Sunny days and strolling in the woods.

By , June 30, 2010 1:14 pm
Baştan söylemeli bu yazının sualtıyla bir ilgisi yok, daha çok bir gezginin saçmalıkları denilebilir. Kısa süre önce acil bir iş seyahati için apar topar Zürih yollarını tutan Uvvamı-azam Aziz Efendi başına geleceklerden habersiz birlikte çalışacağı mühendis denilen şeytan taifesinin “gezi yapıyoruz hey hey!” nidalarıyla dükkanı kapamasının ardından eli böğründe kalakalmıştı. Kısa bir süre için de olsa aklına gelen “ben de şu adamlarla geziye gideyim” fikrini bir çırpıda elinin tersiyle itmesinin akabinde Baden – Zürih arası kısa tren seyahatinde planını yapmıştı.

Zürih Tren garından (Hauptbahnhof) bir alt kata geçip kendisini Ütliberg’e çıkaracak trene bindiğinde suratında müstehzi bir ifadeyle etrafını süzüyordu. Ütliberg aradığı yerdi, tüm şehri tepeden gören bir hakim tepe, maceranın almancası, yarım günlük boş zamanı değerlendirmenin diğer ismiydi. “Ütli berg gmütli berg” (Ütli dağı rahatlık-huzur dağı) diye kendi kendine mırıldandı, vagondaki diğer insanlar bu mırıldanmayı duymadılar bile.

İspinoz

 Aklı trene binmeden önce gördüğü ve kızıl gerdan sandığı ama aslında bir ispinoz olan minik kuş’ta kalmış kalanını da uzun bir zaman önce peynir ekmeğe katık yaptığından karar verme süresi yıldırım hızında bir süper kahramana dönüşmüştü. Yarım saatlik tren yolculuğu sonunda kalabalık turist ve günübirlik gezici, başıboş, aylak insan taifesiyle birlikte son durakta indiğinde Ütliberg’in tepesine tırmnmak için daha uzun bir yol vardı önünde. Aceleci adımlarla kalabalıktan sıyrıldı ve yukarıya doğru kıvrıla kıvrıla çıkan planeten weg’e (gezegenler yolu) sardırdı. Yol boyu gezegenlerle ilgili bilimsel şeyler yazılı tabelaları gözardı ederek sıcak ve güneşten kaçar adım belirli bir süre ilerledi.

Das tor zum Himmel - Cennetin kapısı

 Bir süre sonra “Süpper manzara 600 metre ileride” yazan bir ilana inanarak saptığı yolun 1500 metre sonra vardığı sonunda yukarıdaki tabelayı gördü, Cennetin kapısı, iyi güzel de kapı burası olsa bile cennet oldukça uzak olmalı diye düşündü. Bir süre etrafa bakıp ortamdaki kuş sesleri, yaprak hışırtıları, börtü böcek vızıltıları arasında bir ses bir işaret bekledi. Beklediği işaret bir süre sonra bilinçaltından geldi, “Ne duruyorsun burada be adam ? Daha çok yol var yukarıya, tepeye çıkmalısın!” Uslu bir çocuk olduğu için hemen itaat etti, uslu olmanın şirinleri görebilmek dışında bir başka artısı da fuzuli tartışmalara girmemekti özellikle de kendi bilinçaltınızla. Yola devam ederken “ne kadar süper bir maceradayım!” hissi kafasını tamamen kaplamış ve sıcak havada donanımsız, susuz, iş kıyafetleriyle dağda ormanda ne işi olduğu yönündeki soruları bastırarak sindirmişti.

Baphomet Statues

Yol biraz daha medeniyete yakın emareler vermeye başladığında yolun sağında solunda yer alan Baphomet heykelleri dikkatini çekti. Ne oluyor? diye düşündü, tapınak şövalyelerinin burada işi ne? Quo vadis? Bu arada olan bitenden habersiz masum turistler bu heykellerle fotoğraf çektiriyorlardı, aydınlatma armatürü, kent mobilyası süsü verilmiş bu pagan sembollerden uzaklaşayım da başıma bir şey gelmesin neme lazım düşüncesiyle süratini arttırdı.

Pagan poetry

Sağa sola serpiştirilmiş diğer devasa heykellerden aceleyle sıyrılmak için son bir atak yaptı, bu atağın neticesinde soluklanmak için durduğu düzlükte yolun sonuna oldukça yakın olduğunu farketti. Aşağıdayken ufacık görünen televizyon kulesi solunda dev gibi yükseliyordu. Diğer turist ve meczup taifesi ağaçların arasında gezinir ve mangal yaparaken düzlükte saklambaç oynayan çocukları fark etti. Oyun bizimkine çok benziyordu bir tek ebe yumduğu zaman diğer oyuncular önce koşarak ebeye dokunuyor sonra da saklanıyorlardı. Sayma faaliyeti bitince ebe gözlerini açıp saklananları “Martin ih ha dih g’saah!” (Martin seni gördüm’ün Züri Düüütsch dilinde söylenişi) gibi çığlıklarla diğerlerini ebeliyordu.

Önüm arkam sağım solum sobe!

Bu arada çocukların arasında hile ve desiseyle ebe olan garibanı aldatmaya yönelik hareketler sergileyen, taktik yapan mini çakallar olduğu da gözden kaçmıyordu. Bunların bazıları sağa sola ufak taşlar atarak dikkat dağıtıyor bazıları da eski savaş hilelerini uyguluyorlardı.

Mini Çakal

Bir süre durup oyunu seyrettikten ve oracıktaki çeşmeden su içtikten sonra dinç ve çevik adımlarla yolun kalanını katederek son etaba ulaştı. Burası değişik sembollerle işlenmiş bir nokta, hakim tepenin üzerinde kurulu gözetleme kulesinin eteğindeki son vahaydı. Burada etrafına dikkatlice baktı, hemen arkasında yükselen çelik kuleye tırmanmak için  soluklanmadan hamle etti. Kule gökyüzüne saplanan bir mızrak gibi yükseliyor ve basamakları rüzgar ve güneşe rağmen çıkacak delilere nefis bir manzara vaadediyordu. Kuleye tırmanırken sol taraftaki sütunlardan birinde aradığı işareti gördü.

The secret

Televizyon kulesi ve tepedeki restoranın dikkatini dağıtmasına izin vermedi, sütunun üzerinde yazılı yazıyı dikkatle okudu, kendi kendine “deme yahu” diye mırıldandı, “9-11 Was an inside job” (11 Eylül saldırısını içeriden tezgahladılar!) demek gerçekten böyleymiş. Kalbi, yerden 30 metre yukarıda korkuluğun dışına sarkarak ve kendini gen havuzundan temizleme pahasına bu çıkartmayı binbir zorlukla sütuna yapıştıran kahraman şövalye için (kısaca debil diyebiliriz) minnetle çarpıyordu. Kalan basamakları da aceleyle çıkıp tepedeki platforma ulaştı. Sonunda arzu ettiği hakim tepeye ulaşmıştı, Ütliberg onundu artık, fethedilmişti. Muhteşem manzarayı doya doya izledi, açık havada isviçre alplerinin şahane görüntüsü insanı yaz günü donduran rüzgara rağmen inanılmazdı. Yanında daha iyi bir fotoğraf makinesi olmadığı için hayıflandı, iş seyahati olunca D300 evde dolabı bekliyordu tabii.

Ütliberg Panorama

 Sonra panorama yaparım diye bir kaç ardışık kare çekti. Bir süre daha bu süper ortamın tadını çıkarttıktan sonra nedense aşağı baktı ve o da ne?

Secret Numero Duo

Bunu nasıl oldu da görmedim diye düşündü, bir süre baktıktan sonra gördüğünün gerçekliğinden emin oldu. Yukarıda işi bitmişti, saatine baktı ve not aldı aşağıya doğru indi gördüklerinin aslında notalardan ibaret olduğuna iyice emin oldu. Notalar tabii ya, ne sanmıştı? Notalar..

Hidden Notes !

Başkaları farketmeden bu notaları sinsice fotoğrafladı, artık platformun sonuna doğru gidip manzaranın tadını çıkarabilirdi. Notaların hangi gizli kalmış ezgiye ait olduğunun bir önemi yoktu, onlar sadece birilerinin onları farketmesini bekliyorlardı o kadar. Dönüş yolu gidişten çok daha kısa sürdü, tren yolculuğu sona erdiğinde Limmat yönüne doğru yürürken oksijen ne güzel şey diye düşündü.

The red shoe

 Her zaman geçtiği sokaktan geçti, hızlı hızlı belediye meydanına kadar yürüdü, bir kaç fotoğraf daha çektikten sonra yürüyerek otele doğru yollandı, yatağına ulaşması sandığından da uzun sürecekti.

The King

- Uvvamı-ı-azam Aziz Efendi’nin gündüz düşleri , sahife 27, 2010 – 2. Hamur kağıda renkli

PS: Tüm fotoğraflar Nikon L21 ile çekildi, panoramadaki iğrenç vinyetler de o yüzden oldu.

PSS: İspinoz düzeltmesi için Sn. Burçin Dedeoğlu’na teşekkür ederim.

Kargaşa

By , June 22, 2010 8:40 am

Rocks by the seaside
Deniz Kenarı – Taşlar – Su ve saire

Bir süredir bir şeyler yazmadığımı farkettim bunun bir kaç sebebi var, hem işler yoğun bu aralar, kızımın sınavları, köpeğin derdi tasası, antrenmanlar, kitap, sağlık sıhhat işleri falan derken elim bir türlü gitmiyor klavyeye günün sonunda ya çok yorgun ya da çok bıkkın oluyorum. Uzun süredir dalamıyorum da, aslında bir haftasonu bir taraflara kaçmak mümkün kıyı dalışı bile olur ama olmuyor olamıyor nedense.

Yeni aldığım TTL konvertörü bile deneyemedim daha o kadar acıklı durumdayım belki enerjim olursa bu gece deneyebilirim bir setup kurup. Arada dalış camiasında olup bitenleri haber gruplarından takip ediyorum gücüm yettiğince o kadar. Bu arada belki sonbaharda İzmir’de bir sunum yapacağım geçen seneki gibi, bu seneki macro ve geniş açı karışık olacak sanırım.
Acayip demeye dilim varmıyor ama full + full karışık durumlar var bu arada, bedevileri kıskandıracak bir hayat akışına sahibim günlerdir. Murphy kurallarının hepsi üzerimde deneniyor gibi, donumuz hayırlı olsun diyerek mücadeleye devam ediyorum. Bu hafta sonu kızımın kuşak sınavı var Heihan Shodan katasını çizecek eğer süper kahraman yeteneklerimi kullanamazsam maalesef ben bu harika olayı göremeyeceğim, bu sabah Zürih’e doğru yola çıktığımdan dolayı. O kadar abuk bir programım var ki fotoğraf makinemi bile evde bırakıyorum tek amacım Cuma akşamına işleri bitirip eve dönmek.
Kitabın dizgisi geldi ve içime sinmediği için bazı şeyleri değiştirmeye karar verdim şimdi bunun getireceği ek maliyetleri hesaplıyorum. Yola çıkmadan önce yapacağımız değişiklikleri tasarımcıya bildirmek zorundayım. Çok çalışmam lazım çok. Bu arada Friendfeed üzerinden Sayın Biyolokum kişisinin paylaştığı ama aslında kaynağı kendisinin muhteşem blogu olan ve uluslararası biyoçeşitlilik yılı dolayısıyla daha da bir anlam kazanan ilginç canlılar konulu mini blog yazılarından birisi bana Maldivler’de gördüğüm kruvasan yiyen yarasayı hatırlattı.

A fruitbat eating a croissant

Bu hoş heyecanla eski fotoğrafları deşelerken kitaba koymak istediğim bir kaç kare daha buldum onları da dahil ettim içeriğe derken dün gece bir kez daha eşimle kitabı okuyup “şurası da şöyle olsun burası da böyle olsun” diyerekten ve bir yandan da bavul hazırlayaraktan bu günü ettik şimdi bir hafta önce başladığım bu karanlık yazıyı bitirip, yayıncıya mail atıp biniş kartımı hazırlayıp yola koyulmam gerek.
Tekrar görüşene kadar kendinize iyi bakınız, Friendfeed’de #FUYASA hashtag’iyle arama yaparsanız eğer süper ötesi yazılara denk gelebilirsiniz. (FUYASA = Fütursuz Yaban Hayat Sarılganları imiş artık bunu da biliyorum pek mutluyum :) )
Namaste, 

Tatil demeyin bana!

By , June 4, 2010 9:46 am

Bu tatiller bana yaramıyor. Sabah uyanınca bir süre haftasonunun neden bu kadar kısa sürdüğünü anlamaya çalışıyorum. Uykum açılıp afyonum patlayınca da hayal kırıklığım devam ediyor. En son yaptığım dalışın üzerinden oldukça fazla zaman geçti ama iş güç yüzünden hala o dalışların videolarının renk ayarlarını yapıp montajlayamadım, bu tatilde de bu şansı kullanamamış olmanın dayanılmaz hafifliği içerisindeyim.

Hairy Octopus - Lembeh Straits

Yukarıdaki fotoğraf kaçırdığım fırsatlardan birisine ait, Lembeh seyahati sırasında neredeyse 24 saatlik bir yolculuktan sonra biraz da zorlama (hem kendimi hem fırsatları zorlayarak) yaptığım ilk gece dalışında karşılaştığımız kıllı ahtapot – hairy octopus denilen yaratığın aslında nadir görülen bir tür olduğunu bilseydim o dalışta kendisine daha fazla zaman ayırmaz mıydım? Hayvanı gördük, bir kaç kare fotoğraf çekip evine gönderdik, yakıştı mı bize? Bilseydim onun ne menem nadir bir hayvan olduğunu ardı ardına patlatmaz mıydım flaşları film galasında fotoğraf çeken papparazziler gibi?

Tunicates - Lembeh Straits

 Bazı zamanlar insan konuların kıymetini bilemiyor, yukarıdaki fotoğrafta sol arkada olan tunikatı da ilk başta deniz tavşanı zannetmiştim itiraf ediyorum. Sonra iyiliksever balıkçılar ne olduğunu söyledi de bu utançtan kurtuldum. Bu aralar sürprizler eksik olmuyor maşallah, Kızıldeniz seyahatinde gördüğüm, ahtapotların yuvalarını dekore ettiği bir tür taştan yapılma bir kolye görüp sualtında fellik fellik arayıp bulamadığımı aylar sonra Cağaloğlu’nda yayınevinden dönerken bir kuyumcu vitrininde bulmam son zamanın en şaşırtıcı sürprizi oldu mesela. 

 Kitabı yayınevine teslim ettim, kapak için fotoğraf seçtim ve ön kapağı tasrladık, çok fazla dalışa özel olmayan herkesin sevebileceği albenisi yüksek bir kapak olsun diye oldukça zaman harcadık, kitabın içerisindeki fotoğrafları da tekrar seçip düzenledim  ve ayırdım. Bu arada bundan 6-7 yıl önce çektiğim fotoğraflara tekrar bakma şansım da oldu tabii, bir kısmını hala beğeniyorum ama mertebe olarak oldukça küçük bir kısmını. Çoğu eski fotoğraf bir çok teknik hatayı gösteriyor ve çekildiği dönemde bendeki bilgi eksikliğini ortaya koyuyor, bir cins kişisel tarihçe gibi. Arka kapağı da bir an önce bitirmek gerek, her şey yolunda giderse baskıya girmesi 10-15 gün alacak.

 Onun dışında sezon başladı ve Çeşme, Karaburun, Kemer suları bekliyor bir fırsat yaratıp gitmek gerek. Sonbaharda Kızıldeniz tarafına yeni bir seyahat planı var dostlarla eğer olursa mükemmele yakın olacak umudundayım. Hayat devam ediyor, onun hızına yetişme çabalarımız da nabzımız attıkça devam edecek sanırım.

Namaste,

PS: Yazıyı 19 Mayıs sonrası yazmaya başlayıp anca bitirmişim var halimi sen hesap et.

Panorama Theme by Themocracy