Mama Look-a-Boo-Boo

By , September 30, 2010 8:23 am

Ecsenius namiyeyi, originally uploaded by justaddwater2001.

Metin Ersoy’u hatırlar mısınız ? Bir zamanlar Kalipso Kralı sıfatıyla şarkılarının dillerde dolandığını bilir misiniz? Bilmeyenler bile “Vakit Yok Gemi Kalkıyor” şarkısını bilirler sanırım. Bu sabah fotoğraflara bakarken aklıma çok da hatırlanmayan bir şarkısı geldi ve bu yazıya başladım.

Metin Ersoy askerliğini yapmak üzere gittiği Kore’de (Evet yakın tarihimizde artık unutulmaya başlayan bir Kore gerçeği var ama o başka bir konu sanırım) duyduğu ve çok etkilendiği Kalipso müziğini ülkemizde icra etmeye başlar. Bu türün dünyadaki yıldızı Harry Belafonte o yıllarda ortalığı kasıp kavurmaktadır. Bizim de bir Kalipso Kralı’nın eksikliğini çektiğimiz gerçeğinin henüz kimse farkında olmasa da yakında herkes bu gerçeği anlayacaktır seneler 1950 civarlarını göstermektedir ve ben henüz on yıllık planın parçasıyım ve bu dünyaya henüz ayak basmamışım böyle bir zaman işte. Merak edenlere daha detaylı bir hikayesi şurada var.

Daha sonra büyüyüp ekmeğe mama deme çağını henüz geçtiğimiz zamanlarda siyah-beyaz televizyon ekranlarında garip kıyafetleriyle garip şarkılar söyleyen bir esmer adam Metin Ersoy. Bu devirde de bu yazının konusu olan şarkıyı duyuyorum ilk defa “Mama Look-a-Boo_Boo”

Metin Ersoy ekranda hareketli danslar eşliğinde “Mamma luuka bu buu diz çildrın eynt gat no biheyvyar” diye bağırıyor, müzik alışık olmadığım tınılar barındırıyor şarkı her nasılsa aklımda kalıyor. Şarkının orijinali şöyle bir şey Harry Belafonte’nin sesinden ve sözleri de mevcut. Neyse işte bu fotoğraftaki blenny ki kendisi çok çekingen ve ufak bir balıktır, (neredeyse tüm blennidae ailesi öyledir, ailece çekingen bunlar yani) sabah sabah bana Harry Belafonte’yi hatırlattı, oradan Metin Ersoy, Kalipso Krallığı müessesesi ki artık bu taht boştur zannımca ve en sonunda da bu muhteşem  şarkı.  

Evet günlerden perşembe ve ayın sonu olması dolayısıyla dün geceki antrenman tüm kemiklerimi hala ağrıtırken fikir uçuşmalarımla ortalığı yıkıp geçiyor ve bu yazıyı bitiriyorum.

Fotoğraf: Ecsenius namiyeyi – Namiye’s Blenny F22 1/200 @ISO 200 – Lembeh – Endonezya, derinlik 6 metre civarı

Namaste,

Bul beni

By , September 29, 2010 10:27 am

Shrimp sp., originally uploaded by justaddwater2001.

Endonezya – Sulawesi

Yumuşak mercanların içerisinde saklanıp hayatını sürdüren bir karides. İzmir’de davet edildiğim bir sunum için hazırlanıyorum, bu sayede eski fotoğrafları da elden geçirme şansım oluyor.

Bu kareyi de unuttuklarımın arasında buldum, yaklaşık yarım saatlik bir slayt gösterisi ve beş dakikalık kısa bir sualtı filmi gösterip ondan sonra soruları cevaplamayı planlıyorum.

Kıfsmet,

PS: Bu fotoğrafı ve yazıyı Flickr içerisinden post ediyorum hayat ne tuhaf vapurlar filan :)

Tarih

By , September 24, 2010 4:18 pm

Geniş açı kompozisyonların en sevdiğim öğelerinden bir tanesi de sualtında bulunabilecek geçmişe ait objeler ve özellikle amforalardır. Amforalar özellikle gemilerin batması yoluyla sualtındaki yerlerini alan geçmişin taşıma kaplarıdır, tahıl, zeytinyağı, şarap ve benzeri ticari metaları ve metal paraları taşımak için geçmişte deniz ticaretinde kullanılan bu objeler iki tarafında taşıma kulbu olan pişmiş topraktan kaplardır.

Amphora - Çeşme - 2010

Amforaların  Heinrich Dressel tarafından yapılan sınıflamasına göre yukarıdaki fotoğraftaki amfora MS 2-3 yüzyıllar arası bir yağ amforası ve güne ispanya bölgesinden. Bu bilgi yanlış bile olsa bundan sonra yazacaklarım için yeterli. Eğer bu yazıyı okuyup da amforanın tip ve tarihi konusunda daha doğru bilgi verebilecek birisi olursa zevkle düzeltirim. Ancak, benim için önemli olan bu bilginin %100 doğru olması değil yazacaklarımı ihtimaller üzerine bina etmemde bir sakınca yok. Dressel sınıflamasına göre 20-23 arasında olan amforaların ayırıcı özelliklerine ait fransızca bir makale de şurada okunabilir (Fransızca olduğunu söyledim değil mi?)

Fotoğraf Çeşme – 88 Taşları dalış noktasında çekildi, burası eşek adası’nın en güney ucunda yer alan bir dalış noktası olup derin ve sığ profilleriyle her seviyede dalışa uygun bir yerdir. Derin kısmında değişik devirlere ait ve değişik şekillerde bir çok amforaya ait kırıklar bulunması bu bölgenin zaman içerisinde yok olmuş bir çok irili ufaklı batığa ev sahipliği yapmakta olduğuna işarettir.

Bu amfora o bölgede seyretmekte olan bir teknenin bordasından düşmüş olabileceği gibi sert hava yüzünden batmış bir gemiye de ait olabilir. Deniz ticareti sırasında güney ispanyadan aldığı zeytin yağını satmak için egeye getiren bir tüccarın malı da olabilir bir şekilde amforayı ele geçirmiş bir balıkçının malı da. Belki çoktan malı satıp nakde dönmüş ve dönüş yolculuğunda hafiften kafası da cilalıyken tekneyi alabora edivermiştir veya bir gemi dolusu malı akdenizi geçip egeye getirdikten sonra Boreas‘a yenik düşmüştür. Belki kıyıya zor bela da olsa yüzmüş kurtulmuştur belki de kurtulamamış, ege denizinin her koyunda bulunan adı mezarı belirsizlere karışmıştır.

Amforaların benim için en önemli özelliklerinden bir tanesi hayal gücünü tetiklemeleri sanırım. Aslında oraya ait olmayan ama uzun yıllar boyunca mahkum olduğu deniz tarafından özümsenmiş, kekamozlarla, yosun ve boru kurtlarıyla süslenmiş, sayısız mürene, ahtapota ev sahipliği yapmış bu amforaları sualtında izlemesi de zevkli fotoğraflaması da. Bu amforalara yapılmaması gereken tek şey ise onları yerinden kımıldatmak, çıkartmak.

Bu konu ile ilgili oldukça zengin ve türkçe bir kaynak da Sn. Mustafa Aydemir‘in sitesi orada insanlarımızın amforalarla imtihanı hakkında bir çok düşündürücü ve yararlı bilgiye ulaşabilirsiniz. Konunun fotoğraf kısmına geri dönmem gerekirse yukarıdaki kare F22 1/60  @ISO400 Nikon 10.5mm F2.8 Fisheye DX ve tek YS90 flaş TTL.

Bir tek sualtı fotoğrafının tetiklediği fikir uçuşmaları ve sağladığı bilgilere şapka çıkartarak yazıyı sonlandırıyorum.

Bu aralar enteresan şeyler cereyan ediyor hayatta, belki o konulara da bilahare değinirim.

Namaste,

Kömür Limanı

By , September 21, 2010 11:48 am

Uzun zamandır dalış yapan ve Türkiye’de yaşayan birisinin Kömür Limanı’nda dalış yapmamış olması düşük bir ihtimaldir sanırım. Bundan iki hafta öncesine kadar ben görmemiştim Kömür Limanı’nı. Arkadaşlar sağolsunlar, gittim, gördüm ve ne yalan söyleyeyim çok beğendim. Dalış olarak güzel ve bol hayvanlı bir duvarı var bir kere, her dalışta ilgi çekecek birşeyler bulmak mümkün, mığrı olur, müren olur, orfoz olur, lipsoz olur illa ki bir şeyler olur.

Duvarın kendisi de oldukça renkli, dal mercanlar ve renkli sünger oluşumları var, küçük kovukları boş geçmeyenleri ödüllendiren mığrılar duvardan aşağıyı gözetliyorlar. Gelincikler var nazlı nazlı süzülen. Lafın kısası dalış güzel, yeri gelmişken Çınar Diving‘e teşekkür etmek gerek, rehberlikleriyle olsun hoş sohbetleriyle olsun bu dalışlara artılar katan iyi insanlar onlar.

Duvar - Kömür Limanı - Saros

Fotoğraf açısından güzel geniş açı kompozisyonlar yapmak mümkün, bu dalışlarda benim de yeni Tamron 10-24 f3.5-4.5 G lensimi ilk defa sualtında deneme fırsatım oldu. Öncelikle lens biraz yavaş odaklama yapıyor, ama zoom aralığı oldukça iyi ve 10.5mm Fisheye DX lense göre daha kullanışlı. Şimdi bu lense uygun bir zoom dişlisi yapacağım haftasonu projesi olarak. Yukarıdaki fotoğraf için çekim değerleri   f13 1/80 @ ISO 400 (Bu arada TTL ISO yu 400 e pompalayınca hafif sapıttı flaş ışığı pek tatmin edici olmadı).

Bu dalışlarla ilgili bir başka enteresan detay da Hollanda dönüşü aldığım Liquid images 5MP tümleşik kameralı maskeyi serbest dalıcı bir arkadaşımın deneme fırsatı bulmuş olmasıydı, 720p HD video çeken bu maske çok güzel iş yapacağa benziyor :) Bu dalışlarda bu maskeyle çekilen görüntülerden oluşan uzunca bir klip var şuradan görülebilir.

Avcı - Kömür Limanı - Saros

Bu son dalışlarla birlikte sanırım 2010 sezonunu Türkiye sınırları için kapattık, belki Ekimde Kıbrıs veya Kaş hala dalınabilir olur belki de Kasım ayında yakın-uzak bir yerlere kaçarız. Tabii eğer her şey yolunda giderse. Yukarıdaki fotoğraf için çekim değerleri, f11 1/250 @ISO 400.

Kitap konusunda da bir kaç şey söylemek istedim giderayak, insanların kitabı ve fotoğrafları beğenmesi çok sevindirici bir şey, arada sırada okur postası geliyor çocuk gibi seviniyorum. Bir tane daha yazacak gücüm olursa çok daha spesifik ve güzel olması için çalışacağım.

Evet şimdilik bu kadar.

Namaste,

 

Close focus wide angle

By , September 13, 2010 12:35 pm

CFWA, Close Focus Wide Angle, Yakın odaklı geniş açı, ne derseniz deyin adına. Bu tekniği gerçekten çok seviyorum sualtında fotoğraf çeken ve bu tekniği başarıyla uygulayan bir çok iyi sualtı fotoğrafçısı var. Internet üzerinde de bir çok yerde oldukça detaylı anlatılıyor ama bence en iyi anlatıldığı yer şurası .

Kısaca özetleyecek olursam konu da şu : Bu teknikte geniş açılı bir lens kullanarak ön plan konusu olarak seçtiğimiz büyükçe bir nesneye (ki bu bir sünger, ilginç ve renkli bir kaya veya sokulabileceğimiz kolay ürkmeyen bir canlı olabilir.) Bu aşamada ölçümü arka plan ışıına göre yapıp enstantane ve diyaframı ayarlamamız gerek. Ana fikir şu flaş ön plan konusunu aydınlatacak arka plan da seçtiğimiz enstantane/diyafram kombinasyonu ile ortam ışığı marifetiyle belirlenecek. Arka plan netliği ve alan derinliğini de seçilen diyafram belirleyecek.

Tranquility - Çeşme - 2010

Bu yazdıklarımı uygulamak sanıldığından daha zor ancak doğru yapılırsa oldukça güzel fotoğraflar ortaya çıkıyor. Yukarıdaki karede makinemin dome portu (geniş açı lensin arkasında durduğu havalı ve pahalı  cam veya akrilik kubbe) neredeyse sağdaki süngere (sarı tüp süngeri – aplysina aerophoba) dokunacak kadar yakın, kullandığım (ancak bu sefer TTL donanımlı olan) tek flaş makinenin üzerinde konuşlandırılmış, F20 1/60 sec @ISO400 çekim ayarları ki F20 arka plan konusu olan dalgıcın da net olmasını sağlıyor. Fotoğraf günün ikinci dalışında çekildiği için azalan ışığı bir nebze olsun telafi etmek üzere ISO 400 e çekilmiş. Süngerin arkasında iyice alçalıp hafif yukarıya doğru kadraj yapmak da iyi netice verebiliyor.

Gelelim fotoğrafın teknik olmayan (hafif geyik) detaylarına: Bu tür fotoğrafların çekimi esnasında her konuya maydanoz olmaya her daim meyyal gün balıkları (coris julis) süngerin arkasına konuşlanan fotoğrafçıya en çok sokulan ve en cesur balıklardır, sonra daha uzaktan takılan karagöz (diplodus vulgaris) ve diğer ortam balıkları gelirler. Bu süngerlere areophoba (havadan korkan) denilmesinin sebebi hava ile temas edince renklerinin bozulmasıdır.

Bu tür fotoğraflarda beni mutlu eden asıl etken ise bana dalış sonu huzurunu yaşatıyor olmalarıdır. Dalış bitmiş, tekneye geri dönmemize az zaman var, birazdan bizi konuk eden bütün canlılara veda edip tekneye çıkacağız. Tüpte 70-80 bar hava kalmış 5 metre derinlikte emniyet beklemesi yapa yapa tekneye doğru ilerliyoruz. Balıklar da bizi hem uğurluyor hem de yiyecek bir şey var mı diye takip ediyorlar.

 Sonbahar geldi, artık bizim sularımızda yapacağımız dalışlar bir sonraki sezona kadar sayılı, yeni bir dünya düzeni kurulurken kendinize iyi bakın.

Namaste,

 

PS: Underwater Photography Guide internet üzerinde sualtı fotoğrafçılığı için bulabileceğiniz en iyi kaynaklardan birisidir, faydalanmanızı tavsiye ederim.

Citius, altius, fortius

By , September 3, 2010 1:46 pm

The Bedroom Cave - Çeşme - İzmir

Daha iyisini yapabilmek her konuda önemli sanırım. Çeşme’nin günün ikinci dalışları için en iyi yerlerinden birisi Yatak Odası isimli dalış noktasıdır. Yatak Odası, Makri adasında bulunan bir sualtı mağarasıdır. Dalışa başladığımdan beri, buraya belki de elliden fazla dalış yapmışımdır, akdeniz foku’ndan böceğe, lipsozdan büyük balık sürülerine ve orfozlara kadar değişik ziyaretçilerini de hayranlıkla izlemişimdir.

Burada çektiğim yüzler hatta binlerce kare fotoğraftan hiç birisini yukarıdaki kare kadar sevmedim. Bu kare Yatak Odası Mağarası’nın benim kafamdaki görüntüsüne en yakın olan hali. Bu fotoğrafta modelliğimi yapan sayın hocam Mehmet Huz’a çok teşekkür borçluyum. Her zaman söylenir, çekeceğiniz fotoğrafı modelinizle konuşup kararlaştırın, sualtında modelinizle iletişiminizi koruyun, rastgele fotoğraf çekmeyin. Bu kare için öyle uzun uzadıya konuşmadık, hatta hiç konuşmadık neredeyse, kendisi de sualtı fotoğrafçısı olan Mehmet hoca zaten hiç bir söze gerek kalmadan durması gereken şekilde durması gereken yerde duruyordu.

Epeyce bir kare çektikten sonra mağaranın dibine çekilip flaşımı kapattım, kareyi arka plan ışığına göre pozladım ve Mehmet hocanın Hartenberger fenerinin mağara duvarını aydınlatmasını bekledim. Bu fotoğrafı çok seviyorum, arka tarafın soğuk maviliği ile mağara duvarının tek noktasının sıcak aydınlığı bana farklı duygular veriyor. Bu fotoğraf bana dalmayı neden çok sevdiğimi hatırlatıyor.

O nedenle, hazır yeri gelmişken bu fotoğrafa kadar olan süre içinde benimle birlikte dalan, dalmayan, fotoğraf konuşan , konuşmayan, bana bir şeyler öğreten, beni dinleyen, dinliyormuş gibi yapıp bildiğini okuyan, benimle gülen, söyleyen, ağlayan herkese teşekkür ederim.

Namaste,

Panorama Theme by Themocracy