Category: Hayat Memat

Take good care while i’m gone !

By JustAddWater, March 18, 2010 11:42 am

Evet, bir süre buralarda olmayacağım, uzun zamandır planladığım bir dalış seyahatine çıkıyorum. Endonezya’nın Kuzey Sulawesi adasının (eyaletinin) Bitung limanı yakınlarındaki Lembeh Boğazında türlü çeşitli, acaip yaratıkları kovalarken geçireceğim bir hafta boyunca internet erişimim olacak mı bilmiyorum.

Karagöz sever misiniz? Balık olanı değil, onu herkes sever, gölge oyunu olan Karagöz’den bahsediyorum, Hacivat, Beberuhi, Zenne, Çelebi gibi karakterleri olan hani. Çocukken çok severdim, bir iki sefer oynatmışlığım da vardır evde.

İşte Karagöz oyunları sırasında, oyun başlamadan önce perdeye yansıtılan izleyicinin ilgisini perdeye toplamaya yarayan modern tabiriyle görsel malzemelere göstermelik denir. Ben de yeni seyahatin fotoğraf ve hikayelerine geçmeden aşağıdaki fotoğrafı sizlere göstermelik olarak bırakıyorum. Her şey gönlünüzce olsun.

Silhouette of a Diver

Silhouette - Adrasan

Namaste,

The Feast – Ziyafet

By JustAddWater, March 17, 2010 9:07 am

Ahtapotlar sualtının en akıllı canlıları arasındadır, bana inanmadıysanız wiki amca’da aynı şeyi söylüyor. Daha önce defalarca akıllı davranışlarına şahit olduğum bu canlılar aynı zamanda son derece başarılı avcılar arasındadır. Hem kamuflaj yeteneği hem de çevikliği sayesinde kabukluları rahatlıkla avlayabilmektedirler. İnsanlar dışında müren familyasıyla da pek iyi geçinemedikleri bilinir.

Fotoğraf sandığını karıştırırken aşağıdaki kareyi buldum, fotoğraf açısından pek önemli bir kare değil hatta alışık olmayan bir göz tarafından ne olduğunun anlaşılması da pek mümkün değil.

The Feast - Ziyafet

The Feast - Ziyafet

 Aslında cereyan eden şey şu, ahtapot (Octopus vulgaris) bulduğu bir yengeci midesine indirmiş, ziyafet sona ermek üzere sağ tarafta ahtapotun kırmızı-siyah gözünde boş bir bakış var, üzerindeki beyaz şeyler yengecin kabuğundan arta kalanlar, bu arada yayılan kokuya güneş balıkları (gelin balığı da deniyor bunlara) teşrif etmişler (Coris julis) “acaba bize de bir parça düşer mi?” derdindeler, sol köşede bir adet deniz çıyanı (Hermodice carunculata) kalan artıkları sıyırmak üzere ahtapotun yuvasına girmiş bile.

Ahtapot ise yemeği rehavetini bırakmış fotoğrafı çeken beni süzüp ne olduğumu anlamaya çalışıyor, dost mu? düşman mı? av mı? avcı mı? yenir mi? yenmez mi? en ufak bir tehlike işaretinde ya yuvanın derinliklerine çekilecek ya da dışarıya doğru huruç harekatıyla mürekkep bulutları saçarak son sürat uzaklaşacak.

Yengecin parçaları tamamen tükenince bu ziyafet sofrası da bir sonrakine kadar dağılacak herkes kendi köşesine ekmek peşine düşmek üzere çekilecek hayatın temel amaçlarının, “ye, iç, hayatta kal, soyunu sürdür” den ibaret olduğu sualtında sıradan bir anın kayda geçirilmesinden ibaret bu kare.

Çeşme, 88 Taşları.

Namaste,

PS: f13 1/160 @ISO 200 – 60mm F2.8D Micro nikkor-YS90 Auto flaş.

Gizli ayrıntılar

By JustAddWater, March 14, 2010 9:30 pm

Pinalar (Pinna nobilis) Akdeniz’e endemik canlılarmış, çocukluğumdan beri onları görmeme hatta bir aralar sevdiklerim için dalıp çıkartmama rağmen bu durumu bilmezdim. Dalış sporuna başladıktan sonra türlerinin tehdit altında olduğunu ve çıkartılmalarının yasak olduğunu öğrendim. O gün bu gündür elimi sürmem, etrafımdakilerin de bu canlılara dokunmamalarını rica ederim. Tarım ve Köy işleri Bakanlığı sirkülerlerinde de bu tür avlanması kesinlikle yasak olarak koruma altına alınmıştır.

Pinna nobilis - Noble Sea Pen - Pina
Pinna nobilis – Noble Sea Pen – Pina

Bütün bunlara rağmen dalışlarda deniz çayırlarının arasında oldukça büyük pinaların kırılmış olarak yattığını sıklıkla görürüz. Çoğunlukla bunun sebebi zaten kırılgan olan bu canlıların demir atan teknelerin zincir ve çapa darbelerine, dibe serilen balık ağlarının takılması ve zorlamasına  maruz kalmasıdır. Bu arada engin bilgi kaynağı wikipedia‘ya göre bu canlının deniz tabanına tutunmak için salgıladığı lifler deniz ipeği denen bir tür kumaş dokunması için kullanılırmış eskiden.

İnsan garip bir canlı etrafndaki her şeyi kendi çıkarı için kullanabiliyor. Neyse fotoğraf  çok kaliteli bir kare değil, peşinen özür dilerim flaşları ayarlarken ne yaparsam yapayım bulanık sudaki partiküllerin patlamasını (backscatter) önleyemedim. Ancak bu canlının deniz suyundan planktonları süzerek beslenmek için kullandığı iç organlarının detaylarını göstermek istemiştim o açıdan başarılı bulduğum içindir ki buraya koyuyorum.

Küçük bir detaydır belki de hiç görmediğiniz, iyi bir dalıcı değilseniz uzun süre göremezsiniz zaten, ışık değişimi, basınç veya çevrede yaratacağınız başka bir rahatsızlığı sezen pina hemen kapanır ve uzun süre açılmaz. Lembeh seyahati öncesi makro detaylarla uğraşıyorum sürekli önümüzdeki günlerde de bir süre yazamayacağım, kusura bakmayın.

Namaste,

PS:  F18 1/160 @ISO 200 Nikon 60mm F2.8D Micronikkor lens, YS90 Flaş

Dünya Kadınlar Günü – 8 Mart

By JustAddWater, March 8, 2010 12:37 pm

Dünya Kadınlar Günü, hayatının bir döneminde eski Sovyetler Birliği’nde veya başka bir demirperde ülkesinde, glasnost, perestroika, vahşi kapitalizm, oligark, yeni ruslar tanımları henüz ortaya çıkmamışken bulunmuş her insan Kadınlar Günü denilen günün önemini bilir. Bizim hayatımıza yeni yeni giren bu gün oralarda yıllar boyu en önemli günlerden biri olarak kutlanmış ve kutlanmaktadır.

Tabii yanlış anlamalara mahal vermek istemem, 8 Mart günü karısına, sevgilisine, her ikisine veya iş yerindeki yavuklusuna çiçek alan mujik iki gün sonra alkol komasına ramak kala sevdiceğini öldüresiye dövebilir. Yani gün daha bir iştiyakle, şevkle kutlanmakla beraber kadınlara olan genel davranış hal ve gidiş orada da burada da aynıdır.

Neyse, bu gün benim için önemli dolayısıyla hayatımdaki en sessiz kadın’dan başlayarak tüm kadınların dünya kadınlar gününü kutluyorum. Tüm mutluluklar sizlerin olsun.

Ayşe in the sea with barnacles

Ayşe in the sea with barnacles

 Hayatımdaki en sessiz kadın, Ayşe, Çeşme’de Makri adasında sualtında bir mağarada 16 metre derinlikte genellikle ayakta duruyor çok fazla fırtına olmuşsa yatıyor, şikayet etmiyor halinden memnun bir göz ancak deniz manzaralı (leb-i-derya) bir evi var.

Polyesterden mamul olduğu için fazla derdi tasası da yok, korozyonla falan işi olmuyor, rahat yani, sezonun başlamasıyla her gün günün ikinci dalışını yapmak için mağaraya gelen dalıcıları selamlamakla görevli kendisi. Yol, yemek, SSK falan yok ama gerek te yok tabii dalış sezonu bitiminde tüm kış boyunca süper ziyaretçileri de oluyor sıklıkla.

Ayşe, kadınlar günün kutlu olsun ablacım, hayatımdaki diğer tüm kadınlar, sizlerin de  kadınlar günü kutlu olsun, sağlıklı ve mutlu olun, eksik olmayın.

Namaste,

PS: F9 1/200 @ISO 200  Tek YS90 flaş soldan

Shrimp cocktail

By JustAddWater, March 6, 2010 7:09 pm

Lembeh Endonezya’nın Sulawesi adasının kuzeyinde bir boğaz, anladığım kadarıyla oldukça işlek bir deniz ticaret rotasının da üzerinde, yakınında Bitung kasabası var.

Burayı biz dalıcılar için özel yapan şey ise sualtındaki inanılmaz canlıları. Sualtı Macro fotoğrafçılığın Mekke’si olarak adlandırılan Lembeh boğazı yeni dalış seyahatimin de son durağı aynı zamanda, iş güçten kalan zamanımı çekeceğim fotoğraflara ve fotoğraflamayı planladığım türlere ayırdığım şu günlerde eski fotoğraflara bakarken Çeşme Jandarma Koyu’nda tam anlamıyla bir karış suda çektiğim şu fotoğraf elime geçti.

Shrimp anyone?

Shrimp anyone?

Fotoğrafın konusu sıradan bir Karides, bazılarımız Teke derler bazıları da ÇimÇim diyorlar. Çekildiği yer ise bir ayrı alem, Jandarma koyu kum zemini ve sığ suyu ile hem eğitim dalışlarını eda etmek isteyen dalış teknelerinin hem de Çeşme’den kalkan gezi teknelerinin bir numaralı uğrak noktasıdır. Korunaklı bir koy olması hasebiyle özellikle yaz mevsiminde ziyaretçisi oldukça bol olur.

Özellikle sualtındayken gezi teknelerinin geldiğini hemen anlarsınız çaldıkları yüksek volümlü müzik suyun altında bile duyulur, tekne daha demirlemeden insanlar kendilerini suya atmaya başlarlar, suyun üzeri mahşer yeri gibi olur. Bu tekneler çok büyük olduğu ve yurdum insanı da eğlenceye bayıldığı için insanlar tekneye çıkıp çıkıp suya atlarlar. Bir nevi yerli malı sardalya göçü gibi birşey sürüp gitmektedir. Su üzerinde de bu tekneleri ve özellikle zenne fenomeni’ni izlemeniz mümkündür, bu konu ayrıca o kadar ilginç ki kendi başına bir yazıyı hakediyor.

Burada zemin kumluk olduğu için arada sırada Tiryaki balığı-Stargazer gibi nispeten ilginç canlıları, dil balıklarını, yavru ahtapotları görme şansınız olur, amacınız macro çekmekse o zaman kıyıya yakın taşların aralarındaki küçük tekelerin peşine düşersiniz benim yaptığım gibi.

Bu fotoğrafı 105mm F2.8D Micro Nikkor + 4D diopter + Tek YS90 Auto flaşla çektim, netleme noktası karidesin gözleri ve netliği elle yaptım, çekim değerleri F20 1/80 @ISO 200 15 Mayıs 2008 tarihinde saat 14:20 de çekilmiş, çekerken güneşin ensemi maymun mabadı kıvamında kızarttığını hatırlıyorum. Karidesin gerçek büyüklüğü 1.5-2cm kadar.

Lembeh’de çok çok daha başarılı macrolar çekebilmeyi umut ediyorum. Son olarak her zamanki gibi ahkam kesme vazifemizi de ifa edelim tam olsun diyerek, hayallerinizin peşinden gidin siz kararınızı verene kadar yetişemeyeceğiniz kadar uzağa gitmiş olabilirler.

Namaste,

PS: Bu arada şöyle bir baktım da ben bu karidesleri fazlaca seviyorum galiba, daha önce onlarla ilgili yazdığım şeyleri ve çektiğim fotoğrafları karides etiketini aratarak bulabilirsiniz.

Travel Checklist – Seyahat Listesi

By JustAddWater, February 22, 2010 3:31 pm

Aslan balıklarıyla olan St. John maceramızı daha önce nakletmiştim o dalış sırasında etrafımız aslan balıklarıyla çevrelenmiş ve çember gittikçe daralırken çektiğim fotoğraflardan biri biraz evvel karşıma çıktı bende ona bakarken aklıma yeni seyahatin programı ve ekipman listesi geldi.

Bana mı baktın ?

Bana mı baktın ? - Pterois volitans - Aslan balığı

 Bir yandan The Majesty of Muck isimli videoyu şuradan izlerken bir yandan çekmeyi hayal ettiğim yaratıkları düşünüp almam gereken malzeme / ekipmanı kafamdan listeliyorum. Bu hiç de kolay bir uğraş değil, her ne kadar mekan Macro çekimlerin Mekke’si olarak adlandırılsa da 60 ve 105mm objektifler dışında 10.5mm fisheye objektifi de almak gerek bölgede bir kaç tane 2. dünya savaşı zamanından kalma batık var.

Su sıcaklığı 28 derece civarı görünüyor, sigarayı bırakmamın ardından aldığım kilolarla Deste küçük orta’dan Başaltı’na terfi eden sikletim yüzünden yeni bir 3mm elbiseye ihtiyacım var, acaba kiralamalı mı malzemeyi yoksa yanımda kendi malzememi mi götürmeliyim? gibi sorular kafamı kurcalıyor.

Yukarıda verdiğim linkteki filmi izlediyseniz geniş açı lens götürmenin gereksizliği hakkında bir fikre kapılabilirsiniz ancak Murphy yasaları her yerden fazla sualtında geçerlidir, hayatınızın konusu yanınızda yeterli donanım yokken karşınıza çıkar her zaman. Ayrıca balıkgözü lensi tele converter ile kullanarak close focus wide angle denen yakın odaklı geniş açı çekimleri de denemek mümkün ancak bütün bunlar havayollarının bagaj kısıtlaması sorununu hiç beklenmedik anda ayağınıza batan diken gibi hatırlatıveriyor.  Dikkat etmezseniz bu tür bir mecrada yüklüce bir miktarı havayoluna haraç olarak ödemeniz an meselesi fazla kg başına 20-50 Euro az para değil hele bizimki gibi ekipman ağırlıklı bir uğraşı olanlar için.

Diğer yandan fotoğraflamayı istediğim türleri de listeliyorum wish list gibi, pigme ve normal denizatları, wonderpus, mimic octopus, flamboyant cuttlefish, frogfish, rhinopias türleri, envai çeşit deniz tavşanı, minik karides ve porselen yengeçleri, kurdele mürenleri, kedi balıkları, sübyeler, deniz yıldızları ve diğer derisidikenliler. Listenin sonu yok yazdıkça yazasım geliyor ama gerçek de şu tüm bu türleri orada 1 ay dalsam görüntüleyemeyebilirim bu iş biraz da kısmet işi nede olsa.

Neyse yazının tamamı sayıklama tarzında devam ediyor etsin varsın, bir yandan dalış bölgelerini tanımak gibi bir misyon da var, internetten yapılan yorumları okumak, dalış bölgelerinin tanımlarını ve haritalarını incelemek, boş kalan vakitlerde oralara yapılacak dalışları hayal etmek, içimde kalan ukteleri -mesela denizatları çok fena uktedir bende, yıllardır dalıyorum daha bir tane göremedim- orada gerçekleştirebileceğimi kurmak bunlar güzel şeyler.

Bir yandan kafamdan bunlar geçiyor diğer yandan düşünülmesi gereken başka şeyler var ki biz onlara hayat gailesi diyoruz. Bu arada telaşe ile günler geçiyor, yapılması gerekenler birikiyor. Bir an önce seyahate kalan sürenin tükenmesini ve dalmayı istiyorum kurumak bana yaramıyor.

Mediterranean Dance

By JustAddWater, February 17, 2010 10:59 am

Kıbrıs sadece dalış yapmak için mükemmel bir yer değildir. Diğer bütün adalar gibi mükemmel bir karakteri vardır. İmkanım elverdiği sürece her sene genellikle bahar veya sonbaharda Girne’de bir kaç dalış yapmaya çalışırım, hem ulaşımın kolaylığı hem sualtı flora ve faunasının inanılmaz zenginliği hem de dostluklarımız bu dalışlara koşa koşa gitmemin sebebidir. Herhangi bir av baskısının olmadığı bu sularda balıklar özellikle de orfoz ve lahozlar cirit atarlar. 

Northern Cyprus Diving from Aziz Saltık on Vimeo.

A brief video of northern cyprus flora & fauna.

Bu videoyu Vimeo linki üzerinden HD olarak da izleyebilirsiniz. Orada göreceğiniz ahtapotlar bu güne kadar ahir ömrümde gördüğüm en büyük bireyler. Renk kalibrasyonu ve beyaz ayarı çok başarılı değil kamerayı yeni aldığım zamanlarda yapılan bir çekim olduğu için ancak bendeki değeri tropikal sularda çektiklerimle kıyas kabul etmez.

Namaste,

Tropical Sunsets

By JustAddWater, February 13, 2010 10:29 pm

Gün batımı, iyi geçirilmiş bir günün en güzel saati. Havalar soğuyup kar kendini gösterdi göstereli her boş anımda aklıma sıcak denizler, gün doğumu, gün batımı, dalış sonraları geliyor. Aşerme gibi bir şey bu tarif edecek sözcük bulmakta zorlanıyorum. Kış mevsimini de seviyorum aslında ama yılın geri kalanına kıyasla bu sevgi eser miktarda, ne yakın zamanda yapılacak kayak tatili ne de kışın getirdiği diğer eğlenceler avutuyor beni.

The sky is on fire - North Ari Atoll - Maldives

The sky is on fire - North Ari Atoll - Maldives

İyi geçirilmiş bir günün akşamı henüz dalışta kana karışan azot vücudu terk etmemişken elinizde en sevdiğiniz içkiden bir kadeh, yanınızda sevdiceğiniz, eğer yoksa en azından iyi arkadaşlarınız ile paylaşacağınız gün batımının tadı hiç bir şeyde yok. Günün en güzel zamanı bunlar, gün doğumundan önceki hareketlilik ve gün batımının sükuneti ikisi de ayrı güzel.

Sun sets - North Ari Atoll - Maldives

Sun sets - North Ari Atoll - Maldives

Yazının bir yerinde mühendislik terbiyesine uygun olarak ortalama bir insan ömrü boyunca kaç gün batımı görebileceğimizi hesaplamıştım ancak sonra o hesabı kaldırıp attım fazla moral bozucu olduğu için. Ancak sayı ne kadar büyük olursa olun asla yeterli olmayacak mantık da bunu gerektiriyor, sonsuza kadar yaşayacak olsak hiç bir şeyin kıymeti kalmazdı zaten.

Uzun lafın kısası, Starship Troopers filminde Jean Razscak’in (Michael Ironside) dediği gibi “Never pass up a good thing” çünkü ne kadar zamanımız kaldığını asla bilemeyeceğiz. Fotoğraflar Maldivler Kuzey Ari Atolünde bulunan ufak bir adada iki farklı makine ile çekildi, burada olmalarının sebebi süper fotoğraflar olmaları değil bu yazıyı yazarken hissettiklerimi iyi ifade etmeleri, yine de ilk fotoğrafta Cokin Natural Density filtre kullandığımı ikincisinde ise kompakt bir kamera ile yüksek ISO değeri kullanarak elde pozladığımı söylemem faydalı olabilir.

Namaste,

El Joker ya da Why so serious ??

By JustAddWater, February 6, 2010 10:42 pm

Bu yazı bir fotoğraf yazısı değil daha çok bir gezi anısı ama bunu yazmazsam orta yerimden yarılacağımı bldiğim için klavye başına çöküp belleğimin derinliklerinden bu incileri dökmeye başlıyorum. Haydi hayırlısı…

Sun scorches the horizon

Yazının konusu olan El Joker şöyle bir balık lokantası. Bizim bu mekan ile olan ilişkimiz ise biraz acaip, en son çıktığım liveaboard seyahatinde süper bir gruba düştük, birlikte aynı tekneyi ve dalışların zevkini paylaştığımız grup bu güne kadar gördüğüm grupların en uyumlusuydu. Seyahat boyunca o kadar fazla güldüm ki bir ara gerçekten korktum diyebilirim başımıza ilave bir şeyler gelecek diye :)

Bu seyahatin başlangıcını ve seyrüseferini daha önce anlatmıştım blogdaki yazıları Kızıldeniz etiketiyle aratarak onlara ulaşabilirsiniz. Grupta sualtı fotoğrafçılığı ile uğraşan ve daha önce Hurghada’ya gelmiş bir doktor arkadaşımız yediği deniz ürünlerini ballandıra ballandıra anlatıp seyahatimizin sondan bir önceki durağında bir gece konaklayacağımız Hurghada’da mutlaka ama mutlaka onun daha önce gittiği bu balık lokantasına gitmemiz için bizi ikna etmişti. Ancak sorun şu ki lokantanın ismini tam olarak hatırlamıyordu, sorduğumuz zaman el jojo ile el dingo arasında bir yelpazede cevaplar alıyorduk. (Burada ipucunu al, uyan ve sıyrıl değil mi? yok işte idrak edemedik durumu)

Tekneden zodiac bot ile karaya çıktığımız Hamata’dan Hurghada’ya ulaşana kadar yol boyunca daha önce orada yediği ıstakozları, deniz ürünlerini ballandıra ballandıra anlatan doktor hepimizi bu yüce amaç için şartlamış, hazırlamıştı artık. Hurghada’ya varır varmaz resepsiyondaki klasik aksiliği bir kalemde bitirip eşyaları odamıza bırakacak ve o balık lokantasını bulmaya kendimizi vakfedecektik. Resepsiyondaki klasik aksilik deyince sakın abartıyorum sanmayın adamların özenle karıştırdıkları odaları ayırıp ayıklamaları 30-35 dakika sürdü, bu arada azot ve onun tatlı sarhoşluğu vücuttan atılmış, karınlar aç, ertesi sabah bizi otelden alıp bir hafta önce saatler boyunca yer karolarının sayısını bile ezberlediğimiz Hurghada havaalanına götürmesi gereken mısırlı Transfer Guy’ın gelmemesi ihtimaine karşı B ve C planları bir yandan zihnimin arka odalarında yapılırken kaş ile göz arasında doktor balık lokantasının adını öğrenmişti bile “El Joker” . İsimdeki sakatlığı fark eden tek ben miydim bilemiyorum ama o baştaki El takısı yılların Jokerini saniyesinde bir Mellah’a tahvil etmişti bile.

Neyse kıyafet değişip bazal ihtiyaçların ikamesinden sonra kapıdaki turizm polisinin de yardımıyla çevirdiğimiz 2 taksiye doluşarak Sakkala meydanındaki El Joker nam müesseseye gitmek üzere yola revan olundu. Gece vakti insan ortalığı pek de iyi seçemiyor ama ışıklı ve tıklım tıkış bir yerde arabadan indik ve mekanın tabelasını gördük. İçeriye buyur edildik ve alt kattaki düzayak kalabalığın içinden geçerek üst katta cam bir masaya konuşlandık. Garson nereli olduğumuzu anladıktan sonra hemen menüyü sayıyor “fiş suup, salaaat, lobesterz, şırimpiis, kırebs, appitayzırs” sayıldığı sırayla önce balık çorbası, salata, 2 adet ıstakoz ve karides ve diğer deniz ürünlerinden sipariş ediyoruz.

Konum itibarıyle önümzde 2 masa mısırlılar solda bir masa japon ya da koreliler, etrafta da ruslar ve almanlar var. Siparişimize bira ilave ediyoruz, garson amca dışarıdan aldıracağım diyor bu arada salata olduğu beyan edilen teorik ürün ve pita ile tahinli bir meze geliyor. Salata ve tahinli nesenevatın diyare tetikleyebilitesi yüksek olduğundan dolayı onları pas geçip midedeki isyanı pita ile bastırırken sohbet devam ediyor, bir ara gözüm sol tarafta duvardaki vantilatöre ilişiyor, beyaz olması gereken kablosu üzerindeki sinek pisliklerinden dolayı bir artifact’e dönüşmüş, siyah-füme tonlarında ve pütür pütür.

Henüz bu bilgiyi masadakilerle paylaşıp paylaşmamaya karar verememişken çorbalar geliyor ve artık çok geç, çorba masaya konduğu andan itibaren apayrı bir dünyanın içerisindeyiz, artık kelimeler kifayetsiz, konuşmalar anlamsız. Denizden çıkan hemen hemen her şeyi yiyebilecek olan ben bu çorbayla sersemliyorum. Krem rengi bulanık sıvının içerisinde karıştırdıkça tıngırdayan bir takım şeyler var. Kaşığı çevirdikçe bu nesneler porselen tabağa dokunarak tilink tilink gibi bir ses çıkarıyor. Conan filminde Arnold, Thulsa Doom’un tapınağını basıp oymağını yerle bir ederken müritlerin içtiği içinde insan organları yüzen çorbanın minyatür versiyonu, kısa bir yoklamayla kaseden bir kaç kum midyesi kabuğu, 2 yengeç bacağı ve teşhisi çıplak gözle mümkün olmayıp DNA analizi gerektiren bir kısım organik ürün arz-ı-endam ediyor.

Açlık yüzünden taneleri bırakıp suyu içmeye niyet ediyorum ama aklıma ilkokulda sebepsiz yere dişlediğim defterlerimin mavi kap kağıtlarının tadı geliyor ve pes ediyorum. Bu arada bu çorbayı yapabilmek için deniz ürünlerinden ne varsa hepsini bir kazana koyup içerisine savunma tipi bir el bombası atmak yeterli olur sanırım. Pita’ya devam bu arada arkadaşların sipariş ettiği jumbo karidesler geliyor ama nedense lezzetsizler aklım vantilatörün kablosunda kaldı zaten.

Bu arada biralardan haber yok, su var neyse ki, garson arada geyik muhabbetleri yapıyor “Istanbul biytuful, hesne müstesne” benim geyik channel çoktan kapanmış, arkadaşların da öyle, bu arada sipariş ettiğimiz 2 adet ıstakoz (elemanın deyimiyle lobesterz) geliyor,  son derece keskin bir alet ile dikey olarak yarılmışlar, iyi pişmiş görünüyorlar ama zaten bu hayvanın %20 den fazlası yenmediği için ambiyans ve ilk taarruz sonrasında zaten kaybolan iştahım iyice kalbimin derinliklerine gömülüyor.

Yemeğin sonuna yaklaşıyoruz, kaybolan biraları sormayı çoktan bıraktık, artık pita gevelemekten devekuşu gibiyim, ama yalnız değilim elbette herkes masada dişine göre bulduğu şeyi geveliyor. Garsonun balık yememiz konusundaki ısrarını ise başarıyla savuşturuyoruz.  Açlığım kontrol edilebilir seviyede olana kadar pita yemeye devam ediyorum. Sonunda gecenin Crescendo’su gelip çatıyor, hesabı istiyoruz. Doktor genel memnuniyetsizliğin farkında. “ben daha önce geldiğimde yemekler süperdi” diyor. Bir süre sonra hesap geliyor 360 USD civarında bir rakam. Şöyle ağız dolusu bir “oo-haaaa” sonrasında elemana hafiften “bu ne lan ?” diyoruz. geniş bir gülümsemeyle “Düzelteyim” diyerek balet zerafetiyle olduğu yerde dönerek hesapla kayboluyor ve 30 saniye sonra hesabı 300 USD ye indirerek getiriyor suratında kötü adam gülümsemesiyle.

Toplamda 6 kişi için ödememizi istedikleri hesap kazık boyutlarını aşıp kıtalararası füze kıvamına gelmiş, adam başı 30 USD verip hesabı gönderiyoruz itiraz falan da gelmiyor, 180 USD alınca mutfakta halay çektiklerinden adım gibi eminim. Hesabı getiren ve servisi yapan güzideler “Ayın Elemanı” seçilecek olmanın haklı gururunu yaşıyorlar. Kazıklanan masalar arttıkça çalışanların mutluluğu da tavan yapıyor neredeyse tüm garsonlar birer Vlad Tepeş kesilmişler. İstenen hesabın yarısını ödeyip kavga gürültü de çıkmayınca yavaştan otele dönüyoruz ve yolda doktorun buraya daha önce bir mısırlı arkadaşıyla geldiği ortaya çıkıyor yani öyle Mr. and Mrs Brown modunda giderseniz kazıklanmamanız imkansız.

Bu dönüşten önceki son gece olduğu için midemde pitaların çarpıştığı deniz mahsullerinin hırıltılarına kulak asmaksızın otelin civarındaki dükkanlardan dalış temalı t-shirt ve geleneksel mısır elbiseleri almak için hareketleniyoruz, doktor bu arada ziyafeti nargile (şişa) ile taçlandırmak üzere gruptan ayrılmış çoktan. Bir kaç dükkan gezip aynı malın fiyatının her yerde farklı olduğunu bir kez daha görerek sağlam bir pazarlıkla alacaklarımızı alıp otele dönüyoruz.

Otelde sağlam bir sade kahve içip üzerine de uyumadan önce havaalanında aldığım Jameson Irish Whiskey‘nin dibinde kalan son damlaları da cila niyetine indirip uyuyorum rüyamda mücadeleye devam ederek, çorbalar, lobesterz, pita, pita ve daha çok pita …..

Kıssadan hisse, Mısır gibi güzide memleketlerde bilmediğiniz yerlere tavsiye üzerine bile olsa gitmeyin a dostlar gitmeyin a arkadaşlar.

Namaste,

PS: Fotoğraf rahmetli kameram Ricoh Caplio DX ile çekildi, f12 -  1/130 @ ISO 125  -0.3 EV Poz telafisi kullanıldı.

Karagöz

By JustAddWater, February 3, 2010 11:10 pm

Diplodus vulgaris, two banded sea bream ve başka dillerde kim bilir hangi garip isimlerle anılan bu güzel balık bu günkü güzellemenin konusu. Ülkemiz sularında balık fotoğraflamaya çalışan yurdum fotoğrafçısının kurtarıcısı, sinek iğneli çocukluk oltalarımızın bir numaralı müşterisi bir garip balık.

Çifte Karagöz - Diplodus vulgaris - Çeşme

Çifte Karagöz - Diplodus vulgaris - Çeşme

Her ne kadar tropik sularda fotoğraf çekmekten çok zevk alsam ve çekilen fotoğrafları gıptayla izlesem de o bol balıklı, yaratıklı zengin fotoğraflar bizim sularımızda fotoğraflanmış türlerin – ne kadar sıradan olurlarsa olsunlar – yerini tutmuyorlar. Tıpkı öğrenciliğimde yediğim ekmek arası helvaların lezzetini hiç bir tatlıda bulamamam gibi bir şey bu. Bilemiyorum belki ben huysuzlaşıyorum gün geçtikçe – arada sırada eşim ve kızımın ifadeleri de bunu doğruluyor – ya da memleketin her şeyinin güzel gelmesi DNA seviyesinde incelenmesi gereken bir şey.

Ancak sualtında kimi zaman ufak kimi zaman büyük sürüler halinde rastladığımız Karagöz efendi’nin ayrı bir yeri var, neden derseniz, bir kere yüz ifadesi ilginç, özellikle gece dalışlarında uyurken yakalarsanız çok güzel portre fotoğrafları çekebiliyorsunuz sonra geniş açı çalışırken özellikle büyük gruplara denk gelebilirseniz ve dalış becerileriniz ortalamanın üzerindeyse oldukça iyi kompozisyonlar yakalayabilirsiniz.

Çeşme’de Makri (Yatak) Adası’nda dalanlar bilirler 5 metreden alçalarak geçilen ve 10 metre civarına inilen bir taş kemer formasyonu vardır, o taş kemerin altı her mevsim irili ufaklı karagöz sürülerine ev sahipliği yapar ve kemerin altından geçmeyi bir zevk haline getiren detaylardan biridir bu. Eskiden o kemeri geçer geçmez sola döndüğünüzde sizi duvarın üzerindeki tahtından seyreden Orfoz amca’dan iki yıldır haber alınamıyor malesef ama kemerin solundaki duvar boyunca dikkatli gözler kumda uyuyan Adabeyi (Lipsoz) irilerini görecektir. Neyse konumuz karagöz dolayısıyla diğer güzellere takılmamak gerek.

Taş Kemer

Taş Kemer - The Stone Arch - Çeşme

Arada sırada kumu eşeleyen irice barbunların yanında yöresinde fırsatçı yancılar olarak görürüz onları kalkan kumların arasında barbunun gözünden kaçacak bir besini kapmak için tetikte beklerler, aşağıda bu davranışa ait bir video var çok başarılı değil ama yinede bir fikir verebiliyor, en fazla 25cm boyunda olan bu tür ortalama 15-20cm boyda olur, etinin lezzetli olması dolayısıyla da tercih edilen bir türdür.

http://www.vimeo.com/6047049

Uzun lafın kısası bu güzel balığı özellikle gece dalışında denk getirirseniz burun kıvırmayın, başından uzaklaşmayın hemen, en az 8-10 kare çekin hakkını vererek, gece dalışıysa zaten f18 1/200 e ayarlıdır makine, objektif en güvendiğiniz macro objektiftir, flaşı ayarlayıp basın deklanşöre, gündüz vaktiyse muhtemelen fazla sokulamazsınız geniş açınız varsa arka planı da ayarlayıp güzel kompozisyonlar yaratmaya çalışın. Balık fotoğraflarında en önemli nokta balığın gözünün net olarak görüntülenmesidir bunu başarır balığın kuyruğunu kafasını kesmeden doğru bir kadraj yapabilirseniz sonuç iyi olacaktır, fotoğrafta aynı türden birden fazla olması, varsa aralarındaki etkileşim ve arka plan da önemlidir tabii. Dedim ya hakkını verin balığın sonunda memnun kalacaksınız bana güvenin.

Namaste,

Panorama Theme by Themocracy