Sandıktan kareler veya 2009 gidiyor ..!

The Three Musketeers
Kimi zaman eski çektiğim fotoğrafları kontrol ediyorum, etiketlemek, incelemek, zaman içerisinde post processing denilen şeye daha vakıf olduğum için fotoğrafı yeniden işlemek veya şu an aklıma gelmeyen gizemli sebeplerden dolayı.
Böyle zamanlarda çektiğim fotoğraflardaki teknik eksiklikler beni güldürüyor, keşke şunu şöyle yapsaymışım dediğim oluyor bazen, anlık fotoğraflarda bunu daha az söylüyorum çünkü bir an o, ayar yapacak vakit yok, kadrajı yapıp deklanşöre basıyoruz, flaşlar dolunca bir kere daha, bir kere daha.
Son yaptığım yurtdışı dalışlarından sonra genelde çevremden gelen tepki “Artık Türkiye’de dalmazsın herhalde” oldu. Bunun sebebi yurtdışına kıyasla canlı popülasyonunun azlığı, mevcut canlıların da av baskısı yüzünden fazla ürkek olması tabii. Ancak bu fikre katıldığımı söylemem mümkün değil henüz. Canlının az olduğu bir yerde bakılacak, fotoğraflanacak, dalış lideriyseniz gruba gösterecek bir şeyler bulmak gerçekten beceri işidir. Balığı böceği sopayla kovaladığınız tropik sularda bu işi babam da yapar, marifet bizim sularımda bu becerileri gösterebilmektedir.
2009 senesini bitiriyoruz, iş açısından yorucu dalış ve fotoğraf açısından ise son derece tatmin edici bir sene olmuş benim için, gelecek senelerin hepimiz için daha da iyi olmasını diliyorum. Kıbrıs dahil 3 yurdışı dalış seyahati ile kırdığım rekoru daha da ilerletmem gerek 2010 da
. Hep hayalimde olan bir türlü işte bitti diyemediğim kitabımı da bu sene bitirmek azim ve kararlılığındayım. İnsanın kendi yazdıklarını bir türlü beğenememesi ne acıklı bir şey, altı sayfa yazıp ondan sonra bu ne yahu demek kadar acısı yok sanırım.
Şimdi bir baktım da blog yazmaya başlayalı 3 sene olmuş, önceleri blogspot da başladığım macera kendi domain’im ve wordpress altyapısı ile devam ediyor, çektiğim fotoğrafları da insanlarla paylaşabileceğim bir sitem oldu bu sene, bu açıdan da kayda değer bir yıl benim için. Bunları yazarken bir sonraki yazımın da konusunu buldum.
Son seyahatten bu yana çektiğim fotoğraflardan seçtiklerimi birer foto-kitap haline getirip saklamaya başlamıştım, bu iş için de patates baskı‘nın hizmetlerinden yararlanıyordum. Her ne kadar siteleri pek kullanıcı dostu olmasa da baskı alanında hem fiyatları hem de hizmet kaliteleri oldukça iyi. St. John’s Reef seyahatinin kitabını baskıdan bekliyorum ve bu sefer 3 kopya istedim ne olur ne olmaz diye.
Bu yazıya dün başlamış ve gece de bitirmeyi planlamıştım ama mümkün olmadı ve bu güne kaldı, sabah yazmaya başladığımda – ki saat 07.30 sularıydı- Bratsch’ın Armenian Waltz isimli parçası çalıyordu. Bu arada kaşınmatif sendromum hala sürmekte ki Sevda Şahin’in diğer turlarına bakıp hayal kuruyorum sürekli, yılbaşı vesilesiyle milli piyango, sayısal loto gibi araçlar ve umudun fakirin ekmeği olması durumundan, kuzey buz denizi dalışları, sardalya göçü, lembeh boğazı gibi turlara kasap vitrinini kesen kediler gibi yalanarak bakıyorum.
Bu arada Akyalar bana sevgili dostum, buddy Julian Vilkoşevski’yi ve onunla yaptığımız bir dalışta ortasında kaldığımız sürüyü hatırlattı. İzmir , Ekim sonları oldukça soğuk bir havada, makinede macro lens takılı, dalışın ortalarında bir yerlerde bir anda bir akya sürüsü peydahlanıyor maviden, etrafımızda dakikalarca dönüyorlar. Makinenin biten pili ve uygun olmayan objektif yüzünden bu dansı sadece seyredebiliyorum, Julain ise makinesinin video modundan faydalanarak bu anıyı kayda geçiriyor.
http://www.vimeo.com/8333055
Bu Akyalar daha küçük ama sayıları daha fazla ve oldukça sokulganlar. Seneyi bitirirken 2009 da çektiğim en iyi karelerle ilgili bir yazı hazırlıyorum, senenin kapanışını onunla yapacağım.
Namaste,

