Posts tagged: Çeşme

2011

By , December 26, 2011 11:40 am

2011 hayatımda en az sevdiğim sene oldu, pek çok sevdiğimi 2011 de kaybettim, kaybediyorum. Bu nedenledir ki bir an önce bitmesini istiyorum bu annus horribilis‘in.

Yine de gelecek olan yeni yıla yüzümüzde bir gülümsemeyle girebilmek için şuracığa yukarıya en son yaptığım sualtı sunumunda gösterdiğim kısacık bir sualtı filmini koyuyorum. Maldivler, Endonezya, Güney Kızıldeniz ve İzmir’de çekilen görüntülerin kısacık bir kolajı.

Yeni yıl hepinize ve hepimize sağlık ve mutluluk getirsin.

Namaste,

Ayın Tekniği – 2

By , March 14, 2011 2:22 pm

Geniş açı sualtı fotoğraflarında değişik bir şeyler yapmak oldukça zor. Yaratıcılığın sınırlarını gerçekten zorluyor fotoğrafçılar. En son bir dergi kapağı için dağ başında bir rampanın üzerine suni bir havuz inşa edip içine alabalık yerleştirerek half-half tekniğiyne yarısı sualtı yarısı suüstünde çekilen şu fotoğrafları görünce tamam dedim. Scott Serfas çok güzel bir çalışma gerçekleştirmiş, vimeo da kamera arkasının da detaylı bir çekimi var.

Şimdi başkalarının bu yaratıcı işleri insanı kamçılıyor, sezon açılınca yapılacak o kadar çok şey var ki. Geniş açı fotoğraf için sualtında pek çok bilinen teknik var ancak benim bu gün bahsetmek istediğim mağara, kovuk gibi ortamlarda doğal ışıkla ve modelli yapılan çekimler için yaratıcı bir yöntem.

Bedroom Cave - Çeşme - 2010

 Bu karede flaş yok, ortam ışığı var, fotoğraf pozlanırken ışık ölçümü arka plandaki su sütunundan yapılıyor, bu sayede arka plandaki su, renkler , ışık huzmeleri gayet canlı ve doğru pozlanmış olarak çıkıyor. Model de flaş kullanılmadığı için siluet olarak görünüyor. Buraya kadar her şey normal bir siluet fotoğrafı çeker gibi. Bu aşamada modelin elindeki güçlü fener ile (ki fener bir Hartenberger) mağara duvarını aydınlatıyor olması fotoğrafta odaklanılacak ikinci noktayı ve dolayısıyla farklı olan tarafı oluşturuyor.

Bunun bir aşama ilerisi modelin kare içerisinde daha iyi konumlandırılması ya da farklı bir obje/canlı’nın aydınlatılmasının sağlanması ile mümkün olabilir. Bu kareyi flaşlı çekiyor olsaydık ışığı yine arka su sütunundan ölçüp flaş gücü ve konumuyla oynayarak ön planı doğru pozlamaya çalışacaktık. Elbette sualtına farklı canlılar indirmek ya da olmayanı oldurmak gibi über yaratıcı yaklaşımlardan uzak ama pekala da farklı ve göz okşayan fotoğraflar elde etmenizi sağlayacak basit bir teknik.

Sezonun başlamasına az kaldı, Istanbul’da kar yağdı ve bitti. Hayatın süratine yetişme çabalarımız ise sürüyor. Nisan ayında bir hikaye kitabında geçmişten kısacık ama tatlı anıları nakleden küçük bir hikayem yayınlanacak. Detayları belki daha sonra.

Namaste,

Memleketimden Balık Manzaraları

By , October 22, 2010 1:05 pm

Eski fotoğrafları karıştırıyorum bu aralar. Üç yıl kadar önce Çeşme’de yaptığım bir dalışta çektiğim fotoğrafları doğrudan sandığa yolladığımı farkettim. Normalde pek yaptığım bir şey değildir bu ama herhalde zaman azdı o nedenle içinden üç kare alıp kalanını sandığa yollamışım. Bu gün oradan çekip çıkardığım bir başka üç kareyi buraya alacağım.

Triplefin Goby

Bu fotoğrafları çekerken makinede 105mm F2.8D (Eski sistem) Micro Nikkor lens ve üzerinde takılı +4 Diopter close-up filtre vardı, sualtında bu sistemle otomatik netlik yapmak çok zor olduğu için netlik elle yapıldı. Güzel ve güneşli bir havada eğitim dalışları için demirlediğimiz Jandarma Koyu’ndaydık.

Bu aralar internette Fikir Sahibi Damaklar tarafından başarıyla yürütülen bir kampanya var. Boyu 24 santime ulaşmamış Lüferlerin tüketilmemesi için Sarıkanat ve Çinekop satmayın, almayın, yemeyin onlar henüz erginliğe erişmemiş Lüferler ve eğer onları delicesine avlamaya -tüketmeye devam edersek gelecek kuşaklarımız Lüfer nedir bilemeyecek. Lüfer tarafından ısırılmanın ne olduğunu da bilemeyecekler. Almayın – Yemeyin- Satmayın, satanlardan alışveriş etmeyin, balıkçınızı bilinçlendirin, lokantanıza çinekop ve sarıkanat satmadığı için teşekkür edin.

Lüfer yıllardır çığlık çığlığa, sesini duymanın vakti geldi geçiyor, bu treni son vagonundan yakaladık yakaladık, yakalayamadık ne olacağı belli bu gezegende Dodo diye bir kuş vardı bir zamanlar tıpkı onun gibi Lüfer diye bir balık vardı bir zamanlar dememek için şimdi harekete geçme zamanı.

Istanbul Lüfere Hasret Kalmasın!!

 Bazıları için bunu anlamak gerçekten zor, onlara göre bu çabalar beyhude, The Cove filmi ve Taiji’de katledilen yunuslar ile ilgili yazdığım bir yazıya gelen bir yorumda, yunuslara üzülmenin gereksiz olduğu ve bu lüksün sualtı fotoğrafçılığı gibi burjuva hobileri ile uğraşan benim gibi dünyadan bihaber insanlara mahsus olduğunu asıl ezilen, öldürülen, baskı altında yaşayan insanlara üzülmek gerektiğini anlatan bir sayfalık bir vaaz vardı.

Bunu yazanın hayat tecrübesini, dünya görüşünü, ruh halini araştırmaya istek duymadım artık o kafada insanları kazanabileceğime inanmıyorum, onları kendi inançlarına havale ediyorum ama siz canım dostum siz onlardan olmayın rica ediyorum.

Parablennius gattorine - Horozbina

Tekrar konumuza dönecek olursak, yurdumun sualtında bulunabilecek en güzel konuları sıradan geçirmişim o dalışta. Ne horozbina kalmış ne triplefin ne dil balığı hepsi burjuva hobisi’nden nasibini almış. Ben de süper bir sualtı burjuvası olarak fotoğrafların hakkını vermişim aferim bana!

Bothus podas - Dil Balığı {Göz Detayı}

 En çok dil balığı ile uğraştığımı hatırlıyorum, her ne kadar 105mm biraz mesafe tanısa da diopter yüzünden kısalan odaklama mesafesi balığın huzur çemberine girmeyi gerektirince tam odaklamayı yapıyorsun beyimiz hoop kalkıp üç adım öteye gidiyor. Bu şekilde bir süre dans ettik kendisiyle.  Sonunda inatçı bir burjuvayla karşı karşıya olduğunu idrak eden dil balığı bir süre sabırla bekledi ve bir kaç kare için poz vermeye razı oldu.

Evet, bu haftaki yazı çok sevimsiz değil ama lodos etkisinde başlayıp poyrazla sona eren bir yazı bu, içerisindeki balıklar da tropik balıklar gibi süslü, renkli, süper modeller gibi alımlı değiller. Ama bizim balıklarımız onlar o nedenle yerleri apayrı. Lüfer’de bizim çocuklarımızın lüferi hepsine sahip çıkmak, koruyup kollamak gerek, çok geç olmadan.

Namaste,

Ailenizin Sualtı Burjuvası Uvvam Aziz Çelebi

2010 Istanbul

 

 

Tarih

By , September 24, 2010 4:18 pm

Geniş açı kompozisyonların en sevdiğim öğelerinden bir tanesi de sualtında bulunabilecek geçmişe ait objeler ve özellikle amforalardır. Amforalar özellikle gemilerin batması yoluyla sualtındaki yerlerini alan geçmişin taşıma kaplarıdır, tahıl, zeytinyağı, şarap ve benzeri ticari metaları ve metal paraları taşımak için geçmişte deniz ticaretinde kullanılan bu objeler iki tarafında taşıma kulbu olan pişmiş topraktan kaplardır.

Amphora - Çeşme - 2010

Amforaların  Heinrich Dressel tarafından yapılan sınıflamasına göre yukarıdaki fotoğraftaki amfora MS 2-3 yüzyıllar arası bir yağ amforası ve güne ispanya bölgesinden. Bu bilgi yanlış bile olsa bundan sonra yazacaklarım için yeterli. Eğer bu yazıyı okuyup da amforanın tip ve tarihi konusunda daha doğru bilgi verebilecek birisi olursa zevkle düzeltirim. Ancak, benim için önemli olan bu bilginin %100 doğru olması değil yazacaklarımı ihtimaller üzerine bina etmemde bir sakınca yok. Dressel sınıflamasına göre 20-23 arasında olan amforaların ayırıcı özelliklerine ait fransızca bir makale de şurada okunabilir (Fransızca olduğunu söyledim değil mi?)

Fotoğraf Çeşme – 88 Taşları dalış noktasında çekildi, burası eşek adası’nın en güney ucunda yer alan bir dalış noktası olup derin ve sığ profilleriyle her seviyede dalışa uygun bir yerdir. Derin kısmında değişik devirlere ait ve değişik şekillerde bir çok amforaya ait kırıklar bulunması bu bölgenin zaman içerisinde yok olmuş bir çok irili ufaklı batığa ev sahipliği yapmakta olduğuna işarettir.

Bu amfora o bölgede seyretmekte olan bir teknenin bordasından düşmüş olabileceği gibi sert hava yüzünden batmış bir gemiye de ait olabilir. Deniz ticareti sırasında güney ispanyadan aldığı zeytin yağını satmak için egeye getiren bir tüccarın malı da olabilir bir şekilde amforayı ele geçirmiş bir balıkçının malı da. Belki çoktan malı satıp nakde dönmüş ve dönüş yolculuğunda hafiften kafası da cilalıyken tekneyi alabora edivermiştir veya bir gemi dolusu malı akdenizi geçip egeye getirdikten sonra Boreas‘a yenik düşmüştür. Belki kıyıya zor bela da olsa yüzmüş kurtulmuştur belki de kurtulamamış, ege denizinin her koyunda bulunan adı mezarı belirsizlere karışmıştır.

Amforaların benim için en önemli özelliklerinden bir tanesi hayal gücünü tetiklemeleri sanırım. Aslında oraya ait olmayan ama uzun yıllar boyunca mahkum olduğu deniz tarafından özümsenmiş, kekamozlarla, yosun ve boru kurtlarıyla süslenmiş, sayısız mürene, ahtapota ev sahipliği yapmış bu amforaları sualtında izlemesi de zevkli fotoğraflaması da. Bu amforalara yapılmaması gereken tek şey ise onları yerinden kımıldatmak, çıkartmak.

Bu konu ile ilgili oldukça zengin ve türkçe bir kaynak da Sn. Mustafa Aydemir‘in sitesi orada insanlarımızın amforalarla imtihanı hakkında bir çok düşündürücü ve yararlı bilgiye ulaşabilirsiniz. Konunun fotoğraf kısmına geri dönmem gerekirse yukarıdaki kare F22 1/60  @ISO400 Nikon 10.5mm F2.8 Fisheye DX ve tek YS90 flaş TTL.

Bir tek sualtı fotoğrafının tetiklediği fikir uçuşmaları ve sağladığı bilgilere şapka çıkartarak yazıyı sonlandırıyorum.

Bu aralar enteresan şeyler cereyan ediyor hayatta, belki o konulara da bilahare değinirim.

Namaste,

Close focus wide angle

By , September 13, 2010 12:35 pm

CFWA, Close Focus Wide Angle, Yakın odaklı geniş açı, ne derseniz deyin adına. Bu tekniği gerçekten çok seviyorum sualtında fotoğraf çeken ve bu tekniği başarıyla uygulayan bir çok iyi sualtı fotoğrafçısı var. Internet üzerinde de bir çok yerde oldukça detaylı anlatılıyor ama bence en iyi anlatıldığı yer şurası .

Kısaca özetleyecek olursam konu da şu : Bu teknikte geniş açılı bir lens kullanarak ön plan konusu olarak seçtiğimiz büyükçe bir nesneye (ki bu bir sünger, ilginç ve renkli bir kaya veya sokulabileceğimiz kolay ürkmeyen bir canlı olabilir.) Bu aşamada ölçümü arka plan ışıına göre yapıp enstantane ve diyaframı ayarlamamız gerek. Ana fikir şu flaş ön plan konusunu aydınlatacak arka plan da seçtiğimiz enstantane/diyafram kombinasyonu ile ortam ışığı marifetiyle belirlenecek. Arka plan netliği ve alan derinliğini de seçilen diyafram belirleyecek.

Tranquility - Çeşme - 2010

Bu yazdıklarımı uygulamak sanıldığından daha zor ancak doğru yapılırsa oldukça güzel fotoğraflar ortaya çıkıyor. Yukarıdaki karede makinemin dome portu (geniş açı lensin arkasında durduğu havalı ve pahalı  cam veya akrilik kubbe) neredeyse sağdaki süngere (sarı tüp süngeri – aplysina aerophoba) dokunacak kadar yakın, kullandığım (ancak bu sefer TTL donanımlı olan) tek flaş makinenin üzerinde konuşlandırılmış, F20 1/60 sec @ISO400 çekim ayarları ki F20 arka plan konusu olan dalgıcın da net olmasını sağlıyor. Fotoğraf günün ikinci dalışında çekildiği için azalan ışığı bir nebze olsun telafi etmek üzere ISO 400 e çekilmiş. Süngerin arkasında iyice alçalıp hafif yukarıya doğru kadraj yapmak da iyi netice verebiliyor.

Gelelim fotoğrafın teknik olmayan (hafif geyik) detaylarına: Bu tür fotoğrafların çekimi esnasında her konuya maydanoz olmaya her daim meyyal gün balıkları (coris julis) süngerin arkasına konuşlanan fotoğrafçıya en çok sokulan ve en cesur balıklardır, sonra daha uzaktan takılan karagöz (diplodus vulgaris) ve diğer ortam balıkları gelirler. Bu süngerlere areophoba (havadan korkan) denilmesinin sebebi hava ile temas edince renklerinin bozulmasıdır.

Bu tür fotoğraflarda beni mutlu eden asıl etken ise bana dalış sonu huzurunu yaşatıyor olmalarıdır. Dalış bitmiş, tekneye geri dönmemize az zaman var, birazdan bizi konuk eden bütün canlılara veda edip tekneye çıkacağız. Tüpte 70-80 bar hava kalmış 5 metre derinlikte emniyet beklemesi yapa yapa tekneye doğru ilerliyoruz. Balıklar da bizi hem uğurluyor hem de yiyecek bir şey var mı diye takip ediyorlar.

 Sonbahar geldi, artık bizim sularımızda yapacağımız dalışlar bir sonraki sezona kadar sayılı, yeni bir dünya düzeni kurulurken kendinize iyi bakın.

Namaste,

 

PS: Underwater Photography Guide internet üzerinde sualtı fotoğrafçılığı için bulabileceğiniz en iyi kaynaklardan birisidir, faydalanmanızı tavsiye ederim.

Citius, altius, fortius

By , September 3, 2010 1:46 pm

The Bedroom Cave - Çeşme - İzmir

Daha iyisini yapabilmek her konuda önemli sanırım. Çeşme’nin günün ikinci dalışları için en iyi yerlerinden birisi Yatak Odası isimli dalış noktasıdır. Yatak Odası, Makri adasında bulunan bir sualtı mağarasıdır. Dalışa başladığımdan beri, buraya belki de elliden fazla dalış yapmışımdır, akdeniz foku’ndan böceğe, lipsozdan büyük balık sürülerine ve orfozlara kadar değişik ziyaretçilerini de hayranlıkla izlemişimdir.

Burada çektiğim yüzler hatta binlerce kare fotoğraftan hiç birisini yukarıdaki kare kadar sevmedim. Bu kare Yatak Odası Mağarası’nın benim kafamdaki görüntüsüne en yakın olan hali. Bu fotoğrafta modelliğimi yapan sayın hocam Mehmet Huz’a çok teşekkür borçluyum. Her zaman söylenir, çekeceğiniz fotoğrafı modelinizle konuşup kararlaştırın, sualtında modelinizle iletişiminizi koruyun, rastgele fotoğraf çekmeyin. Bu kare için öyle uzun uzadıya konuşmadık, hatta hiç konuşmadık neredeyse, kendisi de sualtı fotoğrafçısı olan Mehmet hoca zaten hiç bir söze gerek kalmadan durması gereken şekilde durması gereken yerde duruyordu.

Epeyce bir kare çektikten sonra mağaranın dibine çekilip flaşımı kapattım, kareyi arka plan ışığına göre pozladım ve Mehmet hocanın Hartenberger fenerinin mağara duvarını aydınlatmasını bekledim. Bu fotoğrafı çok seviyorum, arka tarafın soğuk maviliği ile mağara duvarının tek noktasının sıcak aydınlığı bana farklı duygular veriyor. Bu fotoğraf bana dalmayı neden çok sevdiğimi hatırlatıyor.

O nedenle, hazır yeri gelmişken bu fotoğrafa kadar olan süre içinde benimle birlikte dalan, dalmayan, fotoğraf konuşan , konuşmayan, bana bir şeyler öğreten, beni dinleyen, dinliyormuş gibi yapıp bildiğini okuyan, benimle gülen, söyleyen, ağlayan herkese teşekkür ederim.

Namaste,

The Feast – Ziyafet

By , March 17, 2010 9:07 am

Ahtapotlar sualtının en akıllı canlıları arasındadır, bana inanmadıysanız wiki amca’da aynı şeyi söylüyor. Daha önce defalarca akıllı davranışlarına şahit olduğum bu canlılar aynı zamanda son derece başarılı avcılar arasındadır. Hem kamuflaj yeteneği hem de çevikliği sayesinde kabukluları rahatlıkla avlayabilmektedirler. İnsanlar dışında müren familyasıyla da pek iyi geçinemedikleri bilinir.

Fotoğraf sandığını karıştırırken aşağıdaki kareyi buldum, fotoğraf açısından pek önemli bir kare değil hatta alışık olmayan bir göz tarafından ne olduğunun anlaşılması da pek mümkün değil.

The Feast - Ziyafet

The Feast - Ziyafet

 Aslında cereyan eden şey şu, ahtapot (Octopus vulgaris) bulduğu bir yengeci midesine indirmiş, ziyafet sona ermek üzere sağ tarafta ahtapotun kırmızı-siyah gözünde boş bir bakış var, üzerindeki beyaz şeyler yengecin kabuğundan arta kalanlar, bu arada yayılan kokuya güneş balıkları (gelin balığı da deniyor bunlara) teşrif etmişler (Coris julis) “acaba bize de bir parça düşer mi?” derdindeler, sol köşede bir adet deniz çıyanı (Hermodice carunculata) kalan artıkları sıyırmak üzere ahtapotun yuvasına girmiş bile.

Ahtapot ise yemeği rehavetini bırakmış fotoğrafı çeken beni süzüp ne olduğumu anlamaya çalışıyor, dost mu? düşman mı? av mı? avcı mı? yenir mi? yenmez mi? en ufak bir tehlike işaretinde ya yuvanın derinliklerine çekilecek ya da dışarıya doğru huruç harekatıyla mürekkep bulutları saçarak son sürat uzaklaşacak.

Yengecin parçaları tamamen tükenince bu ziyafet sofrası da bir sonrakine kadar dağılacak herkes kendi köşesine ekmek peşine düşmek üzere çekilecek hayatın temel amaçlarının, “ye, iç, hayatta kal, soyunu sürdür” den ibaret olduğu sualtında sıradan bir anın kayda geçirilmesinden ibaret bu kare.

Çeşme, 88 Taşları.

Namaste,

PS: f13 1/160 @ISO 200 – 60mm F2.8D Micro nikkor-YS90 Auto flaş.

Gizli ayrıntılar

By , March 14, 2010 9:30 pm

Pinalar (Pinna nobilis) Akdeniz’e endemik canlılarmış, çocukluğumdan beri onları görmeme hatta bir aralar sevdiklerim için dalıp çıkartmama rağmen bu durumu bilmezdim. Dalış sporuna başladıktan sonra türlerinin tehdit altında olduğunu ve çıkartılmalarının yasak olduğunu öğrendim. O gün bu gündür elimi sürmem, etrafımdakilerin de bu canlılara dokunmamalarını rica ederim. Tarım ve Köy işleri Bakanlığı sirkülerlerinde de bu tür avlanması kesinlikle yasak olarak koruma altına alınmıştır.

Pinna nobilis - Noble Sea Pen - Pina
Pinna nobilis – Noble Sea Pen – Pina

Bütün bunlara rağmen dalışlarda deniz çayırlarının arasında oldukça büyük pinaların kırılmış olarak yattığını sıklıkla görürüz. Çoğunlukla bunun sebebi zaten kırılgan olan bu canlıların demir atan teknelerin zincir ve çapa darbelerine, dibe serilen balık ağlarının takılması ve zorlamasına  maruz kalmasıdır. Bu arada engin bilgi kaynağı wikipedia‘ya göre bu canlının deniz tabanına tutunmak için salgıladığı lifler deniz ipeği denen bir tür kumaş dokunması için kullanılırmış eskiden.

İnsan garip bir canlı etrafndaki her şeyi kendi çıkarı için kullanabiliyor. Neyse fotoğraf  çok kaliteli bir kare değil, peşinen özür dilerim flaşları ayarlarken ne yaparsam yapayım bulanık sudaki partiküllerin patlamasını (backscatter) önleyemedim. Ancak bu canlının deniz suyundan planktonları süzerek beslenmek için kullandığı iç organlarının detaylarını göstermek istemiştim o açıdan başarılı bulduğum içindir ki buraya koyuyorum.

Küçük bir detaydır belki de hiç görmediğiniz, iyi bir dalıcı değilseniz uzun süre göremezsiniz zaten, ışık değişimi, basınç veya çevrede yaratacağınız başka bir rahatsızlığı sezen pina hemen kapanır ve uzun süre açılmaz. Lembeh seyahati öncesi makro detaylarla uğraşıyorum sürekli önümüzdeki günlerde de bir süre yazamayacağım, kusura bakmayın.

Namaste,

PS:  F18 1/160 @ISO 200 Nikon 60mm F2.8D Micronikkor lens, YS90 Flaş

Dünya Kadınlar Günü – 8 Mart

By , March 8, 2010 12:37 pm

Dünya Kadınlar Günü, hayatının bir döneminde eski Sovyetler Birliği’nde veya başka bir demirperde ülkesinde, glasnost, perestroika, vahşi kapitalizm, oligark, yeni ruslar tanımları henüz ortaya çıkmamışken bulunmuş her insan Kadınlar Günü denilen günün önemini bilir. Bizim hayatımıza yeni yeni giren bu gün oralarda yıllar boyu en önemli günlerden biri olarak kutlanmış ve kutlanmaktadır.

Tabii yanlış anlamalara mahal vermek istemem, 8 Mart günü karısına, sevgilisine, her ikisine veya iş yerindeki yavuklusuna çiçek alan mujik iki gün sonra alkol komasına ramak kala sevdiceğini öldüresiye dövebilir. Yani gün daha bir iştiyakle, şevkle kutlanmakla beraber kadınlara olan genel davranış hal ve gidiş orada da burada da aynıdır.

Neyse, bu gün benim için önemli dolayısıyla hayatımdaki en sessiz kadın’dan başlayarak tüm kadınların dünya kadınlar gününü kutluyorum. Tüm mutluluklar sizlerin olsun.

Ayşe in the sea with barnacles

Ayşe in the sea with barnacles

 Hayatımdaki en sessiz kadın, Ayşe, Çeşme’de Makri adasında sualtında bir mağarada 16 metre derinlikte genellikle ayakta duruyor çok fazla fırtına olmuşsa yatıyor, şikayet etmiyor halinden memnun bir göz ancak deniz manzaralı (leb-i-derya) bir evi var.

Polyesterden mamul olduğu için fazla derdi tasası da yok, korozyonla falan işi olmuyor, rahat yani, sezonun başlamasıyla her gün günün ikinci dalışını yapmak için mağaraya gelen dalıcıları selamlamakla görevli kendisi. Yol, yemek, SSK falan yok ama gerek te yok tabii dalış sezonu bitiminde tüm kış boyunca süper ziyaretçileri de oluyor sıklıkla.

Ayşe, kadınlar günün kutlu olsun ablacım, hayatımdaki diğer tüm kadınlar, sizlerin de  kadınlar günü kutlu olsun, sağlıklı ve mutlu olun, eksik olmayın.

Namaste,

PS: F9 1/200 @ISO 200  Tek YS90 flaş soldan

Shrimp cocktail

By , March 6, 2010 7:09 pm

Lembeh Endonezya’nın Sulawesi adasının kuzeyinde bir boğaz, anladığım kadarıyla oldukça işlek bir deniz ticaret rotasının da üzerinde, yakınında Bitung kasabası var.

Burayı biz dalıcılar için özel yapan şey ise sualtındaki inanılmaz canlıları. Sualtı Macro fotoğrafçılığın Mekke’si olarak adlandırılan Lembeh boğazı yeni dalış seyahatimin de son durağı aynı zamanda, iş güçten kalan zamanımı çekeceğim fotoğraflara ve fotoğraflamayı planladığım türlere ayırdığım şu günlerde eski fotoğraflara bakarken Çeşme Jandarma Koyu’nda tam anlamıyla bir karış suda çektiğim şu fotoğraf elime geçti.

Shrimp anyone?

Shrimp anyone?

Fotoğrafın konusu sıradan bir Karides, bazılarımız Teke derler bazıları da ÇimÇim diyorlar. Çekildiği yer ise bir ayrı alem, Jandarma koyu kum zemini ve sığ suyu ile hem eğitim dalışlarını eda etmek isteyen dalış teknelerinin hem de Çeşme’den kalkan gezi teknelerinin bir numaralı uğrak noktasıdır. Korunaklı bir koy olması hasebiyle özellikle yaz mevsiminde ziyaretçisi oldukça bol olur.

Özellikle sualtındayken gezi teknelerinin geldiğini hemen anlarsınız çaldıkları yüksek volümlü müzik suyun altında bile duyulur, tekne daha demirlemeden insanlar kendilerini suya atmaya başlarlar, suyun üzeri mahşer yeri gibi olur. Bu tekneler çok büyük olduğu ve yurdum insanı da eğlenceye bayıldığı için insanlar tekneye çıkıp çıkıp suya atlarlar. Bir nevi yerli malı sardalya göçü gibi birşey sürüp gitmektedir. Su üzerinde de bu tekneleri ve özellikle zenne fenomeni’ni izlemeniz mümkündür, bu konu ayrıca o kadar ilginç ki kendi başına bir yazıyı hakediyor.

Burada zemin kumluk olduğu için arada sırada Tiryaki balığı-Stargazer gibi nispeten ilginç canlıları, dil balıklarını, yavru ahtapotları görme şansınız olur, amacınız macro çekmekse o zaman kıyıya yakın taşların aralarındaki küçük tekelerin peşine düşersiniz benim yaptığım gibi.

Bu fotoğrafı 105mm F2.8D Micro Nikkor + 4D diopter + Tek YS90 Auto flaşla çektim, netleme noktası karidesin gözleri ve netliği elle yaptım, çekim değerleri F20 1/80 @ISO 200 15 Mayıs 2008 tarihinde saat 14:20 de çekilmiş, çekerken güneşin ensemi maymun mabadı kıvamında kızarttığını hatırlıyorum. Karidesin gerçek büyüklüğü 1.5-2cm kadar.

Lembeh’de çok çok daha başarılı macrolar çekebilmeyi umut ediyorum. Son olarak her zamanki gibi ahkam kesme vazifemizi de ifa edelim tam olsun diyerek, hayallerinizin peşinden gidin siz kararınızı verene kadar yetişemeyeceğiniz kadar uzağa gitmiş olabilirler.

Namaste,

PS: Bu arada şöyle bir baktım da ben bu karidesleri fazlaca seviyorum galiba, daha önce onlarla ilgili yazdığım şeyleri ve çektiğim fotoğrafları karides etiketini aratarak bulabilirsiniz.

Panorama Theme by Themocracy