Posts tagged: Boş yazı

Uğraşılar

By JustAddWater, February 26, 2010 11:35 pm

Bu aralar işten arta kalan zamanımı yazılarımı toparlamak alıyor, sabahın erken saatlerinde yıllardır yazdıklarımı anlamlı bir bütün haline getirmeye çalışarak geçiriyorum, araya hafızamda iz bırakan ancak kaleme alma fırsatı bulamadığım dalışlar da girdi mi epey bir uğraşacak şey oluyor sözün kısası.

Diğer yandan bu aralar iş ortamı da hareketlendi biraz, bunun verdiği bir vakit darlığı da söz konusu elbette. Bu arada yazılacak şeyler de birikiyor, yapılması gereken işler bir yanda, oldukça sıkıcı bir durum söz konusu. İşlerin çokluğundan fotoğraf çekmeye de gidemiyorum halbüki ormana veya kuş peşine gitmek istiyorum bir yandan. Dolayısıyla uzun lafın kısası organize olamıyorum, her şey oragnizasyona bağlı oysa.

Bu arada fırsat buldukça sualtı fotoğrafçılığı ile ilgili başkalarının yazdıklarını, ustaların bilgilerini paylaştığı on-line mecraları da gözden geçiriyorum. Bunlardan bir tanesi de www.underwaterphotographyguide.com oldukça farklı ve zengin içeriğiyle bu işe gönül veren herkesin bir şeyler bulabileceği bir yer.

Özellikle şu yazı bu güne kadar okuduğum en doyurucu yazılardan birisi, sadece sualtı değil genelde fotoğrafla ilgilenen herkesin faydalanabileceği bir kaynak, şiddetle tavsiye ediyorum.

Yeni seyahate ruhen hazırım, fiziken de hazırlanmak için elimden geleni yapıyorum, o zamana kadar ara sıra bir şeyler yazmaya devam edeceğim.

Kendinize iyi bakın.

Namaste,

Wadi Gimal - St. John's Reef

Fotoğraf: Wadi Gimal – St.John Resifleri – Güney Kızıldeniz.  F11 1/60th @ISO 200

Travel Checklist – Seyahat Listesi

By JustAddWater, February 22, 2010 3:31 pm

Aslan balıklarıyla olan St. John maceramızı daha önce nakletmiştim o dalış sırasında etrafımız aslan balıklarıyla çevrelenmiş ve çember gittikçe daralırken çektiğim fotoğraflardan biri biraz evvel karşıma çıktı bende ona bakarken aklıma yeni seyahatin programı ve ekipman listesi geldi.

Bana mı baktın ?

Bana mı baktın ? - Pterois volitans - Aslan balığı

 Bir yandan The Majesty of Muck isimli videoyu şuradan izlerken bir yandan çekmeyi hayal ettiğim yaratıkları düşünüp almam gereken malzeme / ekipmanı kafamdan listeliyorum. Bu hiç de kolay bir uğraş değil, her ne kadar mekan Macro çekimlerin Mekke’si olarak adlandırılsa da 60 ve 105mm objektifler dışında 10.5mm fisheye objektifi de almak gerek bölgede bir kaç tane 2. dünya savaşı zamanından kalma batık var.

Su sıcaklığı 28 derece civarı görünüyor, sigarayı bırakmamın ardından aldığım kilolarla Deste küçük orta’dan Başaltı’na terfi eden sikletim yüzünden yeni bir 3mm elbiseye ihtiyacım var, acaba kiralamalı mı malzemeyi yoksa yanımda kendi malzememi mi götürmeliyim? gibi sorular kafamı kurcalıyor.

Yukarıda verdiğim linkteki filmi izlediyseniz geniş açı lens götürmenin gereksizliği hakkında bir fikre kapılabilirsiniz ancak Murphy yasaları her yerden fazla sualtında geçerlidir, hayatınızın konusu yanınızda yeterli donanım yokken karşınıza çıkar her zaman. Ayrıca balıkgözü lensi tele converter ile kullanarak close focus wide angle denen yakın odaklı geniş açı çekimleri de denemek mümkün ancak bütün bunlar havayollarının bagaj kısıtlaması sorununu hiç beklenmedik anda ayağınıza batan diken gibi hatırlatıveriyor.  Dikkat etmezseniz bu tür bir mecrada yüklüce bir miktarı havayoluna haraç olarak ödemeniz an meselesi fazla kg başına 20-50 Euro az para değil hele bizimki gibi ekipman ağırlıklı bir uğraşı olanlar için.

Diğer yandan fotoğraflamayı istediğim türleri de listeliyorum wish list gibi, pigme ve normal denizatları, wonderpus, mimic octopus, flamboyant cuttlefish, frogfish, rhinopias türleri, envai çeşit deniz tavşanı, minik karides ve porselen yengeçleri, kurdele mürenleri, kedi balıkları, sübyeler, deniz yıldızları ve diğer derisidikenliler. Listenin sonu yok yazdıkça yazasım geliyor ama gerçek de şu tüm bu türleri orada 1 ay dalsam görüntüleyemeyebilirim bu iş biraz da kısmet işi nede olsa.

Neyse yazının tamamı sayıklama tarzında devam ediyor etsin varsın, bir yandan dalış bölgelerini tanımak gibi bir misyon da var, internetten yapılan yorumları okumak, dalış bölgelerinin tanımlarını ve haritalarını incelemek, boş kalan vakitlerde oralara yapılacak dalışları hayal etmek, içimde kalan ukteleri -mesela denizatları çok fena uktedir bende, yıllardır dalıyorum daha bir tane göremedim- orada gerçekleştirebileceğimi kurmak bunlar güzel şeyler.

Bir yandan kafamdan bunlar geçiyor diğer yandan düşünülmesi gereken başka şeyler var ki biz onlara hayat gailesi diyoruz. Bu arada telaşe ile günler geçiyor, yapılması gerekenler birikiyor. Bir an önce seyahate kalan sürenin tükenmesini ve dalmayı istiyorum kurumak bana yaramıyor.

El Joker ya da Why so serious ??

By JustAddWater, February 6, 2010 10:42 pm

Bu yazı bir fotoğraf yazısı değil daha çok bir gezi anısı ama bunu yazmazsam orta yerimden yarılacağımı bldiğim için klavye başına çöküp belleğimin derinliklerinden bu incileri dökmeye başlıyorum. Haydi hayırlısı…

Sun scorches the horizon

Yazının konusu olan El Joker şöyle bir balık lokantası. Bizim bu mekan ile olan ilişkimiz ise biraz acaip, en son çıktığım liveaboard seyahatinde süper bir gruba düştük, birlikte aynı tekneyi ve dalışların zevkini paylaştığımız grup bu güne kadar gördüğüm grupların en uyumlusuydu. Seyahat boyunca o kadar fazla güldüm ki bir ara gerçekten korktum diyebilirim başımıza ilave bir şeyler gelecek diye :)

Bu seyahatin başlangıcını ve seyrüseferini daha önce anlatmıştım blogdaki yazıları Kızıldeniz etiketiyle aratarak onlara ulaşabilirsiniz. Grupta sualtı fotoğrafçılığı ile uğraşan ve daha önce Hurghada’ya gelmiş bir doktor arkadaşımız yediği deniz ürünlerini ballandıra ballandıra anlatıp seyahatimizin sondan bir önceki durağında bir gece konaklayacağımız Hurghada’da mutlaka ama mutlaka onun daha önce gittiği bu balık lokantasına gitmemiz için bizi ikna etmişti. Ancak sorun şu ki lokantanın ismini tam olarak hatırlamıyordu, sorduğumuz zaman el jojo ile el dingo arasında bir yelpazede cevaplar alıyorduk. (Burada ipucunu al, uyan ve sıyrıl değil mi? yok işte idrak edemedik durumu)

Tekneden zodiac bot ile karaya çıktığımız Hamata’dan Hurghada’ya ulaşana kadar yol boyunca daha önce orada yediği ıstakozları, deniz ürünlerini ballandıra ballandıra anlatan doktor hepimizi bu yüce amaç için şartlamış, hazırlamıştı artık. Hurghada’ya varır varmaz resepsiyondaki klasik aksiliği bir kalemde bitirip eşyaları odamıza bırakacak ve o balık lokantasını bulmaya kendimizi vakfedecektik. Resepsiyondaki klasik aksilik deyince sakın abartıyorum sanmayın adamların özenle karıştırdıkları odaları ayırıp ayıklamaları 30-35 dakika sürdü, bu arada azot ve onun tatlı sarhoşluğu vücuttan atılmış, karınlar aç, ertesi sabah bizi otelden alıp bir hafta önce saatler boyunca yer karolarının sayısını bile ezberlediğimiz Hurghada havaalanına götürmesi gereken mısırlı Transfer Guy’ın gelmemesi ihtimaine karşı B ve C planları bir yandan zihnimin arka odalarında yapılırken kaş ile göz arasında doktor balık lokantasının adını öğrenmişti bile “El Joker” . İsimdeki sakatlığı fark eden tek ben miydim bilemiyorum ama o baştaki El takısı yılların Jokerini saniyesinde bir Mellah’a tahvil etmişti bile.

Neyse kıyafet değişip bazal ihtiyaçların ikamesinden sonra kapıdaki turizm polisinin de yardımıyla çevirdiğimiz 2 taksiye doluşarak Sakkala meydanındaki El Joker nam müesseseye gitmek üzere yola revan olundu. Gece vakti insan ortalığı pek de iyi seçemiyor ama ışıklı ve tıklım tıkış bir yerde arabadan indik ve mekanın tabelasını gördük. İçeriye buyur edildik ve alt kattaki düzayak kalabalığın içinden geçerek üst katta cam bir masaya konuşlandık. Garson nereli olduğumuzu anladıktan sonra hemen menüyü sayıyor “fiş suup, salaaat, lobesterz, şırimpiis, kırebs, appitayzırs” sayıldığı sırayla önce balık çorbası, salata, 2 adet ıstakoz ve karides ve diğer deniz ürünlerinden sipariş ediyoruz.

Konum itibarıyle önümzde 2 masa mısırlılar solda bir masa japon ya da koreliler, etrafta da ruslar ve almanlar var. Siparişimize bira ilave ediyoruz, garson amca dışarıdan aldıracağım diyor bu arada salata olduğu beyan edilen teorik ürün ve pita ile tahinli bir meze geliyor. Salata ve tahinli nesenevatın diyare tetikleyebilitesi yüksek olduğundan dolayı onları pas geçip midedeki isyanı pita ile bastırırken sohbet devam ediyor, bir ara gözüm sol tarafta duvardaki vantilatöre ilişiyor, beyaz olması gereken kablosu üzerindeki sinek pisliklerinden dolayı bir artifact’e dönüşmüş, siyah-füme tonlarında ve pütür pütür.

Henüz bu bilgiyi masadakilerle paylaşıp paylaşmamaya karar verememişken çorbalar geliyor ve artık çok geç, çorba masaya konduğu andan itibaren apayrı bir dünyanın içerisindeyiz, artık kelimeler kifayetsiz, konuşmalar anlamsız. Denizden çıkan hemen hemen her şeyi yiyebilecek olan ben bu çorbayla sersemliyorum. Krem rengi bulanık sıvının içerisinde karıştırdıkça tıngırdayan bir takım şeyler var. Kaşığı çevirdikçe bu nesneler porselen tabağa dokunarak tilink tilink gibi bir ses çıkarıyor. Conan filminde Arnold, Thulsa Doom’un tapınağını basıp oymağını yerle bir ederken müritlerin içtiği içinde insan organları yüzen çorbanın minyatür versiyonu, kısa bir yoklamayla kaseden bir kaç kum midyesi kabuğu, 2 yengeç bacağı ve teşhisi çıplak gözle mümkün olmayıp DNA analizi gerektiren bir kısım organik ürün arz-ı-endam ediyor.

Açlık yüzünden taneleri bırakıp suyu içmeye niyet ediyorum ama aklıma ilkokulda sebepsiz yere dişlediğim defterlerimin mavi kap kağıtlarının tadı geliyor ve pes ediyorum. Bu arada bu çorbayı yapabilmek için deniz ürünlerinden ne varsa hepsini bir kazana koyup içerisine savunma tipi bir el bombası atmak yeterli olur sanırım. Pita’ya devam bu arada arkadaşların sipariş ettiği jumbo karidesler geliyor ama nedense lezzetsizler aklım vantilatörün kablosunda kaldı zaten.

Bu arada biralardan haber yok, su var neyse ki, garson arada geyik muhabbetleri yapıyor “Istanbul biytuful, hesne müstesne” benim geyik channel çoktan kapanmış, arkadaşların da öyle, bu arada sipariş ettiğimiz 2 adet ıstakoz (elemanın deyimiyle lobesterz) geliyor,  son derece keskin bir alet ile dikey olarak yarılmışlar, iyi pişmiş görünüyorlar ama zaten bu hayvanın %20 den fazlası yenmediği için ambiyans ve ilk taarruz sonrasında zaten kaybolan iştahım iyice kalbimin derinliklerine gömülüyor.

Yemeğin sonuna yaklaşıyoruz, kaybolan biraları sormayı çoktan bıraktık, artık pita gevelemekten devekuşu gibiyim, ama yalnız değilim elbette herkes masada dişine göre bulduğu şeyi geveliyor. Garsonun balık yememiz konusundaki ısrarını ise başarıyla savuşturuyoruz.  Açlığım kontrol edilebilir seviyede olana kadar pita yemeye devam ediyorum. Sonunda gecenin Crescendo’su gelip çatıyor, hesabı istiyoruz. Doktor genel memnuniyetsizliğin farkında. “ben daha önce geldiğimde yemekler süperdi” diyor. Bir süre sonra hesap geliyor 360 USD civarında bir rakam. Şöyle ağız dolusu bir “oo-haaaa” sonrasında elemana hafiften “bu ne lan ?” diyoruz. geniş bir gülümsemeyle “Düzelteyim” diyerek balet zerafetiyle olduğu yerde dönerek hesapla kayboluyor ve 30 saniye sonra hesabı 300 USD ye indirerek getiriyor suratında kötü adam gülümsemesiyle.

Toplamda 6 kişi için ödememizi istedikleri hesap kazık boyutlarını aşıp kıtalararası füze kıvamına gelmiş, adam başı 30 USD verip hesabı gönderiyoruz itiraz falan da gelmiyor, 180 USD alınca mutfakta halay çektiklerinden adım gibi eminim. Hesabı getiren ve servisi yapan güzideler “Ayın Elemanı” seçilecek olmanın haklı gururunu yaşıyorlar. Kazıklanan masalar arttıkça çalışanların mutluluğu da tavan yapıyor neredeyse tüm garsonlar birer Vlad Tepeş kesilmişler. İstenen hesabın yarısını ödeyip kavga gürültü de çıkmayınca yavaştan otele dönüyoruz ve yolda doktorun buraya daha önce bir mısırlı arkadaşıyla geldiği ortaya çıkıyor yani öyle Mr. and Mrs Brown modunda giderseniz kazıklanmamanız imkansız.

Bu dönüşten önceki son gece olduğu için midemde pitaların çarpıştığı deniz mahsullerinin hırıltılarına kulak asmaksızın otelin civarındaki dükkanlardan dalış temalı t-shirt ve geleneksel mısır elbiseleri almak için hareketleniyoruz, doktor bu arada ziyafeti nargile (şişa) ile taçlandırmak üzere gruptan ayrılmış çoktan. Bir kaç dükkan gezip aynı malın fiyatının her yerde farklı olduğunu bir kez daha görerek sağlam bir pazarlıkla alacaklarımızı alıp otele dönüyoruz.

Otelde sağlam bir sade kahve içip üzerine de uyumadan önce havaalanında aldığım Jameson Irish Whiskey‘nin dibinde kalan son damlaları da cila niyetine indirip uyuyorum rüyamda mücadeleye devam ederek, çorbalar, lobesterz, pita, pita ve daha çok pita …..

Kıssadan hisse, Mısır gibi güzide memleketlerde bilmediğiniz yerlere tavsiye üzerine bile olsa gitmeyin a dostlar gitmeyin a arkadaşlar.

Namaste,

PS: Fotoğraf rahmetli kameram Ricoh Caplio DX ile çekildi, f12 -  1/130 @ ISO 125  -0.3 EV Poz telafisi kullanıldı.

Karagöz

By JustAddWater, February 3, 2010 11:10 pm

Diplodus vulgaris, two banded sea bream ve başka dillerde kim bilir hangi garip isimlerle anılan bu güzel balık bu günkü güzellemenin konusu. Ülkemiz sularında balık fotoğraflamaya çalışan yurdum fotoğrafçısının kurtarıcısı, sinek iğneli çocukluk oltalarımızın bir numaralı müşterisi bir garip balık.

Çifte Karagöz - Diplodus vulgaris - Çeşme

Çifte Karagöz - Diplodus vulgaris - Çeşme

Her ne kadar tropik sularda fotoğraf çekmekten çok zevk alsam ve çekilen fotoğrafları gıptayla izlesem de o bol balıklı, yaratıklı zengin fotoğraflar bizim sularımızda fotoğraflanmış türlerin – ne kadar sıradan olurlarsa olsunlar – yerini tutmuyorlar. Tıpkı öğrenciliğimde yediğim ekmek arası helvaların lezzetini hiç bir tatlıda bulamamam gibi bir şey bu. Bilemiyorum belki ben huysuzlaşıyorum gün geçtikçe – arada sırada eşim ve kızımın ifadeleri de bunu doğruluyor – ya da memleketin her şeyinin güzel gelmesi DNA seviyesinde incelenmesi gereken bir şey.

Ancak sualtında kimi zaman ufak kimi zaman büyük sürüler halinde rastladığımız Karagöz efendi’nin ayrı bir yeri var, neden derseniz, bir kere yüz ifadesi ilginç, özellikle gece dalışlarında uyurken yakalarsanız çok güzel portre fotoğrafları çekebiliyorsunuz sonra geniş açı çalışırken özellikle büyük gruplara denk gelebilirseniz ve dalış becerileriniz ortalamanın üzerindeyse oldukça iyi kompozisyonlar yakalayabilirsiniz.

Çeşme’de Makri (Yatak) Adası’nda dalanlar bilirler 5 metreden alçalarak geçilen ve 10 metre civarına inilen bir taş kemer formasyonu vardır, o taş kemerin altı her mevsim irili ufaklı karagöz sürülerine ev sahipliği yapar ve kemerin altından geçmeyi bir zevk haline getiren detaylardan biridir bu. Eskiden o kemeri geçer geçmez sola döndüğünüzde sizi duvarın üzerindeki tahtından seyreden Orfoz amca’dan iki yıldır haber alınamıyor malesef ama kemerin solundaki duvar boyunca dikkatli gözler kumda uyuyan Adabeyi (Lipsoz) irilerini görecektir. Neyse konumuz karagöz dolayısıyla diğer güzellere takılmamak gerek.

Taş Kemer

Taş Kemer - The Stone Arch - Çeşme

Arada sırada kumu eşeleyen irice barbunların yanında yöresinde fırsatçı yancılar olarak görürüz onları kalkan kumların arasında barbunun gözünden kaçacak bir besini kapmak için tetikte beklerler, aşağıda bu davranışa ait bir video var çok başarılı değil ama yinede bir fikir verebiliyor, en fazla 25cm boyunda olan bu tür ortalama 15-20cm boyda olur, etinin lezzetli olması dolayısıyla da tercih edilen bir türdür.

http://www.vimeo.com/6047049

Uzun lafın kısası bu güzel balığı özellikle gece dalışında denk getirirseniz burun kıvırmayın, başından uzaklaşmayın hemen, en az 8-10 kare çekin hakkını vererek, gece dalışıysa zaten f18 1/200 e ayarlıdır makine, objektif en güvendiğiniz macro objektiftir, flaşı ayarlayıp basın deklanşöre, gündüz vaktiyse muhtemelen fazla sokulamazsınız geniş açınız varsa arka planı da ayarlayıp güzel kompozisyonlar yaratmaya çalışın. Balık fotoğraflarında en önemli nokta balığın gözünün net olarak görüntülenmesidir bunu başarır balığın kuyruğunu kafasını kesmeden doğru bir kadraj yapabilirseniz sonuç iyi olacaktır, fotoğrafta aynı türden birden fazla olması, varsa aralarındaki etkileşim ve arka plan da önemlidir tabii. Dedim ya hakkını verin balığın sonunda memnun kalacaksınız bana güvenin.

Namaste,

Afacanlık

By JustAddWater, January 22, 2010 3:25 pm

Sualtında fotoğraf veya video çekenlerin baş derdidir afacanlık. Bu hadiseyi en güzel anlatacak sözcüğü bulmak için düşündüm ve en uygununun afacanlık olduğuna karar verdim. Ancak konuyu iyi anlatabilmek, bu derdimden dem vururken yanlış anlaşılmayı önleyebilmek gayesiyle hem destekleyici görseller kullanmanın hem de sizlere olayı ayrıntılı bir şekilde anlatmanın faydalı olduğuna karar verdim.

Konuya en iyi örneği aşağıdaki karenin oluşturduğunu düşünüyorum, bunu seçerken hiç zorlanmadım çünkü benzeri yüzlerce kare var arşivimde.

Afacanus rex

Sualtı Afacanı - Afacanus atromaculatus - Çeşme

Şimdi bu özelliksiz abuk sabuk karenin arkasında ne gibi bir hikaye var onu arz edeyim müsaadenizle, efendim malumunuz, eğer ilk defa bu günlüğü okumuyorsanız daha önce de görmüşsünüzdür, ülkemiz sularında fotoğrafçılar için dalıştan ekmek çıkarmak (fotoğraflayacak konu bulmak) son derece zordur şöyle ki tropik sularda dalan bir fotoğrafçı etrafındaki konuların arasından seçim yapmakta zorlanır kendisini taciz eden balık taifesini sopayla kovalarken biz garipler, boynu bükükler konu bulabilmek için pervane misali döner durur bulduğumuzu da ürkütmemek için kılı kırk yararız.

Hal böyle iken eğer sadece fotoğrafçılardan ve videograflardan oluşan Creme de la creme (ahah abartı sanatı) bir grupla dalmak şansına sahip değilseniz bulduğunuz konu sadece sizin değil grubunuzun da dikkatini celbedecek ve onların konuya konsantre olması ile konunun toz beykoz modu‘na geçerek gözden kaybolması an meselesi haline gelecektir. Tabii bu gözle görülebilir konular için geçerli, macro çekim yaptığınız ve deniz tavşanı, mercan, deniz yıldızı gibi ufak tefek konulara, oyuncu küçük karideslere konsantre olduğunuz bir sırada bir palet darbesiyle önünüzdeki mikro kosmos “Marduk geldi böyle oldu ” isimli uzun havayı söylerken fotoğraflamayı amaçladığınız tavşan , karides her neyse kayıplara karışmış, heves dibe vurmuş dünyaya küsmüşsünüzdür.

Afacanlıklar çeşitli şekillerde zuhur edebilir:

  • göstere göstere = taammüden = kasıtlı (bu durumda afacan kendini objektifinizle konu arasına atmaktan kendini alamaz ona kızmayınız bu önleyemediği bir dürtüdür tıpkı Aşk bir yalan Adem’le Havva’dan kalan şarkı sözünde olduğu gibi tarih kadar eski bir dürtü),
  • kazara = bilmeden = (sakarlık  bu durum afacan ortalığı habersizce karıştırdığında olabilir, mağara dalışında sallanan bir palet, macro takılıyken size zorla gösterilen bir balık sürüsü örnek olabilir buna)

Bu kişiler acemi dalıcılar olabileceği gibi yüzlerce dalışa sahip tecrübeli dalgıçlar, dalış liderleri hatta ve hatta fotoğraf-video çeken arkadaşlarımız olabilir. İyi bir sualtı fotoğrafçısı olmak için iyi bir dalgıç olmak gereklidir ama iyi bir dalgıç sualtı fotoğrafçılığını da iyi yapar demek değil bu.

Konuyu fazla uzatmadan örnek karemize geçelim, üç sene önce maceralarla dolu hayatımızı zor kurtardığımız, ölümle burun buruna geldiğimiz bir kaş seyahatinden (bu bambaşka bir hikayedir) kalma. Çok verimsiz bir dalış sırasında bir sığlıkta dizili amfora parçalarını fotoğraflarken birden aklıma değişik bir kompozisyon geldi.

Kırık amforayı doğal bir çerçeve olarak kullanıp biraz agaşon ile orta boşluğa gün balıklarından birini oturtup ilginç bir kare çekmeye hazırlanıyordum ki (Hakkı Devrim gibi durakla, soluk al) afacan arkadaşımız ani bir dalış ile başaşağı karenin orta yerine dalıp amuda kalkarak kendince çok sanatsal ve eğlenceli bir kompozisyon oluşturdu. Böyle bir durumda iki seçeneğiniz var bu afacan iyi arkadaşınızsa kendisini defedebilir ve hayal kırıklıklarını kalbinize gömerek devam edersiniz dalışınıza, afacan yabancıysa kalbini kırmamak için flaşı bir kere patlatır bir kare çekersiniz ve söverek devam edersiniz, siz deklanşöre basamayı uzattıkça amut da uzayacak ve durum tatsızlaşacaktır, uzatmayın basın deklanşöre nasılsa dijital (tohumuna para saymadınız).

Tabii yanlış anlaşılmasın yardımcı olmak için çalışan sürekli bulduğu otu böceği göstermek için bc kornasına abanan, oranızdan buranızdan çeken, dikkatinizi çekene kadar atmadığı takla yapmadığı numara kalmayan insanlar da özlerinde iyiler ama canım kardeşim ben yıllardır dalıyorum senin yeni müşerref olduğun o sütaş ineği’ne benzeyen tavşanla (ki ismi Discodoris atromaculata olur) tanışıklığımız zaman kadar eski, hala bayramlarda birbirimize kart atıyoruz, çocuklarının kirveliğini kızlarının nikah şahitliğini yaptım ben, sualtında ilk fotoğrafladığım canlıdır, kalbimde müstesna bir yeri vardır, o derece, dolayısıyla o artık konu değil benim için.

Evet afacanlık sualtında böyle bir fenomen, böyle bir olay bir sonraki konumuzda başka bir sualtı davranışını örneklerle irdeleyeceğiz o zamana kadar esen kalın.

Namaste,

Post mortem

By JustAddWater, March 19, 2009 6:58 am

Sunum bitti, korktuğum gibi de olmadı bu arada. 50 kişi kadar vardı salonda, çok güzel sorular sordular. Elimizden geldiğince cevapladık.
Atasözünün dediği gibi “Ayının 10 tane şakası varsa hepsi de ahlat üzerinedir” konu dalış ve sualtı fotoğrafı olunca çene açılıyor.
Hiç ummadığım tanıdıklarla karşılaşma şansım oldu bu sayede. Bundan sonra önümüzdeki maçlara bakacağız.
Evet , ekteki fotoğraf bir berber balığı, genellikle derinlerde olurlar, bu da derinden kaş ile göz arasında dekoya girmeden çektiğim bir kare. Çok güzel balık mendebur. Çekim değerlerini hatırlayamıyorum kusura bakmayın.
Kendinize iyi bakın,
Namaste and good luck ..

Black & White

By JustAddWater, August 17, 2008 7:43 pm


Çok eskilerden bir kare bu, blogu arada sırada da olsa okuyan varsa kusura bakmasın. Maalesef bu sene çok fazla dalmaya ve fotoğrafa ayıracak zamanım olamıyor.http://www.siyahgazete.com/ için bir şeyler
yazmaya çalışıyorum.

Yakın zamanda iki kısa seyahat var görünen, ikisi de iş, ikisi de avrupa nın göbeğine :)

Kalan zamanımda da

Bu kare üç yıl öncesinin sandığından, Çeşme de bir dalış, sığ su, güneşli güzel bir gün.

Kendinize iyi bakın,

Namaste,
Çekim değerleri: f11 1/250 @ISO 100

Panorama Theme by Themocracy