Posts tagged: Ahtapot

Octopus Intelligence

By , December 19, 2010 7:51 pm
Burada ahtapotlarla ilgili bir çok yazı yazdım daha önce, kafadan bacaklılar taifesinin en sevdiğim üyeleridir onlar. Gerçekten insanı şaşırtan bir zekaya sahip bu canlılarla ilgili yazma aşkım mart ayında yaptığım Lembeh ziyareti fotoğraflarını kurcalarken depreşiverdi. Bazı şeyler insanın ilk anda dikkatini çekmiyor hele hele Lembeh boğazı (Selat Lembeh – Sulawesi Utara) gibi adım başı dikkat dağıtan bir uyarıcının olduğu yerlerde dalıyorsanız.

Durum böyleyken farkettim ki ayağımın tozuyla yaptığım ilk dalışta -ki bu bir gece dalışıydı- birazdan göreceğiniz muhterem ahtapotlarla karşılaştım. İlk konuğumuz uzun kollu ahtapot – Octopus defilippi sahneye çıkışı hemen dalışın başlangıcı, herhangi bir tehlike durumunda tıpkı bazı kertenkele cinslerinin kuyruklarını feda etmesi gibi bu ahtapot da kollarının bir kısmını bırakıp kaçabiliyor.

Long arm octopus - Octopus defilippi

İlk dalış ve dalışın henüz başlangıcı olması sebebiyle çekim ayarlarını yaparken fazla beklemeden kayıplara karıştı. Gece dalışlarının avantajı canlılara gündüz vaktinden daha çok yaklaşabilmenizdir ancak noktürnel canlılar bu sıralarda avlandıkları için onları gözden kaybetme riskiniz de her zaman vardır tabii. Dalışın ilerleyen dakikalarında ikinci konuğumuz teşrif ediyor, bu seferki bir başka dünya güzeli Yıldızlı gece ahtapotu – Octopus luteus.

Starry night octopus - Octopus luteus

Üzerindeki beyaz noktalar sadece hayvan kendisini tehlikede hissettiği zaman ortaya çıkıyor. Genellikle gece dolaşmayı ve avlanmayı seven bu tür de kısa süre sonra varlığımızdan sıkılıp uzaklaşıyor. Ahtapotlarla ilgili internet aleminde bir çok biigi var, bilimsel ve magazin içerikli bu doğru yanlış bilgi seli içerisinde biraz araştırırsanız bu canlılara saygı duymanızı sağlayacak bir çok veriye ulaşmak mümkün.  Dalış devam etmekte, bir çok canlı türünün arasından gecenin üçüncü ahtapotu çıkageliyor. Bu seferki Hindistan cevizi ahtapotu – Octopus marginatus.

Coconut octopus - Octopus marginatus

Lembeh boğazında oldukça sık rastlanan bir ahtapot türü bu ve genellikle boş kabukları, konserve kutularını, cam kavanozları ve diğer çöpleri yuva olarak kullanıyor. Bu canlıya ait yüzlerce bu tarz güzel fotoğraf bulabilirsiniz. Benim şansıma bizimki serbest dolaşırken çıkıyor karşımıza. Daha sonra gündüz dalışlarında da gördüğüm bu ahtapot çok oyuncu ve gerçekten zeki. Son konuğumuz ise gerçekten son derece nadir görülen bir tür ancak malesef dalış sırasında ben bunun farkında değilim tabii. Aklımız hep mavi halkalı ahtapot gibi popüler türlerde olduğu için dalış sırasında rastladığımız bu son ahtapotu -ki kendisi bir Kıllı ahtapot – Octopus sp –  bir kaç kare çekip bırakıyorum zaten dalışın da sonuna yaklaşmışız, jet lag etkisini gösteriyor bir yandan derken çıkıyoruz.

Hairy octopus - Octopus sp.

Bu canlı o kadar nadir ki henüz doğru düzgün tür tayini, isimlendirmesi bile yapılmamış. Son derece yavaş hareketlere yer değiştirip üzerinde bulunduğu yüzeye yıldırım hızıyla uyum sağlıyor ve boyutu da oldukça küçük. Dalış sonrasında rehberlerin heyecanı bunun ne kadar nadir bir canlı olduğunun altını çizercesine fazla. Bu durumda ne yapayım bilemiyorum bu nadir ahtapotu gördüğüme mi sevineyim üç kare fotoğraf çekip bıraktığıma mı yanayım?

Bu duygular içerisinde dalış eşyalarını asmış kamerayı omuzlamış kalacağım bungalowa giderken bir dalışta gördüğüm 4 farklı tür ahtapotun heyecanı kaybolmuş bile, aradan neredeyse bir sene geçtikten sonra fotoğraflara bakarken bu durumun farkına varıp gülümsüyorum.

Lembeh boğazı gerçekten mucizevi bir yer, kışın beni yavaş yavaş bunalttığı bu günlerde bu şekilde geçmişi hatırlamak bir parça da olsa beni rahatlatıyor.

Yeni sezona kadar,

Namaste,

PS: Yazının başlığı olan ahtapotların zekası ile ilgili şurada güzel bir yazı var merak edenler için.

The Feast – Ziyafet

By , March 17, 2010 9:07 am

Ahtapotlar sualtının en akıllı canlıları arasındadır, bana inanmadıysanız wiki amca’da aynı şeyi söylüyor. Daha önce defalarca akıllı davranışlarına şahit olduğum bu canlılar aynı zamanda son derece başarılı avcılar arasındadır. Hem kamuflaj yeteneği hem de çevikliği sayesinde kabukluları rahatlıkla avlayabilmektedirler. İnsanlar dışında müren familyasıyla da pek iyi geçinemedikleri bilinir.

Fotoğraf sandığını karıştırırken aşağıdaki kareyi buldum, fotoğraf açısından pek önemli bir kare değil hatta alışık olmayan bir göz tarafından ne olduğunun anlaşılması da pek mümkün değil.

The Feast - Ziyafet

The Feast - Ziyafet

 Aslında cereyan eden şey şu, ahtapot (Octopus vulgaris) bulduğu bir yengeci midesine indirmiş, ziyafet sona ermek üzere sağ tarafta ahtapotun kırmızı-siyah gözünde boş bir bakış var, üzerindeki beyaz şeyler yengecin kabuğundan arta kalanlar, bu arada yayılan kokuya güneş balıkları (gelin balığı da deniyor bunlara) teşrif etmişler (Coris julis) “acaba bize de bir parça düşer mi?” derdindeler, sol köşede bir adet deniz çıyanı (Hermodice carunculata) kalan artıkları sıyırmak üzere ahtapotun yuvasına girmiş bile.

Ahtapot ise yemeği rehavetini bırakmış fotoğrafı çeken beni süzüp ne olduğumu anlamaya çalışıyor, dost mu? düşman mı? av mı? avcı mı? yenir mi? yenmez mi? en ufak bir tehlike işaretinde ya yuvanın derinliklerine çekilecek ya da dışarıya doğru huruç harekatıyla mürekkep bulutları saçarak son sürat uzaklaşacak.

Yengecin parçaları tamamen tükenince bu ziyafet sofrası da bir sonrakine kadar dağılacak herkes kendi köşesine ekmek peşine düşmek üzere çekilecek hayatın temel amaçlarının, “ye, iç, hayatta kal, soyunu sürdür” den ibaret olduğu sualtında sıradan bir anın kayda geçirilmesinden ibaret bu kare.

Çeşme, 88 Taşları.

Namaste,

PS: f13 1/160 @ISO 200 – 60mm F2.8D Micro nikkor-YS90 Auto flaş.

Giderayak …

By , November 20, 2009 11:42 pm

Uzun zamandır planladığımız ve iple çektiğimiz bir seyahate çıkmaya saatler kala, daha bavulları ve malzemeleri bile toplamamışken, 20 kiloluk hakkımı geçip fazla bagaj cezası ödememenin planları aklımın köşesinde istenmeyen misafirler gibi eğreti ve sevimsiz dururken.

Göz göze

Göz göze

Çekeceğim yeni fotoğrafları daha kafamda kurmadım, hangi objektifleri alacağımı bile bilmiyorum, bu güne kadar hazırlandığım en kara düzen seyahat bu olmuştur sanırım. Hal böyleyken, gerçi sanılmasın ki aylarca sürecek bir seyahat bu, sadece güney kızıldeniz tarafına bir haftalık bir tekne seyahati, buraya bir şeyler bırakayım dedim ben yokken dursun göstermelik kabilinden diye.
Raises his brows :)

Raises his brows :)

Üstteki fotoğraflar ve en son ekleyeceğim fotoğraf aynı dalışta ve aynı malzeme kombinasyonu ile çekildi. 105mm f2.8D Micro Nikkor ve +4Diopter Close-up lens, tek YS90 Auto Flaş Manuel kontrol ve manuel netlik yapılarak. Özellikle en son fotoğrafı çok seviyorum bütün kusurlarına rağmen. Çünkü o kare şu üstte gördüğünüz karenin 10 saniye öncesi arada sadece flaşların dolması için geçen 8-10 saniye var.
O ifade, ahtapotun yüzündeki önleyemediği merak sualtında görmekten çok hoşlandığım şeylerden birisi. Seyahat sırasında gece dalışı yapabilirsek belki makro çekme fırsatım da olur, yoksa ağırlıklı olarak geniş açı, filtre, video kullanılacak sanırım. Geçen seferki seyahatin acı tecrübeleri sayesinde bu sefer endi dalış malzememi de götürüyorum. Böylelikle olabilecek arızaları da en aza indirmeyi planlıyorum. Divers Alert Network (DAN) üzerinden dalış sigortamı da yaptırdım.
I've got my eye on you !

I've got my eye on you !

Flaşın patlattığı bir kaç küçük planktona ve alt kısımdaki kısmi aşırı pozlamaya rağmen bu kareyi seviyorum. Balık ve diğer kafadan bacaklılar gibi türlerin portre diye nitelenebilecek fotoğraflarını çekmek , konunun “yüzünde” bir ifade yakalamanın zor olması nedeniyle ayrıca maharet ister, bu fotoğraftaki merak ifadesini seviyorum o nedenle.
Kimilerinin neredeyse bir kedi kadar akıllı olduğunu iddia ettiği ahtapotlar duygularını renk değiştirerek ve vücut dokularındaki kabarmalarla ifade ederler rengi bir anda bembeyaz olan bir ahtapot kızmış demektir. Yuvalarının girişini yediği midyelerin kabuklarıyla dekore eder, bu sayede alışkın gözler onu daha rahat bulabilir. İyi kamufle olmuş bir ahtapotu ise orada olduğunu bilmiyorsanız görebilmeniz neredeyse imkansızdır.
Neyse bu fuzuli bilgileri de serpiştirdikten sonra yavaş yavaş dükkanı kapatma vakti geliyor. Yapılması gereken çok iş var, bir süre buralarda olamayacağım, döndüğümde tüm sevdiklerimle birlikte herkesi bıraktığımdan daha iyi bulmayı diliyorum.
Namaste,
PS:  Horozbina F22 1/60 @ ISO 200 ahtapotlar ise f8 1/60 @ ISO 200

Aç gözünü seyret tekrarı yok bunun

By , April 27, 2009 9:14 am

Bazı anlar olur ki hayatta gerçekten tekrarı yoktur. Gördün gördün göremedin .. avucunu yalarsın. Maalesef hayat böyle.

Bu kare sualtında gördüğüm o nadir anlardan birinden hırsızlandı. Fotoğrafın konusu olan ahtapot yani bildiğininz Octopus vulgaris.

Ama ne vulgaris ? Arkadaşımız bir kuzu büyüklüğünde, üstelik bir tane de değil tam iki taneler ve aile saadeti gereği bir takım türün devamı, soyun sürdürülmesi gibi işlerle meşguller. O sırada çıkıp geliveren kabarcıklı paparazzi sürüsü ambiyansı biraz bozuyor tabii. Neyse tabii derinlik 25 metre civarı olunca arkadaşların yanında geçirebileceğimiz süre de ona göre kısıtlı oluyor.

İlk başta kayanın başına çökmüş bunları seyreden iki dalıcının neredeyse regülatörler ağızlarından fırlayacaktı. Ben biraz aşağıdan yaklaştım ve iki taş arasından izlemek istedim ancak ahtapot ilgiden rahatsız olmuş ve köşeyi dönüvermişti. Kayanın üzerinden aşağı doğru süzülünce karşılaştık, açıkta olanı bir kuzu kadar büyüktü ve karşılaşmamız sırasında açıkta olmaktan pek de hoşnut olmamıştı doğal olarak.

Kendini ölçülü hareketlerle sol tarafa doğru attı, bu arada divemaster arkadaş çırpınıyor eliyle 2 işareti yaparak bir tane daha var diyordu. Gösterdiği 2. ahtapot yuvadaydı ve en az bunun kadar büyüktü. Derinliği de hesaba katarak video çekmeye karar verdim, 4 dakika kadar çekim yaptım. Arada iki ahtapot arasında gidip geliyor ikisini de kadraja almaya ve boyutları belli olsun diye kadraja bir dalıcı da eklemeye çalışıyordum.

Bu kare o çabalardan biri, arkadaki dalıcı ahtapotun gerçek boyu hakkında bir fikir verecektir size. Bu arada hala Kıbrıs ta dalmamış olanlarınız çok şey kaybediyor özellikle bahar aylarında. Hala dalmamış olanlara ise söyleyecek sözüm yok.

Sea & Sea DX1200-HD f2.8 1/70 @ISO100 Magic Filter

Namaste,

Ahtapot

By , January 22, 2008 2:46 pm

İnsanoğlu anlamadığı şeylerden korkar, korktuğunu sevmez, sevmediğini de yok etmeye meyyaldir ezelden beri. Benim de ahtapotlarla olan ilişkim merakla başladı, sonra ne kadar lezzetli olduklarını keşfettim ve ilişki avcılık yönüne döndü.
Amansızca avladım mevsiminde, zıpkınla, sepetle hatta bazan çıplak elle, şiş kırdım, bıçak kaybettim, kışın üşüdüm, yazın güneşten yandı tenim. Her günün hasılatını akşamüzeri kayalara çarpa çarpa temizledim, rakı veya şarap eşliğinde tükettim. Sonra serbest dalış ve zıpkın aşkı yerini scuba ve fotoğrafçılığa bıraktı. Ahtapotlar hala oradaydı, zıpkıncılığın verdiği alışkanlıkla ne kadar iyi kamuıfle olurlarsa olsunlar onları bulmam uzun sürmüyordu. Ve nişan almaktan daha uzun bir süre karşılarında durma fırsatı bulunca bu hayvanların şaşılacak derecede zeki olduklarını fark ettim. Midye kırıkları ve diğer kabuklar, taş parçaları ile dekore edilmiş bir yuvadan bakan meraklı gözleri arar oldum.
Mürenlerle aralarının pek iyi olmadığını fark ettim, görünüşe bakılırsa ahtapotun lezzetli olduğunun onlar da bilincine varmıştı. İnanılmaz bir estetiğe sahip, neredeyse tamamen kastan oluşan bir gövde, merakla ortalığı süzen bir çift göz, vantuzlarla kaplı manipülasyon yeteneği son derece fazla olan kollar, renk ve desen değiştirebilme, kötüsü geldiğinde düşmanını uyuşturan bir mürekkep püskürtme yeteneği onu özel yapan şeylerin bazıları. Yaklaşmasını bildiğinizde son derece fotojenik de olabiliyorlar. Soğuk ve sevimsiz havanın hakim olduğu sisli puslu bir Istanbul gününde birden aklıma geliverdi.
Ahtapotları özledim.
Kendinize iyi bakın,
Namaste,

Yakınlaşmak … .. .

By , November 9, 2007 12:23 pm

Fotoğraf sanatı : Işığa ve renklere hükmederek bir anı bir fotoğraf karesine hapsetmek ve her şeyin gelip geçtiği bu yalan dünyada insanoğlunun en temel dürtülerinden biri olan “kendinden sonraya bir şey bırakmak” dürtüsünün en kolaya kaçarak yapılabilen tatmnin şeklidir.

Kolaya kaçarak diyorum çünkü bir heykel yontmak yada şiir yazmak gibi bir tarafı yok. Yeterli ekipman ve bazal teknik bilgiye sahip olan yada olmayan her kes fotoğraf çekebilir. Çekebiliyor da zaten, ortalık bu fotoğraflarla dolu. Digital teknoloji nin bu kadar gelişmesi ise kesinlikle “tüfek icat oldu mertlik bozuldu” sözünü doğruluyor.

Hal böyle iken, fotoğraf konusunda uzun süredir devam eden ama haddinden uzun duraklamalara uğramış yolculuğumun, ki hayatımın en zevkli yolculuklarından biri olmuştur dalış zevkim ile birleşerek, bana öğrettiği bilgi kırıntıları ile şöyle bir tablo çıkıyor ortaya.

İyi bir fotoğraf için, öncelikle iyi bir ekipman gerek (şart değil ama olsa iyi olur) sizin de bu ekipmanı çok ama çok iyi tanımanız gerekiyor. Dolayısıyla ecnebi dostlarımızın dediği gibi “Read the frigging manual” yada dublaj türkçesi ile ” Hey dostum, senin derdin ne ha? Kahrolası elkitabını oku adamım!”.

Sonra efendim, anlık fotoğraflar hariç, ne çekeceğinizi ve kafanızdaki kadrajı, ışığı önceden planlamanız gerek. Anlık fotoğraflar için dahi makinenizi belli bazı ayarlarda tutmak gerek geniş açı için f/8 1/200 gibi mesela, çünkü o an geldiğinde ayar yapmaya zamanınız olacağını sanmıyorum.

Sonra konuyu bulmak gerek, konuyu bulunca mümkün olan tüm varyasyonları denediğinizden emin olana kadar başından kalkmamak gerek. Dik kadraj, değişik diyafram ve enstantane değerleri, değişik flaş açıları, hepsi denenmeli. Malum tropik sularda değiliz her yer konu kaynamıyor. Burada digital çok avantajlı, film gibi 36 poz ile sınırlı değilsiniz, ateş serbest.

Sonra kompozisyon kurallarına dikkat etmek gerek, sualtı yada suüstü fark etmez. İyi fotoğrafı kötüsünden ayıran en önemli şeylerden birisidir kompozisyon, altın noktalara, altın oran ve ön plan arka plan konularının karedeki yerine dikkat etmek gerekir. Ne kadar okursanız okuyun bu konuyu en verimli şekilde öğrenmenin en iyi yolu fotoğraf çekip hata yapmak sanırım.

Sonra sualtının fotoğraf çekenler için altın kuralını uygulamaya çalışırız, fotoğraf çekmek için yaklaş ve sonra daha çok yaklaş. Şimdi burada önemli nokta şu, konu deniz tavşanı yada cansız bir nesne değilse, özellikle ilk başlarda bu yaklaşma çabalarınıza sizden jet hızıyla uzaklaşarak tepki verecektir. Burada balık davranışlarını ve deniz canlılarının temel bazı özelliklerini bilmek çok işe yarar. Eğer Sinarit (Dentex dentex) fotoğrafı çekecekseniz sadece 1 kare çekecek zamanınız olur (gece dalışları hariç tabii) çünkü sinarit sizi görünce topuklayıp uzaklaşır oradan.

Bu nedenle fotoğraf konusundaki becerileri geliştirmeye çalışırken dalış becerilerinizi de ihmal etmemelisiniz. Mükemmel bir yüzerliğe (sephiye – buoyancy) sahip olmanız gerek. Farkındalığınızın da gelişmiş olması gerekiyor, çoğu acemi dalgıç etrafında olup bitenlerin yarısından fazlasını farketmez, ya yüzerliğiyle ya havasıyla ya buddy siyle meşguldür.

Sonra fotoğrafları işlemeyi de öğrenmeniz gerek, digital teknoloji ile bozulan mertlik biz amatörlere yarıyor. Eğer RAW formatı destekleyen bir makine ile dalıyorsanız mutlaka ve mutlaka RAW çekin, fotoğrafınızı çekerken yaptığınız ufak tefek hataları RAW sayesinde düzeltebilirsiniz. Her ne kadar sevmesem de Photoshop, GIMP vesaire gibi bir fotoğraf işleme yazılımını kullanmayı iyice öğrenmeniz gerekecek. Bunlar olmadan digital çekmenin bir anlamı yok.

Dalış sayınız arttıkça fotoğraf sayınız da artacak, bu fotoğrafları gerekli bilgileri doğru olarak girip arşivlemeniz gerekecek çünkü 2 yıl sonra bir vatoz fotoğrafı gerektiğinde tüm arşivi aramanız gerekebilir. Çektiklerinizi kaybedebilirsiniz ki harcanan para ve emeğe yazık derim. Yedeklemeyi de ihmal etmemeniz gerek.

Başka sualtı ve suüstü fotoğrafçılarıyla yapacağınız sohbetlerin de çok faydası olacaktır. Fotoğrafçılar da normal insanlar gibiler çoğunlukla ısırmıyorlar ve soru sorduğunuzda doğru cevap verenleri var :) )

Çok okumak ve başkalarının sivriakıllı görünen fikirlerini tecrübe etmenin inanılmaz faydası var. HDR (High Dynamic Range) haline getirilmiş dramatik fotoğraflar görüyorum sıklıkla, geçenlerde bunu sualtında denedim. Çok başarılı olmadı ama tamamen katastrofik bir sonuç ta çıkmadı, yani başarana kadar denemeye devam edeceğiz. Sualtında extension tube kullanmayı da denemek istiyorum yada kendi macro wet lensimi yapmak istiyorum. Bunları denerken mutlaka birşeyler öğrenip tecrübeler ediniyor insan.

Uzun lafın kısası, fotoğraf uzun bir yolculuk ama her adımı zevkli. Biraz da bu kareden bahsedeyim, öncelikle fotoğrafın orijinali net ve keskin :) Buradaki kopyalarını ise daha düşük kaliteli koymaya karar verdim çünkü sağda solda başka web sitelerinde kendi fotoğraflarımın izinsiz kullanıldığını görmekten haz etmiyorum.

Çeşme de noname isimli dalış noktasında çekildi, derinlik 15mt civarı. Nikon D50 ve 10,5mm Fisheye ile çekildi.

Kendinize iyi bakın dostlar…

Çeşme Dalış

By , May 17, 2007 12:19 pm

Çeşme dalışları sırasında çektiğim küçük videolardan bir kuple, bir potpourri (hö). Sizlere daha iyileri layık ama kıfsmet. Musiki Celtic Voices , Video editing programı Virtual Dub , Kamera Sea&Sea DX5000G, filtre Auto Magic.

Namaste,

Beni liderinize götürünnnnn!

By , December 14, 2006 6:49 am

Beni liderinize götürün ! diye höykürdü kadrajlamaya çalıştığım canlı. Cevabım kısa ama şok ediciydi : “Höööyt kıpraşma len” bu cevabın ve saldığım hava kabarcıklarının şaşırtan, şok eden, paralize ve hatta parabolize eden etkisi geçmeden elemanı doğru düzgün kadraja almam lazımdı.
F22 diyafram ve 1/60 enstantane ile flaşı tam güce ayarlayıp mega iticiler ve foton torpillerinin de yardımı ve herşeyden önce iman gücü ile deklanşöre çökerken “Sonun geldi Polemon” diye söylendim dişlerimin ve ağzımdaki regülatörün arasından. “Tam 40 yerinden çekiciim iğrenç gövdeni” Gerçi gövde iğrenç felan değil feci rakı mezesi hele yeşil efeynen var ya… uffff.
Bu arada kadrajdaki ahtapot (octopus vulgaris) rengini sürekli değiştirerek tedirginliğini belli ediyor, bu arada çaktırmadan “Kraaken Kraaaken nerdesin ulaaan kahveden çocukları al da gel” nevinden sinyaller veriyordu. Tabii nafile gelen giden yok, ben çökmüşüm elemanın başına veriyorum ayarı veriyorum ayarı, çift kare çekip tek kare saydırıyorum, dikey kadraj, yatay kadraj, verev, kruvaze, tipik bir mal bulmuş mağrıbi muhabbeti yaşanıyor.
Sonunda birbirimizden sıkılıp kendi yollarımıza gidiyoruz, o deliğine ben de dalış teknesine.
Bu macera böyle bitiyor. Darısı dalamayan, dalıp ta bulamayanların başına :-)
Bu arada şuraya bakın tarif için :-)

Panorama Theme by Themocracy