Vahşiyiz.. Vahşisiniz…Vahşiler!

By , January 27, 2010 10:41 pm

Bu yazı iki gündür beynimin kıvrımları arasında (evet kıvrımlıdır benim beynim) cam kırığı misali dolanıp duruyor, batıyor rahatsız ediyor ama onu çıkarıp buraya dökmek şu ana kısmetmiş.

Bana “Dalış yaparken en mutlu olduğun ilk beş dalışı anlat!” deseler,  -ki arada sırada birileri söylüyor bunu- sanırım kızım ve eşimle birlikte yaptığım dalışlardan sonra en mutluluk veren dalış Sataya Resifi‘nde özgür yunuslarla yaptığımız kısacık ama bir ömür boyu unutulmayacak danstır. Aletli dalışın yasak olduğu bu resif birey sayıları 30 ila 100 arası değişen yerleşik yunus kolonilerine ev sahipliği yapmaktadır. Burada şnorkel ve palet gibi temel malzemelerle donanmış olarak yüzebilir ve yunusların size izin verdiği ölçüde (misafirlik kuralları gereği) onlara yaklaşabilirsiniz. Resifin dışında demirleyen dalış teknesinden zodiac botlarla son derece yavaş olarak resife girip yunusların tahmini yerine doğru seyrederken ıslıklar çalarak onları varlığınızdan haberdar edersiniz.

Dolphin at Sataya Reef

Sataya Reef - Dolphin - Red Sea

Gerçi buna çok da gerek yoktur, onlar orada olduğunuzu zaten biliyorlar.  Yeterli mesafeye yaklaşınca kendinizi sırtüstü suya bırakırsınız ve ilk karşılaşma gerçekleşir, siz ne kadar doğal davranırsanız birlikteliğiniz de o kadar uzun sürer, yunusları sualtında dalıp çıkarken, cilveleşip şakalaşırken izler ve hayran kalırsınız.

Sualtının bu zeki canlıları insanlarla karşılaşmalarında her zaman bu kadar şanslı olamıyorlar, her türlü yetersizliğin faturası onlara kesilebiliyor, balık mı azaldı? avlar eskisi gibi değil mi? öldüresiye, kökünü kurutana kadar avlandığımız kimsenin hatırında ve umurunda değil. Hemen bir sivri zekalı çıkıyor ve fetvayı yapıştırıyor, “Yunuslar günde 150kg balık yiyor, sayıları da iyice arttı balık ondan azalıyor” ondan sonra av tüfeğini, süngülü zıpkınını alan yunusların peşine kan davasına gidiyor. Ölüleri kıyılara vuruyor vurmayanlar da denizde leş yiyicilere ziyafet oluyorlar. Bu döngüyü her tekrarlanışında tiksintiyle izleyerek defalarca gözlemledim. Her seferinde ölmüş ve artık kimse için tehlike arz etmeyen yunuslar çürümeye yüz tutan gövdeleriyle cansız karaya vurdular.

Dance of the Dolphins

Sataya Reef - Dolphins - Red Sea

Kızıldeniz’den önce en son Moda iskelesinde tesadüf etmiştim onlara, bir dalış için Yassıada’ya gitmek üzere teknede bekleşirken hemen dibimizden suyu delerek çıkmış uzunca bir süre oynaşarak yüzümüzde bıraktıkları gülümsemelerle maviye karışıp kaybolmuşlardı. Arada yaz günleri sahilyolundan giderken veya denizde dikkatli gözler onları görebilirdi. Bu kadar güzel ve sevimli canlılara karşı insanoğlunun garez besleyebileceğini, onları sistematik bir şekilde katledebileceğini, etlerini yiyebileceğini bilmezdim. Öğrendim ve dilim tutuldu, konuşamadım.

The Cove bu açıdan uzun yıllardır izlediğim en çarpıcı belgesellerden birisi oldu, insanoğlunun kendi türünden olanlara uyguladığı vahşiliği evvelahir biliyoruz, şanlı tarihi soykırımlarla dolu vesselam. Ancak besin zincirinden tür eksiltecek mertebelerde yaptığı gerizekalıca kıyımlara yeni yeni şahit oluyoruz. Bu akıllara şu soruyu getiriyor, “Neden bu kadar acımasız insanoğlu?” filmi izlediğinizde bunun boyutlarının sadece insanlarla kalmadığını, hükümetlere ve onları politikalarına kadar uzandığını, oyların alınıp satıldığını, kamuoyunun yalan yanlış bilgilerle tıpkı kahvehanelerde “Bir yunus günde 200kg balık yiyor hacım hep onların yüzünden” diyen cahil cühela takımı gibi sistemli dezenformasyonun insanların olan bitene dur diyememesi için yayıldığını görüyoruz. Bu filmi bir şekilde seyredin.,

The Rush

Sataya Reef - Dolphins - Red Sea

Filmi izledikten sonra insanoğlunun etrafındaki her şeyi nasıl büyük bir verimlilik ve sistemle yok etmeye yetkin olduğunu göreceksiniz. Göremeseniz de seslerini -ki kuş cıvıldamasına benziyor- çok uzaklardan duyabildiğimiz bu güzelim canlıların ne kadar zeki ne kadar sosyal ve uyumlu olduklarını görme şansı bulanlarınız onları esaret altında görmeye dayanamayacaktır. Tutsak yunuslar ile ilgili şu bilgiler ve şu rapor bu konuda okuyucuların ufkunu açmak için birebir. Sırf birileri yunuslarla yüzecek birileri hoş vakit geçirecek diye bu hayvanları yuvalarından koparıp aç bırakarak eğitmek en az yarısını bu uğurda telef etmek, bu şekilde binlerce yunusu avlayıp show dünyası’na pazarlayamadıklarını da kesip yemek için nasıl bir yaratık olmak gerekiyor bilmiyorum.

Bu konuda ülkemizde başka yayın ve belgeseller de var mesela Savaş Karakaş şöyle bir şey yapmış, izlemedim ama güzel bir şey olduğunu sanıyorum. Yapılmaması gereken tek şey sessiz kalmak, sessiz kalmak suç ortağı olmak demek bir yerde. O nedenle yazabilen yazmalı, çizebilen çizmeli fotoğraflayabilen fotoğraflamalı herkes elinden geleni yapmalı bu konuda. Okuldaki çocuk yunusun balık değil memeli olduğunu, kahvedeki adam düşman değil dost olduğunu, tekne kaptanları rakip değil yol gösterici olduğunu anlayıncaya kadar yazmalı çizmeli fotoğraf çekmeliyiz.

Sataya resifinin yunusları dalıcılardan rahatsız değil, kurallara uyduğu sürece misafirlerden mutlu bile oluyorlar bu sosyal canlılar, her seferinde bottan her atlayışınızda kuş cıvıldamalarını andıran sesleri, sanat eseri misali aerodinamil gövdeleri, zarafet ve gücün harmanlandığı tabiatları ve eşsiz gülümsemeleriyle sizleri karşılayıp uğurluyorlar. Altıncı seferden sonra artık üşümüş ama hazdan dört köşe bir şekilde misafirliği bitirip tekneye dönüyoruz. Hatıraları hafızamızın özel bir köşesine dercederek.

The Cove bittiğinde ekrana bakakalmışken düşünceler kafamdan yıldırım hızıyla akıyor, bir kaç defa doğal ortamında izleme şansını bulduğum bu canlıları böylesine sistematik ve etkili bir şekilde yok edebilmek için ne gerektiğini, nasıl bir ruh hali nasıl bir bilinç olması gerektiğini düşünüyordum. Sonunda bunun doğamızın ancak eğitimle yok edebildiği vahşilik olduğuna karar verdim.

Başlıkta da dediğim gibi Vahşiyiz, Vahşisiniz, Vahşiler ve ancak genç yaşta eğitilerek giderilebilecek bir şey bu aksi taktirde bundan 30 sene sonra yunuslar sadece ansiklopedilerde kaldığı zaman çocuklarınıza, torunlarınıza nasıl hesap vereceksiniz?

Namaste,

Aaa Merhaba Clark, Superman az evvel buradaydı !

By , January 25, 2010 8:11 pm

Ahtapotları çok sevmem süper rakı mezesi olmalarından dolayı değildir. Gerçi o sebeple de severim tabii ancak gerçekten zeka pırıltıları sergileyen bu kafadan bacaklı canavarlar sualtında insanı hayran bırakacak beceriler sergileyebilirler. Kimilerinin bir kedi kadar akıllı olduğunu iddia ettikleri bu canlılar ile ilgili benim de oldukça çarpıcı diyebileceğim bir kaç anım var. Daha önce de bu konu ile ilgili yazdıklarıma ahtapot anahtar kelimesini aratarak ulaşabilirsiniz.

Dalış liderliği zor zenaattir, sadece grubun emniyetinden sorumlu değildir dalış lideri aynı zamanda dalışın tüm seyrüseferinden ve de en önemlisi dalıcıların dalıştan zevk almasından sorumludur. Dalıştan memnun kalmayan dalıcı bir dahaki sefere sizi tercih etmez ve bu ekmeğini sualtından kazanan ve bu sezonluk işin cefasına katlananlar için hiç de iyi bir reklam değildir. Bu nedenle iyi bir dalış lideri hele mevsimindeyse civardaki ahtapot yuvalarını ezbere bilmeli ve bu hayvanları taciz etmeden gruptaki dalıcılara gösterebilmelidir.

Trophies

Trofeler--Ahtapot Yuvası--Kaş

Yeterince sabırlı ve dikkatli bir dalış lideri uyumlu bir ahtapotla en zor beğenen grubu bile etkileyebilir, bu hayvanın inanılmaz kamuflaj yeteneği, avlanırken veya açıkta korunma amaçlı hareketleri, taş ve midye kabuklarıyla dekore ettiği yuvalarını izlemeye doyum olmaz. Sadece renkleri değil tüm vücut dokuları kamuflaj amacıyla değişir bir anda, en ufak delikten geçebilir kemiksiz vücuduyla, çok köşeye sıkıştığında Ninja filmlerinde duman bombası atıp kaybolan adamlar gibi mürekkep püskürtüp bir anda topuklayıverir ortamdan, mürekkep hem zehirli hem de görüşü engelleyici bir maddedir.

Çiftleştikten sonra yavrular erişkin olana kadar yemeden içmeden yuvayı bekleyen dişi ahtapot onların büyümesiyle hayata veda eder. fedakar bir tarafı da vardır türünün devamı için.

Kraken -- Octopus vulgaris -- Ahtapot

Kraken -- Octopus vulgaris -- Ahtapot

Genellikle geceleri avlanır, kabukluları , midyeleri ve küçük balıkları tüketir. Bazı zamanlar kavgadan çıkmış bir yada daha fazla kolu kopmuş ahtapotlar görürüz, en azılı düşmanları olan mürenler tarafından kıstırıldıklarında bir yada bir kaç kolu feda ederek kaçmaya bakarlar, kopan kollar yenilenecektir ve elbette tamamen yenmekten iyidir. Kafadan bacaklıların en akıllı üyesi geceleri deniz çayırlarının arasında yükselmiş avını ararken gözümüze çarpar.

Yukarıdaki fotoğrafı Bodrum’da bir gece dalışında çekmiştim, sevdiğim tarafları renklerinin doygunluğu, ahtapotun dokusu ve ifadesi, sevmediğim tarafı da kollarının tamamını kadraja alamamış olmam ama tekrar çekecek olsam yine böyle çekmeye karar verirdim. çekim değerleri f14 1/125 @ISO 200 , 105mm F2.8D Micro nikkor objektif ve D300 gövde ile 3 Temmuz 2007 saat 22.54 te çekildi, hava sıcak, su dalış için son derece uygun, Bağla koyu sakindi.

Ahtapotları özlediğimi fark ettim.

Namaste,

Afacanlık

By , January 22, 2010 3:25 pm

Sualtında fotoğraf veya video çekenlerin baş derdidir afacanlık. Bu hadiseyi en güzel anlatacak sözcüğü bulmak için düşündüm ve en uygununun afacanlık olduğuna karar verdim. Ancak konuyu iyi anlatabilmek, bu derdimden dem vururken yanlış anlaşılmayı önleyebilmek gayesiyle hem destekleyici görseller kullanmanın hem de sizlere olayı ayrıntılı bir şekilde anlatmanın faydalı olduğuna karar verdim.

Konuya en iyi örneği aşağıdaki karenin oluşturduğunu düşünüyorum, bunu seçerken hiç zorlanmadım çünkü benzeri yüzlerce kare var arşivimde.

Afacanus rex

Sualtı Afacanı - Afacanus atromaculatus - Çeşme

Şimdi bu özelliksiz abuk sabuk karenin arkasında ne gibi bir hikaye var onu arz edeyim müsaadenizle, efendim malumunuz, eğer ilk defa bu günlüğü okumuyorsanız daha önce de görmüşsünüzdür, ülkemiz sularında fotoğrafçılar için dalıştan ekmek çıkarmak (fotoğraflayacak konu bulmak) son derece zordur şöyle ki tropik sularda dalan bir fotoğrafçı etrafındaki konuların arasından seçim yapmakta zorlanır kendisini taciz eden balık taifesini sopayla kovalarken biz garipler, boynu bükükler konu bulabilmek için pervane misali döner durur bulduğumuzu da ürkütmemek için kılı kırk yararız.

Hal böyle iken eğer sadece fotoğrafçılardan ve videograflardan oluşan Creme de la creme (ahah abartı sanatı) bir grupla dalmak şansına sahip değilseniz bulduğunuz konu sadece sizin değil grubunuzun da dikkatini celbedecek ve onların konuya konsantre olması ile konunun toz beykoz modu‘na geçerek gözden kaybolması an meselesi haline gelecektir. Tabii bu gözle görülebilir konular için geçerli, macro çekim yaptığınız ve deniz tavşanı, mercan, deniz yıldızı gibi ufak tefek konulara, oyuncu küçük karideslere konsantre olduğunuz bir sırada bir palet darbesiyle önünüzdeki mikro kosmos “Marduk geldi böyle oldu ” isimli uzun havayı söylerken fotoğraflamayı amaçladığınız tavşan , karides her neyse kayıplara karışmış, heves dibe vurmuş dünyaya küsmüşsünüzdür.

Afacanlıklar çeşitli şekillerde zuhur edebilir:

  • göstere göstere = taammüden = kasıtlı (bu durumda afacan kendini objektifinizle konu arasına atmaktan kendini alamaz ona kızmayınız bu önleyemediği bir dürtüdür tıpkı Aşk bir yalan Adem’le Havva’dan kalan şarkı sözünde olduğu gibi tarih kadar eski bir dürtü),
  • kazara = bilmeden = (sakarlık  bu durum afacan ortalığı habersizce karıştırdığında olabilir, mağara dalışında sallanan bir palet, macro takılıyken size zorla gösterilen bir balık sürüsü örnek olabilir buna)

Bu kişiler acemi dalıcılar olabileceği gibi yüzlerce dalışa sahip tecrübeli dalgıçlar, dalış liderleri hatta ve hatta fotoğraf-video çeken arkadaşlarımız olabilir. İyi bir sualtı fotoğrafçısı olmak için iyi bir dalgıç olmak gereklidir ama iyi bir dalgıç sualtı fotoğrafçılığını da iyi yapar demek değil bu.

Konuyu fazla uzatmadan örnek karemize geçelim, üç sene önce maceralarla dolu hayatımızı zor kurtardığımız, ölümle burun buruna geldiğimiz bir kaş seyahatinden (bu bambaşka bir hikayedir) kalma. Çok verimsiz bir dalış sırasında bir sığlıkta dizili amfora parçalarını fotoğraflarken birden aklıma değişik bir kompozisyon geldi.

Kırık amforayı doğal bir çerçeve olarak kullanıp biraz agaşon ile orta boşluğa gün balıklarından birini oturtup ilginç bir kare çekmeye hazırlanıyordum ki (Hakkı Devrim gibi durakla, soluk al) afacan arkadaşımız ani bir dalış ile başaşağı karenin orta yerine dalıp amuda kalkarak kendince çok sanatsal ve eğlenceli bir kompozisyon oluşturdu. Böyle bir durumda iki seçeneğiniz var bu afacan iyi arkadaşınızsa kendisini defedebilir ve hayal kırıklıklarını kalbinize gömerek devam edersiniz dalışınıza, afacan yabancıysa kalbini kırmamak için flaşı bir kere patlatır bir kare çekersiniz ve söverek devam edersiniz, siz deklanşöre basamayı uzattıkça amut da uzayacak ve durum tatsızlaşacaktır, uzatmayın basın deklanşöre nasılsa dijital (tohumuna para saymadınız).

Tabii yanlış anlaşılmasın yardımcı olmak için çalışan sürekli bulduğu otu böceği göstermek için bc kornasına abanan, oranızdan buranızdan çeken, dikkatinizi çekene kadar atmadığı takla yapmadığı numara kalmayan insanlar da özlerinde iyiler ama canım kardeşim ben yıllardır dalıyorum senin yeni müşerref olduğun o sütaş ineği’ne benzeyen tavşanla (ki ismi Discodoris atromaculata olur) tanışıklığımız zaman kadar eski, hala bayramlarda birbirimize kart atıyoruz, çocuklarının kirveliğini kızlarının nikah şahitliğini yaptım ben, sualtında ilk fotoğrafladığım canlıdır, kalbimde müstesna bir yeri vardır, o derece, dolayısıyla o artık konu değil benim için.

Evet afacanlık sualtında böyle bir fenomen, böyle bir olay bir sonraki konumuzda başka bir sualtı davranışını örneklerle irdeleyeceğiz o zamana kadar esen kalın.

Namaste,

Kimyasal Savaş .. Sex Drugs & Rock’n Roll

By , January 18, 2010 9:28 pm

Nisan-Mayıs aylarında, baharın gelmesi ve akabinde gerçekleşen gönül yayları gevşemesine maruz kalanlar sadece biz insanlar değiliz. Sualtında da bu mevsim artan üreme faaliyetlerinin görüldüğü çiftleşerek türünün devamını sağlama dürtüsüyle bilumum canlı mahlukatın sığlıklarda toplaştığı bir zaman dilimidir bu.

Fotoğrafta görülen canlılar deniz tavşanları familyasından, tür isimleri Bursatella leachii ama alemde Tüylü Deniz Tavşanı ( Hairy Sea Hare-Ragged Sea Hare) olarak adlandırılıyorlar, geniş sayılabilecek yayılımları içerisinde Hint-Pasifik denizleri, Karaipler ve Akdeniz var. Arkada istemdışı da olsa kadraja giren Karagöz balığı deniz tavşanlarının büyüklüğü konusunda bir fikir sahibi olmanızı sağlayabilir.

Bursatella leachii

Bursatella leachii mating in progress

Normalde daha derin sularda yaşayan bu deniz tavşanları (kabuksuz salyangozlar) mevsimin gelip suların ısınması ile birlikte sığ sulara gelip birbirlerini buluyor ve çiftleşiyorlar. Bu canlıların davranışları ile ilgili yapılan bilimsel çalışmalar davranışlarının bir ritmi olduğunu, akşam vakti bir araya gelen bireylerin sabahları tek tek görüldüğünü belirtiyor. Diğer çalışmalarda ise bu canlıların geceleri üremek için toplanıp gündüzleri dağılarak beslenmeye çıktığından bahsediliyor, bu davranış hem laboratuvar ortamında hem de doğada aynı olarak gözlemlenmiş.

Bizim dalış sırasında karşılaştığımız bu tüy yumakları hemen ilgimizi çekti elbette, amacımın bu konuda bir bilimsel makale yazmak olmadığını, ayrıca bu konuda yetkin de olmadığımı bu arada belirteyim. Ancak sualtında karşılaştığım ilginç olayları yazmaktan hoşlanıyorum ve bu da onlardan biri, fotoğraflar tür tespiti ve davranış belgeleme dışında bir değer ifade etmiyor bunu da yazmadan olmaz.

Take that

Bursatella leachii -- Chemical Warfare

Bir süre incelediğimiz bu canlılar etraflarında bulunmamızı bir tehlike olarak algılamış olmalılar ki kendilerini savunmak amacıyla bir sıvı salgılamaya başladılar. Deniz tavşanları değişik kimyasal savunma mekanizmalarına sahipler, bir kısmı yedikleri zehirli deniz yosunlarındaki toxinleri (Caulerpenin vs.) özümseyerek kendi bünyelerini zehirli hale getiriyor ve düşmanlardan korunuyorlar, bir kısmı düşmanları felç eden veya öldüren kimyasallar salgılıyor,  şurada bununla ilgili oldukça enteresan bir bilimsel makale var. Neyse biz konumuza dönecek olursak fotoğrafta koyu mor-lacivert şekilde görülen salgı deniz tavşanının kimyasal silahı, bu konuda sadece yurt dışında değil ülkemizde de yapılmış yayınlar var. Bu hayvanların ilgi çekici savunma mekanizmaları tabiatın gücüne hayranlık duymamı sağlıyor, her tür varlığını sürdürüp soyunu devam ettirebilmek için yeni ve dahiyane mekanizmalar geliştiriyor.

Bu tür bir davranışa, Porto Rico veya başka bir tropik denizde değil de İzmir-Çeşme’de şahit olmak ise ayrıca güzel.

Hayatın küçük sürprizlerinin etrafınızdan eksik olmaması dileğiyle,

Namaste,

PS:Adet olduğu üzere çekim bilgilerini de ekleyeyim, 60mm F2.8D Micro nikkor objektif ile f 16  1/160 @ISO 200 ,  YS90 Auto harici flaş ile çekildiler.

La Tortuga

By , January 15, 2010 9:01 pm

La Tortuga – Turtle – Schildkröte – Черепаха – Kaplumbağa , kim bilir başka dillerde nasıl adlandırılıyor. Deniz kaplumbağaları çok enteresan yaratıklar, bu güne kadar sualtında 4 kere karşılaştım onlarla, bir kere Girne’de Zephyros resifinde bir kere Kaş’ta Fener adasında, Bir kere Maldivler’de Holi Maru Resifinde bir kere de Çeşme’de açık denizde. Her seferinde heyecan kaynağı oldular benim için ancak Kaş Fener adası sakini kadar yakınlaştığım hiç olmadı.

Daha önce o dalışı “Yaşama Sevinci” isimli bir yazıyla anlatmıştım. Hala gözüm gibi baktığımı iddia ettiğim dome port’un üzerinde o dalışta çarptığım kayanın çizikleri duruyor. O çizikleri yok etmek için daha sonra denediğim çeşitli yöntemler pek başarılı olamadı ama konumuz bu değil. O dalışta gördüğüm kamplumbağa hem gördüklerimin en irilerinden biriydi hem de oldukça uysal olduğu için etrafında pervane olan onlarca dalıcıya aldırmadan sadece kendisinin bildiği bir rotada telaşsız hareketlerle yüzüyordu.

La Tortuga muy buena

Haramiler - Caretta caretta - Kaş

Daha makineyi D300′e terfi ettirmemiş, D50 gövde ve housing’i elden çıkarmamış, YS90 ana ve Ikelite 50s köle flaşlarla mücehhez sistemimi gururla taşıyor, kalabalıktan bunalmaya başlayan kaplumbağayı kadraja alabilmek için çalapalet yüzüyordum peşisıra. Bu tür atraksiyonlar cereyan ederken dalış grubunda sözsüz bir iletişim, kelimelere gerek duyulmayan asude bir birliktelik gözlemleniyor. Orta Asya kökenimizden gelen yarım ay taktiği ile düşmanları helak etme alışkanlığının bir tezahürü müdür yoksa dairesel dayak atma geleneğimiz’in bir uygulaması mıdır bilinmez ama konu olan hayvan kendisini bir anda bir çember içerisinde buluyor birden.

Bu çemberde herkesin rolü belli, herkes hem kaplumbağayı izliyor hem de kaçıp gitmemesi ve bu birliktelikten alınan zevkin maksimizasyonu için (kulunuz mühendis olduğu için böyle şeyler yazmadan duramıyor) elinden geleni yapıyor. Bu  durum devam edip süre uzadıkça kaplumbağa çemberi yarmak için hamleler yapıyor, huruç harekatları düzenliyor kendi ortamında olmanın avantajıyla pek de istifini bozmadan yavaş ama kararlı hamlelerle çemberin dışına çıkmaya çalışıyor.

Ben kaplumbağa ile karşılaşmanın şokunu ve hemen sonrasında makinenin önündeki dome port’u kayaya çarpmanın dayanılmaz lezzetini geride bırakmış flaşlar daha çabuk dolmadığı için söverek iyi bir kare yakalamaya çalışırken kaplumbağa yavaşça yanımdan geçip kendisini bekleyenlerle karşı karşıya kalıyor, son savunma hattı dizilmiş, fotoğraf çekenler deklanşörlere basıyorlar, ekim ayı ve günün ikinci dalışı olduğu için ışık iyice azalmış o nedenle bazıları fotoğrafı bırakıp videoya dönmüşler, bu mevsimde çoktan Kıbrıs kıyılarında olması gereken kaplumbağa ani bir dönüşle suyun yüzüne doğru yöneliyor ve oradan derin bir nefes aldıktan sonra mavilikte kayboluyor.

Joy of life

Zevk -- Joy -- Pадость

Kaplumbağa bu son “akıl dolu hareket” ile takipçilerini atlatıp mavilere karışırken bu karşılaşmanın verdiği zevk ve yaşama sevinciyle bizler ne yapacağımızı şaşırmıştık resmen, dalış eşim Julian kendini dibe bırakıp sırt üstü yatmış sırıtmaktan neredeyse ağzından maps fırlayacak, ben hala ulan şöyle de çekseydim diye pişman flaşlarıma sövüyorum ama öyle mutluyum ki umurumda değil. Herkes sarhoş gibi dalışı bitirip çıktığımızda herkes 90 desibel aşağısı yok.

Eski fotoğrafları karıştırmanı böyle güzel bir tarafı var işte, eski anıları da depreştiriyorlar, sanki tüm olanları yeniden yaşıyor insan. Hayatınızdan muhteşem anların eksik olmaması dileğiyle.

Namaste,

İfade

By , January 13, 2010 8:34 pm

Kara fotoğrafçılığı bilgilerim ancak temel fotoğraf tekniğini kapsadığından (ki onu bile tam olarak bildiğim söylenemez) güzel çekilmiş portrelere imrenirim oldum olası. Neredeyse fotoğrafın başlangıcından beri insanlar portre çekiyorlar, oldukça değişik yaklaşımlar ve ışıklandırma teknikleri kullanarak bir insanın ruh hali, ifadesi, dış görünüşü, hayatı ve kişiliğiyle ilgili bilgileri izleyene aktarıyorlar ve bir kısmı bunu çok çok başarılı yapıyor. Sualtında yüzü olan konuların fotoğraflanması da kendi içinde ayrı bir ustalık gerektiren bir uğraş.

Çekilen fotoğrafın basit bir tür tespit fotoğrafı olmaktan çıkıp bir ifadeyi yansıtabilmesi sualtının alıştığımız zorluklarına bir yenisini ekleyen çetin bir meydan okuma.

Horozbina Portresi (Parablennius gattorugine)

Horozbina Portresi (Parablennius gattorugine)

Portre fotoğrafçılığının sualtında da belirli kuralları var, kısaca söylemek gerekirse konuyu arka plandan soyutlamak, arka planı mümkün mertebe sade hale getirmek, özellikle gözleri ana netlik (odaklama) noktası olarak seçmek, kareyi konu ile mümkün mertebe doldurmak, konuda türe özel bir davranış ve/veya ifade yakalayabilmek.

İfade için Türk Dil Kurumu Sözlüğü şöyle demiş :

Bir duyguyu, yüz aracılığıyla anlatan belirtilerin, mimiklerin bütünü.

Balık portrelerinde bir ifade yakalayabilmek gerçekten çok zor, bunun için hem sabırlı olmak, hem iyi bir zamanlama hem de balık davranışlarını tahmin edebilecek tecrübe gerekiyor. Böyle bir anı yakaladığınızda eğer ilk fotoğraftaki gibi konuyu paralel olarak aldıysanız ve netlik göz çevresine olacak şekilde odak noktasını seçtiyseniz objektifinizin bokeh etkisinden yararlanabilmek ve konuyu öne çıkarıp arka planı soyutlamak için diyaframı açabilirsiniz, flaş gücünü ona göre ayarlarsanız dengeli aydınlatılmış bir portre ortaya çıkar.

Bir diğer teknik ise arka planı karartmak ve konuyu bu şekilde ortaya çıkartmak olabilir, bunu sağlayabilmek için diyaframı iyice kısmış olmanız (f16 ve üzeri) ve konuyu arka planı boş olan bir yerde veya açıkta yakalamanız gerekir bu diyafram ve 1/250-1/200 civarı bir enstantane değeri size siyah bir arka plan sağlayacak ve konunuz yeterince renkliyse fotoğrafın etkisini arttıracaktır.

Sad Lisa -- Apogon imberbis

Sad Lisa -- Apogon imberbis -- Cardinal fish

Kardinal balığı (Apogon imberbis) gibi kovuklarda yaşayan ve orta suda yakalaması zor balıklar için bu tekniği uygulamak flaş ışığı kovuk duvarlarından yansıyacağı için oldukça olacaktır. Böyle bir durumda en kısık diyafram ve idare edebileceğiniz en düşük flaş gücü kullanılabilir.

Konu seçimi de oldukça zor ancak bazı basit ipuçları vermek gerekirse korku eşiği yüksek olan kolay kolay ürkmeyen konular 60mm Macro objektif için uygundur, örnek olarak Horozbina verilebilir, istediğiniz kadar sokulabilir ani hareketler yapmadığınız sürece ürkütmeden bu meraklı ufaklıkları fotoğraflayabilirsiniz. Tropik sularda ise anemon balıkları bu türlere örnektir. Yüz yapıları dolayısıyla komik , naif ifadeler yakalamak mümkündür.

Daha ürkek konular için 150mm lik veya daha üzeri Macro objektifler kullanmak gerekecektir, bu konuları gündüz dalışlarında ürkütmeden fotoğraflamak ancak bu objektiflerin sağlayacağı uzaktan odaklama imkanı ile mümkün olur gece dalışlarında ise gece avlananlar hariç tüm balıklar uykuda olacağı için sokulmak ve fotoğraflamak konuları görebildiğiniz sürece daha kolaydır. Bazı konuları ise değil fotoğraflamak dalış lideri olarak fark edip grubunuza göstermeniz bile zordur, küçük kovuklarda yaşayan blenny balıkları, gobiler buna örnek olabilirler.

Full Frontal

Full Frontal -- Yazılı Hani -- Serranus scriba

Yukarıdaki fotoğrafta yer alan yazılı hani, bizim sularımızda bulunabilecek en renkli simalardan birisi ve oldukça güzel fotoğraflar verebiliyor. Bu yazıdaki fotoğrafları özellikle İzmir-Çeşme de yaptığım eski dalışlarda çektiklerimden seçtim, elimde bu konuyu örneklemek için oldukça fazla fotoğraf olmasına ve bunların bir kısmının tropik sularda yaşayan daha sıradışı canlılar olmasına rağmen bu seçimi yapmamın sebebi modern çağın gereği olan kavanoz dipli dünyanın küçülmesi sonucunda zaten iyice gözden düşmeye yüz tutan bizim denizlerimize vefa borcundan diyebilirim. Dünyanın bu küçülmesi ve ülkemizin ekonomik durumu Kızıldenize yapılacak mütevazı bir seyahati bizim sularımızda yapılacak bir dalış seyahatinden neredeyse daha ucuz hale getirmişken bizlerin, gözümüzü açtığımız, yüzmeyi öğrendiğimiz, balıklarını seyredip avlayıp yediğimiz denizleri unutmamamız gerek.

Bu yazıdaki bütün fotoğraflar Nikon D50 kamera, 105mm F2.8 D Micro nikkor objektif ile çekildi (2006 ve 2007 yıllarında), çekim değerleri sırasıyla   f14 1/60 @ISO 200  ,  f18 1/200 @ ISO 200 ,  f18 1 /200 @ ISO 200.

Namaste,

Efsane ya da Yaşayan Ölü’nün dönüşü …

By , January 12, 2010 12:59 pm

Uzun zaman önce daha scuba’ya başlamadığım yıllarda arada sırada rastladığım sualtı fotoğraflarına bakar ve bunları nasıl çekiyorlar? sorusuna cevap ararken kulağıma en çok çalınan isimlerden birisiydi Nikonos. Üniversite son sınıfta bir Nikonos almayı hayal etmiştim ama o gençlikte özel ders ve çeviriden kazanılan parayı yemek için çok daha iyi mecralar bulabiliyor insan. Daha sonra hayat gailesi başlayınca unutulan projelerimden birisi olmuştu bu heves.

Jean Jacques Cousteau’nun tasarladığı ve daha sonra Nikon’un devam ettirdiği bu efsane amfibi kamera serisi bir devrin sualtı fotoğrafçılarının vazgeçilmezi olmasını hem sağlam sistemine hem de lenslerinin optik kalitesine borçluydu. Sualtı fotoğrafçılığına benim başladığım dönemlerde Nikonos ismi piyasadan çekilip efsanelere karışmış, filmli SLR makineler de ömrünü tamamlamaya ve gelişen digital teknolojiye boyun eğmeye başlamıştı.

Ne olursa olsun o zamanlarda da şimdi de digital filmin özellikle de diapozitif filmin verdiği kalite ve kontrastı sağlayamıyor belki gelecekte makine içi algoritmalara High Dynamic Range tekniğinin entegre edilmesi, daha kaliteli ve büyük sensörler ve optik aksam ve başka mumbo jumbo’lar ile bu son bariyer de aşılacak. Ancak gelişen teknoloji’nin benim gibi korkunç koleksiyoncu zihniyetli, çoluk çocuğun nafakasını makine ekipmana yatırmaya meyyal, gözü doymaz ekipman arsızları için başka bir fırsatın da kapısını açtı.

Eskiden fiyatlarıyla el yakan, komple bir seti 2 flaş, son derece kaliteli 15mm balık gözü f2.8 , 35mm f2.8 , 20mm f2.8, 80mm f4 objektifleri ve geriye kalan uzatma tüpleri, makro çerçeveler gibi bir takım aksesuarı tamamlamak için 1990′lı yıllarda vermeniz gereken 10.000+ Amerikan Doları bedel, herkesin digitale geçmesi ve ekipmanı terk etmesi dolayısıyla kuruş mertebelerine düştü. Bu sistemin tamamını şurada görebilirsiniz. Bu link aynı zamanda Nikonos Avcıları için gayet iyi tüyolar içeriyor, sayfanın en altında eski malzeme alırken nelere bakmanz gerektiği yazıyor eğer siz de bu yazıdan sonra niyeti bozarsanız iyice okumanızı tavsiye ederim. Nikonos objektifleri ile ilgili oldukça iyi bir değerlendirme de şurada görülebilir.

Bu olayın gerçekleşmesi ile online ortamlarda, gittigidiyor, e-bay gibi sitelerde ve forumlarda gizliden bir ekipman avı başladı, her ne kadar sualtında modaları geçmiş gibi görünse de bu kameralar ekstrem şartlarda çekim yapacaklar için hala biçilmiş kaftandı. Özellikle neredeyse tamamen mekanik olan Nikonos I, II ve III su almaları durumunda bile kurutup o-ring değiştirerek kullanılabilmekte ve en ağır iklim şartlarına bile dayanabilmekteydi. Bu furya içerisinde başladığım Nikonos avında 80mm f4 hariç tüm lens ve aksesuarlarını ve Diyafram ağırlıklı çekim yapan Nikonos IV-A gövdeyi geçtiğimiz 2 yıl içinde oldukça iyi fiyatlara almayı başardım.

Bu kameralar bir türlü unutulamayan eski sevgililer gibiler, olur olmaz yerlerde zırt pırt aklınıza geliveriyorlar, geçenlerde Nikonos lenslerini yeni digital kompakt kameralarda kullanabilmek için yapılan çalışmaları okuduğum zaman aklıma ilk bu geldi. Buna en canlı örnek sanırım Pirate Pro’nun çalışmaları şurada ve şurada görülebilir. Bu çalışmalar oldukça umut verici ve umarım başarılı olurlar bazen elimdeki hurda malzemeleri kullanarak bir şeyler yapmayı ben de planlıyorum kıfsmet.

Kendi hesabıma, ben Nikonos’umu sadece havuz çekimlerinde fazla zorlanmayacağı ortamlarda kullanmayı planlıyorum, çekim yaptıkça sonuçlarını da buraya yükleyeceğim. Bu arada fotoğraf konusunda kimi zaman fikirlerine katıldığım Ken Rockwell de şöyle demiş Nikonos IV-A hakkında. Bu ve bunun gibi eski/antika kameralara ait eski el kitaplarını internet üzerinde bulabileceğiniz süper bir adres te şurada belki işinize yarayabilir.

Daha fazla merak edenler için Nikonos familyasının tüm tarihi şurada görülebilir. Yine bu kameralar için Jim ve Cathy Church tarafından yazılmış oldukça iyi olduğu söylenen bir kitap da var edinebilirseniz fena olmaz. Dayanıklı yapısı nedeniyle savaş muhabirleri tarafından da tercih ediliyor, edilmiş ve edilmekte (yedek kamera olarak).

Nikonos V Photographed by Rama

 Bu yazıda kullanılan görsel Rama isimli Wikipedia kullanıcısı tarafından çekilmiş ve Creative Commons lisansına uygun olarak kullanılmıştır.

Uzun zamandır hayran olduğum bu sualtı efsanesine dair yazmak bu güne kısmetmiş birilerinin işine yaraması, bilgilendirmesi , heveslendirmesi dileğiyle.

Namaste,

Batık Fotoğrafçılığı

By , January 7, 2010 10:11 pm

İsimsiz Batık / Unknown Wreck

Batıkları hep sevmişimdir. Bazılarında korku veya endişe gibi tepkileri tetiklese de benim için hep serüveni temsil etmiştir onlar. Nedendir bilmiyorum, belki de Open Water brövemi aldıktan hemen sonra 7. dalışımı Kemer de Paris batığına yapmamın bunda etkisi olabilir. Tabii o zamanlar şimdiki gibi Kemer kanalizasyonu Paris batığının üzerine akmıyordu, dalması ve izlemesi gerçekten mükemmel olan karakterli bir batıktı. Bu tarz hikayesi olan batıklara dalmak ayrıca heyecanlı, insanın merakını kamçılıyor.

Çok çeşitli olabiliyor bu batıklar her birinin de sunduğu güzellikler farklı oluyor tabii, ülkemizdeki batıkların en güzellerinden birisi bana göre Monem. Portfolyomda bu batığa ait yüzlerce kare var, planını gözüm kapalı çizebilirim. Bodrum’da batırılan C-47 Dakota uçağı da çok çok güzel aynısından Kaş’ta da var. Çeşme’de bir yeni batık da SG-114 numaralı sahil güvenlik botu, batırılacağı yere karar verilir ve idari sorunlar aşılırsa belki bu sezona yetişebilir.

Batık fotoğrafı çekebilmek için sadece özel donanım değil biraz tecrübe de gerekiyor. D-SLR makinelerle bir batığı kadraja sığdırabilmek için mutlaka balık gözü bir objektif kullanmanız gerek. Ben Nikon 10.5mm Fisheye DX 2.8D kullanıyorum ve küçük sensörlü bir D-SLR de performansından oldukça memnunum. Kullanmanız gereken flaşlar da güçlü ve uzun flaş kollarına sahip olmalı. Compact bir makine ile çekim yapacaksanız mutlaka bir geniş açı dönüştürücü ve yine güçlü flaşlar kullanmanız gerek. INON firmasının imalatı olan balık gözü dönüştürücüler oldukça güzel işler çıkartıyorlar.

Bu iki sistemle de sualtında filtre kullanarak fotoğraf çekmek mümkün, bunun tekniklerinden daha önce bahsetmiştim. Uygun derinlik ve ışık -görüş koşullarında filtre kullanımı konvansiyonel bir sistemle alamayacağınız neticeler almanızı sağlayabilir. Flaş kullanmamanın getirdiği hafiflik ve hareket kabiliyeti de bu yöntemin bir başka artısıdır.

C-47 Dakota - Bodrum

Batıklarda çok çeşitli kompozisyonlarla çok farklı kareler çekmek olasıdır, sadece kalıplaşmış karelere sıkışıp kalmamak hayal gücünü zorlamak gerekir, silüetler, batığın ırgat, bucurgat, demir, vinç, baca, manika gibi aksamları farklı kompozisyonlar için kullanılabilir, batığın içerisinden dışarı doğru, yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya modelli veya modelsiz geniş açı ile çok farklı anlar yakalanabilir. Batıklar konusunda bu blogda daha önce yazdıklarıma ulaşmak için Batık , Monem, Bodrum anahtar kelimeleriyle arayabilirsiniz.

Batık dalışlarında özellikle penetrasyon planlanıyorsa, yani dalgıç jargonuyla söylenenin türkçesi ile batığın kapalı kısımlarına, ambar, kamaralar, makine dairesi gibi yerlerine girilmesi düşünülüyorsa hem dalış ona göre planlanmalı, hem dalıcıların bröve seviyeleri ve tecrübeleri hem de kullandıkları ekipman ona göre olmalıdır. Aksi durumda sonu ölüme varabilecek kazalar mümkündür ve kulunuza inanmıyorsanız google efendide yapılacak basit bir aramanın getireceği sonuçları ibretle okuyabilirsiniz.

Monem - Çeşme

Batıkların siyah beyaz karelerinin de ayrı bir lezzeti var benim için, her ne kadar bazılarında klostrofobi gibi tepkileri tetiklese de batıkların içerisinde doğal ışık kullanılarak çekilmiş kareleri de çok seviyorum. Genel olarak eğer pencere lomboz gibi bir kaynaktan doğal ışık geliyorsa flaşları kapatıp ölçümü dış ortam ışığına göre yaparak pozlamak çok iyi neticeler veriyor. Ortamda bu tür bir ışık kaynağı yok veya yetersiz ise içeride bulunan su büyük ihtimalle partiküllerle dolu olacağı için flaşları dışarıya doğru hafifçe açılandırmak flaş ışığının bu partiküllerden sekerek parlamasını (ki ecnebiler buna backscatter diyorlar) önlemeyi deneyebilirsiniz.

Monem - Çeşme

Modelli çalışırken genel bazı noktalara dikkat etmekte yarar var, fotoğrafı modelin nefes verdiği anda pozlamak ve kabarcıkları kareye dahil etmek hem estetik olarak daha güzel hem de izleyende gayrı ihtiyari oluşan soluksuz kalma hissini ortadan kaldırıyor, mümkün mertebe modelin kameraya bakmamasını kare içinde başka bir noktaya bakmasını sağlamalısınız, modelin elinde bir ışık kaynağı varsa o da kare içinde kamera haricinde başka bir noktaya yönlendirilmiş olmalı, model bir dalıcı olarak da iyi görünmeli kendisi ve malzemesi salkım saçak olmamalı (eğer hala konağa damat seçtiğimiz hissine kapılmadıysanız devam edelim) fotoğraflamak istediğiniz kompozisyon ve planlarınızı bilmeli, dalış öncesinde bunları konuşup kararlaştırmalı ve dalış sırasında da iletişimi sürdürüp modelin konumlanmasına yardımcı olmalısınız. Tabii bütün bunlar hem tüm modelli sualtı fotoğraflrrı için geçerli kurallar hem de eğer bir modelle dalıyorsanız yapılmalılar ama yanınızdaki eğer model değil de buddy’niz ise (dalış eşi) modellikle alakası olmayacağından bu maddelerin bazıları da otomatik olarak uygulanamayacak. Bu yazıya eşlik eden fotoğrafların hiçbirinde model yok hep dalış eşi ya da tesadüfen orada olan dalıcılar var bu da kompozisyonu oldukça zorlaştırıyor.

Her ne kadar dalışımızın amacı fotoğraf çekmek de olsa emniyeti asla elden bırakmamalı, emniyetli dalış limitlerini ve kendinizin ve buddy’nizin  kişisel limitlerini ASLA zorlamamalısınız, o batık hep orada olacak ama siz olamayabilirsiniz.

Yılın bu zamanı sezonu bitirip yeni sezonu iple çektiğimiz zamanlar. Herkese sağlık ve mutluluklar diliyorum.

Namaste,

Panorama Theme by Themocracy