bir karides türü bulunuyor. Bizim asıl amacımız da işte bu Coleman karidesi denilen serdengeçtiyi fotoğraflamak bu nedenle ben ve rehber arkadaşım -ki daha önceki yazılarda bahsetmiştim hakikaten haza süpermen bir insan kendisi- dalışımızı göreceli olarak  derin dalış şeklinde planlıyoruz.

İkimiz de Nitrox dalıyoruz o nedenle dip zamanlarımız hava ile yapılan dalışlardaki kadar kısa değil, ancak o derinlikte yukarıda dekompresyon beklemesi yapmadan kalabileceğimiz süre de oldukça kısıtlı (yaklaşık beş dakika kadar). Dolayısıyla planımız şöyle, doğrudan derine iniyor bulabildiğimiz tüm deniz kestanelerinin üzerini araştırıp eğer karidesi bulursak fotoğraflıyor ve dekompresyon beklemesi yapmak zorunda kalmadan yükselişe geçiyoruz.  Bu plan çerçevesinde dalışa başladık, 35 metre civarında bulduğumuz tüm deniz kestanelerini bızıklıyoruz üzerlerinde bir çok canlı var ama Coleman karidesi henüz yok. Ben 5 deniz kestanesini eledikten sonra rehber arkadaşım kendisinin baktığı yedinci kestanede bir adet Coleman aridesi buluyor. Geçen sene aynı rutini yaparak aramamıza rağmen bir türlü bulamamıştık.

Fakat deniz kestanesi üzerinde sadece Coleman karidesi değil iki tane de Zebra Deniz kestanesi Yengeci var ve sürekli sağa sola oynayıp kadrajı bozuyorlar. Bu arada süre azalıyor, dalış bilgisayarı gıdaklamaya başlıyor, “yüksel, yüksel, sığlığa çık, bak keseceğim faturayı” diye gıdaklıyor. Sonunda şu kareyi çekebiliyorum, yavaş yavaş yükselişe geçiyoruz.

Coleman shrimp - Periclimenes colemani

 

 

 

 

 

 

 

 

Dalış bilgisayarının gıdaklamaları da kesiliyor, 5 metrede 5 dakika dekompresyon beklemesi veriyor ama çok ağır bir ceza değil bu, yavaş yavaş yükseldiğimiz ve yol üzerinde karşımıza çıkan canlılarla ilgilendiğimiz için derin dekompresyon beklemeleri yaparak bu süreyi eritiyoruz. Dalışın sonunda artık emniyet beklemesi dediğimiz 5mt – 3 dakika süren beklemeyi yaptığımız sırada kumluğun üzerinde dolaşan Beyaz suratlı eşek arısı balığı’nın da bir kaç kare fotoğrafını çekip dalışı bitiriyoruz.

Whitefaced waspfish - Rhichardsonichthys leucogaster

Daha gün sona erene kadar yapılacak 3 dalış daha var, kanda azot, ciğerlerde hava, elde kahve bardağı tekne dalış merkezine doğru süratle yol alırken gökyüzünde süzülen balık kartalını görüyorum. 78 dakika süren bu dalışın sonunda geçen seneden kalan bir ukdeyi daha rafa kaldırıyoruz.

Dalmayı ve fotoğraf çekmeyi tutkuyla sevdiğim için kendimi mutlu addedebilirim tutkumun hakkını verebilecek kadar başarılı olabilmek için ise çok ama çooook çalışmam gerek, yazının kapanışını ise en başta bahsettiğim Sensei Taiji kase’nin bir sözüyle yapmak istiyorum :

‘Karate is like trying to start a fire with wet matches, after a few attempts you might get the odd spark, but if you are patient enough you will get a fire that lasts forever.’

‘Karate ıslak kibritlerle ateş yakmaya çalışmaya benzer, bir kaç denemeden sonra arada bir iki kıvılcım çıkarabilirsiniz ama ancak yeterince sabırlı olursanız sonsuza kadar sürebilecek bir ateş yakabilirsiniz’

Bu sözde geçen Karate kelimesini istediğiniz uğraş ile değiştirebilirsiniz.

Sağlık ve mutlukla, selametle, devletle efendim.

Namaste,

Banggai Cardinalfish

By , July 8, 2011 9:53 am

Merhaba,

Şu şarkıyı dinleyerek başlıyorum bu yazıya, şarkı Moskva-Odessa Vladimir Vysotsky’nin sevdiğim şarkılarımdan birisi. Vladimir Vystostky sevdiğim rus ozanlarından biri tıpkı Okudzhava gibi Rosenbaum gibi. Bu şarkıları sevmek için rusça bilmenize gerek yok gerçi bilseniz daha da süper olur ama o kadar insani duygularla yazılmış şarkılar ki bunlar anlamasanız da size bir şeyler hissettirirler. Bazı zamanlar hayatımın azımsanmayacak bir kısmını geçirdiğim o soğuk ülkeyi özlüyorum hele şimdi tam da o zamanlar başımdan geçenleri yazmaya başlamışken eski dostları ve anıları hatırlayıp hüzünlenebiliyorum aptalca.

Neyse, Endonezya’dan döneli fazla olmadı sağ elimdeki hydroid yarası daha iyileşmedi dolayısıyla henüz kurumuş sayılmam ve bu gün sualtı konuşmak istiyorum geçmişi yad etmek değil. Bu seyahatte bir çok şaşırtıcı şey gördüm sualtında, bir sürü nadir ve hayranlık verici canlı ile karşılaştım (işte tam bu anda sanki bir kaşif edasıyla yazdığımı farkedip yazıdan nefret ediyorum ama kusuruma bakmayın) daha önceden çekmeyi planladığım canlıların da bir çoğunun iyi kötü fotoğrafını .çekebilme şansım oldu. Mesela geçen seyahatte ilk kez gördüğüm Mantis karidesinin (Peacock Mantis Shrimp – Odontodactylus scyllarus) şu fotoğrafını çekebildim.

Peacock Mantis Shrimp - Odontodactylus scyllarus - Eye detail

Bu canlının öylesine gelişmiş gözleri var ki bakışından kaçabilmek imkansız her iki göz de bağımsız olarak farklı farklı noktalara ve aynı anda birden fazla noktaya odaklanabiliyor. Bu canlının göz yapısı ve polarize ışığı görebilmesini inceleyen bilim insanları bu sayede yeni veri saklama yöntemleri geliştirmeye çalışıyormuş. Bu sefer bu canlıyı hem fotoğraflamayı hem de video görüntülerini çekmeyi başardım bir ara onları da göstereceğim. Ama asıl konumuz bu değil.

Konumuz Banggai Kardinal Balığı – Banggai Cardinalfish – Pterapogon kauderni, akvaryum ticaretinde çok tercih edilen bir cins olan bu balık aslında Endonezya’nın Banggai adasında endemik bir tür olarak yaşamakta iken akvaryum tacirleri tarafından bir şekilde Lembeh boğazı’na salınıyor asıl yaşam alanının 400 mil kuzeyine ve bu hareket sonucunda orada bulunan anemon balıklarını sindirerek kendisine bir yer ediniyor.  Korunması gerekli canlılar listesindeki bu balığı hayatının çeşitli evrelerinde değişik hayatta kalma stratejileri izlerken görmek mümkün örneğin ufak tefek yavrular deniz kestanelerinin dikenleri arasında düşmanlarından korunuyorlar.

Banggai Cardinal Fish Babies among Urchin Spikes

Bu fotoğraf şekil 1 A tadında oldu ama devam edelim, bu balıklar büyüdükçe anemonların arasında yaşayarak hayatlarını sürdürüyorlar. Güzel bir balık ve fotoğraflaması da göreceli olarak kolay. Ama konumuz bu değil, normal şartlar altında daha önceden defalarca fotoğrafladığım bu balık Lembeh gibi türlerin harman olduğu bir yerde çok da ilginç bir konu değil aslında. Ancak şöyle bir durum söz konusu burada sizin değil dalış rehberinizin ne gördüğü söz konusu ve rehberler o kadar tecrübeli ve o derece keskin gözlere sahip ki çoğu zaman gösterdikleri konunun ne olduğunu anlamakta zorladığım oluyor.

Son dalışların birisinde artık dalışın sonlarına doğru emniyet beklemesi yaptığımız sığlıkta rehber bana oradaki Banggai kardinal balıklarını gösteriyor. Ben başlangıçta ne olduğunu anlamıyorum ve bir süre rehberle bakışıyoruz.

Banggai Cardinalfish - Easter Egg Hunt

Evet, fotoğrafta sıradışı olan bir şey var bakalım fark edebilecek misiniz? Bakmakla görmek arasındaki fark tıpkı oyuncu ile oduncu arasındaki rehber ile dalıcı arasındaki fark gibi hepimiz bakıyoruz farkı görebilenlerimiz yaratıyor. Biraz durduktan sonra rehber denge yeleğinin cebinden bir yazı tahtası çıkartıp bir cümle karalıyor ve bana gösteriyor ve ben donup kalıyorum. Sonra bir yarım saat aşağıdaki fotoğrafı çekmeye uğraşıp tüpte 30bar hava kalınca dalışı bitirip çıkıyoruz. Aşağıdaki fotoğrafa bakıp sıradışı olanın ne olduğunu göremezseniz üzülmeyin çünkü fotoğraf hayalimdekinden çok uzak ama o an çekebildiğimin en iyisi ve kusur sizin değil benim.

Banggai Cardinalfish - Surprise surprise

Evet, fotoğrafta sıradışı olanın ne olduğunu hala bulamadıysanız şöyle söyleyeyim yazı tahtasında şu yazıyordu “BABIES IN MOUTH” (ağzında yavruları var) fotoğrafa da dikkatli bakarsanız balığın ağzında yavrularının gözlerini görebilirsiniz. Sualtında bu detayı görebilen fark yaratıyor. Tabii fotoğrafı çekebilmek sadece beceri değil şans da gerektiriyor çünkü balık sürekli hareketli ve ağzındaki yavruları koruyabilmek için sürekli alarm durumunda. Dalış bitiminde teknede havlulara sarınmış sohbet ederken rehberin balığın ağzında kaç yavru olduğunu söylemesi de ayrı bir hayret konusu.

Tabii bu sadece keskin görüş değil rehberin  o bölgede yaptığı 20000+ dalışın birikimlerinin de sonucu. İşte Lembeh bu yüzden güzel iyi bir rehberle daha da güzel. Bakmakla görmek arasındaki farka dair güzel bir yazı ve nefis fotoğraflar için vaktiniz varsa Çiğdem Cooper’ın şu yazısına da bakmanızı salık veririm.

Kendinize iyi bakın

Namaste,

PS: Ben yazı falan okumayayım, bana hikaye anlatma fotoğrafları göster yeter diyenler için fotoğraflar Kahvi Collective müzikleri eşliğinde aşağıda.

Critter Hunting in Lembeh Indonesia

 

Memleketimden Balık Manzaraları

By , October 22, 2010 1:05 pm

Eski fotoğrafları karıştırıyorum bu aralar. Üç yıl kadar önce Çeşme’de yaptığım bir dalışta çektiğim fotoğrafları doğrudan sandığa yolladığımı farkettim. Normalde pek yaptığım bir şey değildir bu ama herhalde zaman azdı o nedenle içinden üç kare alıp kalanını sandığa yollamışım. Bu gün oradan çekip çıkardığım bir başka üç kareyi buraya alacağım.

Triplefin Goby

Bu fotoğrafları çekerken makinede 105mm F2.8D (Eski sistem) Micro Nikkor lens ve üzerinde takılı +4 Diopter close-up filtre vardı, sualtında bu sistemle otomatik netlik yapmak çok zor olduğu için netlik elle yapıldı. Güzel ve güneşli bir havada eğitim dalışları için demirlediğimiz Jandarma Koyu’ndaydık.

Bu aralar internette Fikir Sahibi Damaklar tarafından başarıyla yürütülen bir kampanya var. Boyu 24 santime ulaşmamış Lüferlerin tüketilmemesi için Sarıkanat ve Çinekop satmayın, almayın, yemeyin onlar henüz erginliğe erişmemiş Lüferler ve eğer onları delicesine avlamaya -tüketmeye devam edersek gelecek kuşaklarımız Lüfer nedir bilemeyecek. Lüfer tarafından ısırılmanın ne olduğunu da bilemeyecekler. Almayın – Yemeyin- Satmayın, satanlardan alışveriş etmeyin, balıkçınızı bilinçlendirin, lokantanıza çinekop ve sarıkanat satmadığı için teşekkür edin.

Lüfer yıllardır çığlık çığlığa, sesini duymanın vakti geldi geçiyor, bu treni son vagonundan yakaladık yakaladık, yakalayamadık ne olacağı belli bu gezegende Dodo diye bir kuş vardı bir zamanlar tıpkı onun gibi Lüfer diye bir balık vardı bir zamanlar dememek için şimdi harekete geçme zamanı.

Istanbul Lüfere Hasret Kalmasın!!

 Bazıları için bunu anlamak gerçekten zor, onlara göre bu çabalar beyhude, The Cove filmi ve Taiji’de katledilen yunuslar ile ilgili yazdığım bir yazıya gelen bir yorumda, yunuslara üzülmenin gereksiz olduğu ve bu lüksün sualtı fotoğrafçılığı gibi burjuva hobileri ile uğraşan benim gibi dünyadan bihaber insanlara mahsus olduğunu asıl ezilen, öldürülen, baskı altında yaşayan insanlara üzülmek gerektiğini anlatan bir sayfalık bir vaaz vardı.

Bunu yazanın hayat tecrübesini, dünya görüşünü, ruh halini araştırmaya istek duymadım artık o kafada insanları kazanabileceğime inanmıyorum, onları kendi inançlarına havale ediyorum ama siz canım dostum siz onlardan olmayın rica ediyorum.

Parablennius gattorine - Horozbina

Tekrar konumuza dönecek olursak, yurdumun sualtında bulunabilecek en güzel konuları sıradan geçirmişim o dalışta. Ne horozbina kalmış ne triplefin ne dil balığı hepsi burjuva hobisi’nden nasibini almış. Ben de süper bir sualtı burjuvası olarak fotoğrafların hakkını vermişim aferim bana!

Bothus podas - Dil Balığı {Göz Detayı}

 En çok dil balığı ile uğraştığımı hatırlıyorum, her ne kadar 105mm biraz mesafe tanısa da diopter yüzünden kısalan odaklama mesafesi balığın huzur çemberine girmeyi gerektirince tam odaklamayı yapıyorsun beyimiz hoop kalkıp üç adım öteye gidiyor. Bu şekilde bir süre dans ettik kendisiyle.  Sonunda inatçı bir burjuvayla karşı karşıya olduğunu idrak eden dil balığı bir süre sabırla bekledi ve bir kaç kare için poz vermeye razı oldu.

Evet, bu haftaki yazı çok sevimsiz değil ama lodos etkisinde başlayıp poyrazla sona eren bir yazı bu, içerisindeki balıklar da tropik balıklar gibi süslü, renkli, süper modeller gibi alımlı değiller. Ama bizim balıklarımız onlar o nedenle yerleri apayrı. Lüfer’de bizim çocuklarımızın lüferi hepsine sahip çıkmak, koruyup kollamak gerek, çok geç olmadan.

Namaste,

Ailenizin Sualtı Burjuvası Uvvam Aziz Çelebi

2010 Istanbul

 

 

Tarih

By , September 24, 2010 4:18 pm

Geniş açı kompozisyonların en sevdiğim öğelerinden bir tanesi de sualtında bulunabilecek geçmişe ait objeler ve özellikle amforalardır. Amforalar özellikle gemilerin batması yoluyla sualtındaki yerlerini alan geçmişin taşıma kaplarıdır, tahıl, zeytinyağı, şarap ve benzeri ticari metaları ve metal paraları taşımak için geçmişte deniz ticaretinde kullanılan bu objeler iki tarafında taşıma kulbu olan pişmiş topraktan kaplardır.

Amphora - Çeşme - 2010

Amforaların  Heinrich Dressel tarafından yapılan sınıflamasına göre yukarıdaki fotoğraftaki amfora MS 2-3 yüzyıllar arası bir yağ amforası ve güne ispanya bölgesinden. Bu bilgi yanlış bile olsa bundan sonra yazacaklarım için yeterli. Eğer bu yazıyı okuyup da amforanın tip ve tarihi konusunda daha doğru bilgi verebilecek birisi olursa zevkle düzeltirim. Ancak, benim için önemli olan bu bilginin %100 doğru olması değil yazacaklarımı ihtimaller üzerine bina etmemde bir sakınca yok. Dressel sınıflamasına göre 20-23 arasında olan amforaların ayırıcı özelliklerine ait fransızca bir makale de şurada okunabilir (Fransızca olduğunu söyledim değil mi?)

Fotoğraf Çeşme – 88 Taşları dalış noktasında çekildi, burası eşek adası’nın en güney ucunda yer alan bir dalış noktası olup derin ve sığ profilleriyle her seviyede dalışa uygun bir yerdir. Derin kısmında değişik devirlere ait ve değişik şekillerde bir çok amforaya ait kırıklar bulunması bu bölgenin zaman içerisinde yok olmuş bir çok irili ufaklı batığa ev sahipliği yapmakta olduğuna işarettir.

Bu amfora o bölgede seyretmekte olan bir teknenin bordasından düşmüş olabileceği gibi sert hava yüzünden batmış bir gemiye de ait olabilir. Deniz ticareti sırasında güney ispanyadan aldığı zeytin yağını satmak için egeye getiren bir tüccarın malı da olabilir bir şekilde amforayı ele geçirmiş bir balıkçının malı da. Belki çoktan malı satıp nakde dönmüş ve dönüş yolculuğunda hafiften kafası da cilalıyken tekneyi alabora edivermiştir veya bir gemi dolusu malı akdenizi geçip egeye getirdikten sonra Boreas‘a yenik düşmüştür. Belki kıyıya zor bela da olsa yüzmüş kurtulmuştur belki de kurtulamamış, ege denizinin her koyunda bulunan adı mezarı belirsizlere karışmıştır.

Amforaların benim için en önemli özelliklerinden bir tanesi hayal gücünü tetiklemeleri sanırım. Aslında oraya ait olmayan ama uzun yıllar boyunca mahkum olduğu deniz tarafından özümsenmiş, kekamozlarla, yosun ve boru kurtlarıyla süslenmiş, sayısız mürene, ahtapota ev sahipliği yapmış bu amforaları sualtında izlemesi de zevkli fotoğraflaması da. Bu amforalara yapılmaması gereken tek şey ise onları yerinden kımıldatmak, çıkartmak.

Bu konu ile ilgili oldukça zengin ve türkçe bir kaynak da Sn. Mustafa Aydemir‘in sitesi orada insanlarımızın amforalarla imtihanı hakkında bir çok düşündürücü ve yararlı bilgiye ulaşabilirsiniz. Konunun fotoğraf kısmına geri dönmem gerekirse yukarıdaki kare F22 1/60  @ISO400 Nikon 10.5mm F2.8 Fisheye DX ve tek YS90 flaş TTL.

Bir tek sualtı fotoğrafının tetiklediği fikir uçuşmaları ve sağladığı bilgilere şapka çıkartarak yazıyı sonlandırıyorum.

Bu aralar enteresan şeyler cereyan ediyor hayatta, belki o konulara da bilahare değinirim.

Namaste,

Kömür Limanı

By , September 21, 2010 11:48 am

Uzun zamandır dalış yapan ve Türkiye’de yaşayan birisinin Kömür Limanı’nda dalış yapmamış olması düşük bir ihtimaldir sanırım. Bundan iki hafta öncesine kadar ben görmemiştim Kömür Limanı’nı. Arkadaşlar sağolsunlar, gittim, gördüm ve ne yalan söyleyeyim çok beğendim. Dalış olarak güzel ve bol hayvanlı bir duvarı var bir kere, her dalışta ilgi çekecek birşeyler bulmak mümkün, mığrı olur, müren olur, orfoz olur, lipsoz olur illa ki bir şeyler olur.

Duvarın kendisi de oldukça renkli, dal mercanlar ve renkli sünger oluşumları var, küçük kovukları boş geçmeyenleri ödüllendiren mığrılar duvardan aşağıyı gözetliyorlar. Gelincikler var nazlı nazlı süzülen. Lafın kısası dalış güzel, yeri gelmişken Çınar Diving‘e teşekkür etmek gerek, rehberlikleriyle olsun hoş sohbetleriyle olsun bu dalışlara artılar katan iyi insanlar onlar.

Duvar - Kömür Limanı - Saros

Fotoğraf açısından güzel geniş açı kompozisyonlar yapmak mümkün, bu dalışlarda benim de yeni Tamron 10-24 f3.5-4.5 G lensimi ilk defa sualtında deneme fırsatım oldu. Öncelikle lens biraz yavaş odaklama yapıyor, ama zoom aralığı oldukça iyi ve 10.5mm Fisheye DX lense göre daha kullanışlı. Şimdi bu lense uygun bir zoom dişlisi yapacağım haftasonu projesi olarak. Yukarıdaki fotoğraf için çekim değerleri   f13 1/80 @ ISO 400 (Bu arada TTL ISO yu 400 e pompalayınca hafif sapıttı flaş ışığı pek tatmin edici olmadı).

Bu dalışlarla ilgili bir başka enteresan detay da Hollanda dönüşü aldığım Liquid images 5MP tümleşik kameralı maskeyi serbest dalıcı bir arkadaşımın deneme fırsatı bulmuş olmasıydı, 720p HD video çeken bu maske çok güzel iş yapacağa benziyor :) Bu dalışlarda bu maskeyle çekilen görüntülerden oluşan uzunca bir klip var şuradan görülebilir.

Avcı - Kömür Limanı - Saros

Bu son dalışlarla birlikte sanırım 2010 sezonunu Türkiye sınırları için kapattık, belki Ekimde Kıbrıs veya Kaş hala dalınabilir olur belki de Kasım ayında yakın-uzak bir yerlere kaçarız. Tabii eğer her şey yolunda giderse. Yukarıdaki fotoğraf için çekim değerleri, f11 1/250 @ISO 400.

Kitap konusunda da bir kaç şey söylemek istedim giderayak, insanların kitabı ve fotoğrafları beğenmesi çok sevindirici bir şey, arada sırada okur postası geliyor çocuk gibi seviniyorum. Bir tane daha yazacak gücüm olursa çok daha spesifik ve güzel olması için çalışacağım.

Evet şimdilik bu kadar.

Namaste,

 

Citius, altius, fortius

By , September 3, 2010 1:46 pm

The Bedroom Cave - Çeşme - İzmir

Daha iyisini yapabilmek her konuda önemli sanırım. Çeşme’nin günün ikinci dalışları için en iyi yerlerinden birisi Yatak Odası isimli dalış noktasıdır. Yatak Odası, Makri adasında bulunan bir sualtı mağarasıdır. Dalışa başladığımdan beri, buraya belki de elliden fazla dalış yapmışımdır, akdeniz foku’ndan böceğe, lipsozdan büyük balık sürülerine ve orfozlara kadar değişik ziyaretçilerini de hayranlıkla izlemişimdir.

Burada çektiğim yüzler hatta binlerce kare fotoğraftan hiç birisini yukarıdaki kare kadar sevmedim. Bu kare Yatak Odası Mağarası’nın benim kafamdaki görüntüsüne en yakın olan hali. Bu fotoğrafta modelliğimi yapan sayın hocam Mehmet Huz’a çok teşekkür borçluyum. Her zaman söylenir, çekeceğiniz fotoğrafı modelinizle konuşup kararlaştırın, sualtında modelinizle iletişiminizi koruyun, rastgele fotoğraf çekmeyin. Bu kare için öyle uzun uzadıya konuşmadık, hatta hiç konuşmadık neredeyse, kendisi de sualtı fotoğrafçısı olan Mehmet hoca zaten hiç bir söze gerek kalmadan durması gereken şekilde durması gereken yerde duruyordu.

Epeyce bir kare çektikten sonra mağaranın dibine çekilip flaşımı kapattım, kareyi arka plan ışığına göre pozladım ve Mehmet hocanın Hartenberger fenerinin mağara duvarını aydınlatmasını bekledim. Bu fotoğrafı çok seviyorum, arka tarafın soğuk maviliği ile mağara duvarının tek noktasının sıcak aydınlığı bana farklı duygular veriyor. Bu fotoğraf bana dalmayı neden çok sevdiğimi hatırlatıyor.

O nedenle, hazır yeri gelmişken bu fotoğrafa kadar olan süre içinde benimle birlikte dalan, dalmayan, fotoğraf konuşan , konuşmayan, bana bir şeyler öğreten, beni dinleyen, dinliyormuş gibi yapıp bildiğini okuyan, benimle gülen, söyleyen, ağlayan herkese teşekkür ederim.

Namaste,

Tell them i am back in town.

By , August 31, 2010 9:27 am

Merhaba; 

Uzun uğraşılardan sonra kitap sonunda çıktı, prova baskısı olarak aldığımız dijital kopyaya göre öylesine iyiydi ki bir süre elimde evirip çevirip incelemekten kendimi alamadım. Tam tatil öncesinde elime geçmesi hoş bir sürpriz oldu, yayınevinden bir kaç kopya aldım ve Çeşme’de dostlarıma o bir kaç kopyayı verebildim. Aldığım yorumlar beni o kadar sevindirdi ki inanmazsınız. 

Uzun zamandır beklediğim güzel bir tatili sevdiklerim ve dostlarımla ve denizle geçirebilmiş olmak son zamanlardaki bütün aksiliklere rağmen hoş bir değişiklikti. Arada dalışlarda bir kaç kare fotoğraf çekebilme şansım da oldu. 

Atlantean - Çeşme - 88 Taşları

Tatil denilen şey ne kadar güzel olursa olsun maalesef sonunda bitiyor, biz de hayatımızda gelişecek yeniliklere karşı güç kazandığımız bu bir haftayı geride bırakıp kürkçü dükkanına döndük. Bu kısacık tatilin aklımda kalan artılarından bir tanesi Dalyan Ladin Otel‘di temizliği, hizmet kalitesi, yemekleri ve plajını övecek söz bulamıyorum. Tatilin bir başka güzelliği de eşim ve kızımla birlikte dalış yapabilme şansımın olmasıydı, neredeyse bir yıldır bu fırsatı bulamamıştık. Bu arada aklıma gelmişken Deviantart’da influence map ile ilgili hoş bir meme var. Ben linkteki şablonu kullanarak kendi etkilenme haritamı çıkarttım şuracıkta duruyor. 

People - Things - Happenings that have influenced me ;)

Siz de o linki kullanarak kendinizinkini hazırlayabilirsiniz. Neyse kitap diyorduk konu nerelere geldi, evet kitap sonunda çıktı ve asıl macera şimdi başlıyor. Bakalım okuyanların tepkileri nasıl olacak. Arka kapak fotoğrafı için Sn. Mehmet Huz’a teşekkür ediyorum, fotoğraf Fethiye’de çekildi ve model benim. O sırada neyi fotoğrafladığımı hatırlamıyorum ama bu fotoğrafın bir gün gelip de kitabımın kapağında olacağını hiç düşünmemiştim doğrusu.

Kıpırdama Çekiyorum - 188 Sayfa- 1. Hamur Kuşe Kağıt

Kitabı online olarak edinebileceğiniz mecralar şunlar : 

netkitap ; kitapyurdu.com ; imge kitabevi ; pegem.net ; 

 ilk nokta kitabevi ; pandora kitabevi ; kitapadresi.com ; 

okuoku.com ; kitapyuvasi.com ; kitapturk.com ; ideefixe kitabevi

 Kısa bir süre sonra D&R ve diğer kitabevlerinde de bulunabilecek. Evet şimdilik bu kadar, kendinize iyi bakın.

Namaste,

Karagöz

By , February 3, 2010 11:10 pm

Diplodus vulgaris, two banded sea bream ve başka dillerde kim bilir hangi garip isimlerle anılan bu güzel balık bu günkü güzellemenin konusu. Ülkemiz sularında balık fotoğraflamaya çalışan yurdum fotoğrafçısının kurtarıcısı, sinek iğneli çocukluk oltalarımızın bir numaralı müşterisi bir garip balık.

Çifte Karagöz - Diplodus vulgaris - Çeşme

Çifte Karagöz - Diplodus vulgaris - Çeşme

Her ne kadar tropik sularda fotoğraf çekmekten çok zevk alsam ve çekilen fotoğrafları gıptayla izlesem de o bol balıklı, yaratıklı zengin fotoğraflar bizim sularımızda fotoğraflanmış türlerin – ne kadar sıradan olurlarsa olsunlar – yerini tutmuyorlar. Tıpkı öğrenciliğimde yediğim ekmek arası helvaların lezzetini hiç bir tatlıda bulamamam gibi bir şey bu. Bilemiyorum belki ben huysuzlaşıyorum gün geçtikçe – arada sırada eşim ve kızımın ifadeleri de bunu doğruluyor – ya da memleketin her şeyinin güzel gelmesi DNA seviyesinde incelenmesi gereken bir şey.

Ancak sualtında kimi zaman ufak kimi zaman büyük sürüler halinde rastladığımız Karagöz efendi’nin ayrı bir yeri var, neden derseniz, bir kere yüz ifadesi ilginç, özellikle gece dalışlarında uyurken yakalarsanız çok güzel portre fotoğrafları çekebiliyorsunuz sonra geniş açı çalışırken özellikle büyük gruplara denk gelebilirseniz ve dalış becerileriniz ortalamanın üzerindeyse oldukça iyi kompozisyonlar yakalayabilirsiniz.

Çeşme’de Makri (Yatak) Adası’nda dalanlar bilirler 5 metreden alçalarak geçilen ve 10 metre civarına inilen bir taş kemer formasyonu vardır, o taş kemerin altı her mevsim irili ufaklı karagöz sürülerine ev sahipliği yapar ve kemerin altından geçmeyi bir zevk haline getiren detaylardan biridir bu. Eskiden o kemeri geçer geçmez sola döndüğünüzde sizi duvarın üzerindeki tahtından seyreden Orfoz amca’dan iki yıldır haber alınamıyor malesef ama kemerin solundaki duvar boyunca dikkatli gözler kumda uyuyan Adabeyi (Lipsoz) irilerini görecektir. Neyse konumuz karagöz dolayısıyla diğer güzellere takılmamak gerek.

Taş Kemer

Taş Kemer - The Stone Arch - Çeşme

Arada sırada kumu eşeleyen irice barbunların yanında yöresinde fırsatçı yancılar olarak görürüz onları kalkan kumların arasında barbunun gözünden kaçacak bir besini kapmak için tetikte beklerler, aşağıda bu davranışa ait bir video var çok başarılı değil ama yinede bir fikir verebiliyor, en fazla 25cm boyunda olan bu tür ortalama 15-20cm boyda olur, etinin lezzetli olması dolayısıyla da tercih edilen bir türdür.

http://www.vimeo.com/6047049

Uzun lafın kısası bu güzel balığı özellikle gece dalışında denk getirirseniz burun kıvırmayın, başından uzaklaşmayın hemen, en az 8-10 kare çekin hakkını vererek, gece dalışıysa zaten f18 1/200 e ayarlıdır makine, objektif en güvendiğiniz macro objektiftir, flaşı ayarlayıp basın deklanşöre, gündüz vaktiyse muhtemelen fazla sokulamazsınız geniş açınız varsa arka planı da ayarlayıp güzel kompozisyonlar yaratmaya çalışın. Balık fotoğraflarında en önemli nokta balığın gözünün net olarak görüntülenmesidir bunu başarır balığın kuyruğunu kafasını kesmeden doğru bir kadraj yapabilirseniz sonuç iyi olacaktır, fotoğrafta aynı türden birden fazla olması, varsa aralarındaki etkileşim ve arka plan da önemlidir tabii. Dedim ya hakkını verin balığın sonunda memnun kalacaksınız bana güvenin.

Namaste,

Efsane ya da Yaşayan Ölü’nün dönüşü …

By , January 12, 2010 12:59 pm

Uzun zaman önce daha scuba’ya başlamadığım yıllarda arada sırada rastladığım sualtı fotoğraflarına bakar ve bunları nasıl çekiyorlar? sorusuna cevap ararken kulağıma en çok çalınan isimlerden birisiydi Nikonos. Üniversite son sınıfta bir Nikonos almayı hayal etmiştim ama o gençlikte özel ders ve çeviriden kazanılan parayı yemek için çok daha iyi mecralar bulabiliyor insan. Daha sonra hayat gailesi başlayınca unutulan projelerimden birisi olmuştu bu heves.

Jean Jacques Cousteau’nun tasarladığı ve daha sonra Nikon’un devam ettirdiği bu efsane amfibi kamera serisi bir devrin sualtı fotoğrafçılarının vazgeçilmezi olmasını hem sağlam sistemine hem de lenslerinin optik kalitesine borçluydu. Sualtı fotoğrafçılığına benim başladığım dönemlerde Nikonos ismi piyasadan çekilip efsanelere karışmış, filmli SLR makineler de ömrünü tamamlamaya ve gelişen digital teknolojiye boyun eğmeye başlamıştı.

Ne olursa olsun o zamanlarda da şimdi de digital filmin özellikle de diapozitif filmin verdiği kalite ve kontrastı sağlayamıyor belki gelecekte makine içi algoritmalara High Dynamic Range tekniğinin entegre edilmesi, daha kaliteli ve büyük sensörler ve optik aksam ve başka mumbo jumbo’lar ile bu son bariyer de aşılacak. Ancak gelişen teknoloji’nin benim gibi korkunç koleksiyoncu zihniyetli, çoluk çocuğun nafakasını makine ekipmana yatırmaya meyyal, gözü doymaz ekipman arsızları için başka bir fırsatın da kapısını açtı.

Eskiden fiyatlarıyla el yakan, komple bir seti 2 flaş, son derece kaliteli 15mm balık gözü f2.8 , 35mm f2.8 , 20mm f2.8, 80mm f4 objektifleri ve geriye kalan uzatma tüpleri, makro çerçeveler gibi bir takım aksesuarı tamamlamak için 1990′lı yıllarda vermeniz gereken 10.000+ Amerikan Doları bedel, herkesin digitale geçmesi ve ekipmanı terk etmesi dolayısıyla kuruş mertebelerine düştü. Bu sistemin tamamını şurada görebilirsiniz. Bu link aynı zamanda Nikonos Avcıları için gayet iyi tüyolar içeriyor, sayfanın en altında eski malzeme alırken nelere bakmanz gerektiği yazıyor eğer siz de bu yazıdan sonra niyeti bozarsanız iyice okumanızı tavsiye ederim. Nikonos objektifleri ile ilgili oldukça iyi bir değerlendirme de şurada görülebilir.

Bu olayın gerçekleşmesi ile online ortamlarda, gittigidiyor, e-bay gibi sitelerde ve forumlarda gizliden bir ekipman avı başladı, her ne kadar sualtında modaları geçmiş gibi görünse de bu kameralar ekstrem şartlarda çekim yapacaklar için hala biçilmiş kaftandı. Özellikle neredeyse tamamen mekanik olan Nikonos I, II ve III su almaları durumunda bile kurutup o-ring değiştirerek kullanılabilmekte ve en ağır iklim şartlarına bile dayanabilmekteydi. Bu furya içerisinde başladığım Nikonos avında 80mm f4 hariç tüm lens ve aksesuarlarını ve Diyafram ağırlıklı çekim yapan Nikonos IV-A gövdeyi geçtiğimiz 2 yıl içinde oldukça iyi fiyatlara almayı başardım.

Bu kameralar bir türlü unutulamayan eski sevgililer gibiler, olur olmaz yerlerde zırt pırt aklınıza geliveriyorlar, geçenlerde Nikonos lenslerini yeni digital kompakt kameralarda kullanabilmek için yapılan çalışmaları okuduğum zaman aklıma ilk bu geldi. Buna en canlı örnek sanırım Pirate Pro’nun çalışmaları şurada ve şurada görülebilir. Bu çalışmalar oldukça umut verici ve umarım başarılı olurlar bazen elimdeki hurda malzemeleri kullanarak bir şeyler yapmayı ben de planlıyorum kıfsmet.

Kendi hesabıma, ben Nikonos’umu sadece havuz çekimlerinde fazla zorlanmayacağı ortamlarda kullanmayı planlıyorum, çekim yaptıkça sonuçlarını da buraya yükleyeceğim. Bu arada fotoğraf konusunda kimi zaman fikirlerine katıldığım Ken Rockwell de şöyle demiş Nikonos IV-A hakkında. Bu ve bunun gibi eski/antika kameralara ait eski el kitaplarını internet üzerinde bulabileceğiniz süper bir adres te şurada belki işinize yarayabilir.

Daha fazla merak edenler için Nikonos familyasının tüm tarihi şurada görülebilir. Yine bu kameralar için Jim ve Cathy Church tarafından yazılmış oldukça iyi olduğu söylenen bir kitap da var edinebilirseniz fena olmaz. Dayanıklı yapısı nedeniyle savaş muhabirleri tarafından da tercih ediliyor, edilmiş ve edilmekte (yedek kamera olarak).

Nikonos V Photographed by Rama

 Bu yazıda kullanılan görsel Rama isimli Wikipedia kullanıcısı tarafından çekilmiş ve Creative Commons lisansına uygun olarak kullanılmıştır.

Uzun zamandır hayran olduğum bu sualtı efsanesine dair yazmak bu güne kısmetmiş birilerinin işine yaraması, bilgilendirmesi , heveslendirmesi dileğiyle.

Namaste,

Panorama Theme by Themocracy