Giderayak …

By , November 20, 2009 11:42 pm

Uzun zamandır planladığımız ve iple çektiğimiz bir seyahate çıkmaya saatler kala, daha bavulları ve malzemeleri bile toplamamışken, 20 kiloluk hakkımı geçip fazla bagaj cezası ödememenin planları aklımın köşesinde istenmeyen misafirler gibi eğreti ve sevimsiz dururken.

Göz göze

Göz göze

Çekeceğim yeni fotoğrafları daha kafamda kurmadım, hangi objektifleri alacağımı bile bilmiyorum, bu güne kadar hazırlandığım en kara düzen seyahat bu olmuştur sanırım. Hal böyleyken, gerçi sanılmasın ki aylarca sürecek bir seyahat bu, sadece güney kızıldeniz tarafına bir haftalık bir tekne seyahati, buraya bir şeyler bırakayım dedim ben yokken dursun göstermelik kabilinden diye.
Raises his brows :)

Raises his brows :)

Üstteki fotoğraflar ve en son ekleyeceğim fotoğraf aynı dalışta ve aynı malzeme kombinasyonu ile çekildi. 105mm f2.8D Micro Nikkor ve +4Diopter Close-up lens, tek YS90 Auto Flaş Manuel kontrol ve manuel netlik yapılarak. Özellikle en son fotoğrafı çok seviyorum bütün kusurlarına rağmen. Çünkü o kare şu üstte gördüğünüz karenin 10 saniye öncesi arada sadece flaşların dolması için geçen 8-10 saniye var.
O ifade, ahtapotun yüzündeki önleyemediği merak sualtında görmekten çok hoşlandığım şeylerden birisi. Seyahat sırasında gece dalışı yapabilirsek belki makro çekme fırsatım da olur, yoksa ağırlıklı olarak geniş açı, filtre, video kullanılacak sanırım. Geçen seferki seyahatin acı tecrübeleri sayesinde bu sefer endi dalış malzememi de götürüyorum. Böylelikle olabilecek arızaları da en aza indirmeyi planlıyorum. Divers Alert Network (DAN) üzerinden dalış sigortamı da yaptırdım.
I've got my eye on you !

I've got my eye on you !

Flaşın patlattığı bir kaç küçük planktona ve alt kısımdaki kısmi aşırı pozlamaya rağmen bu kareyi seviyorum. Balık ve diğer kafadan bacaklılar gibi türlerin portre diye nitelenebilecek fotoğraflarını çekmek , konunun “yüzünde” bir ifade yakalamanın zor olması nedeniyle ayrıca maharet ister, bu fotoğraftaki merak ifadesini seviyorum o nedenle.
Kimilerinin neredeyse bir kedi kadar akıllı olduğunu iddia ettiği ahtapotlar duygularını renk değiştirerek ve vücut dokularındaki kabarmalarla ifade ederler rengi bir anda bembeyaz olan bir ahtapot kızmış demektir. Yuvalarının girişini yediği midyelerin kabuklarıyla dekore eder, bu sayede alışkın gözler onu daha rahat bulabilir. İyi kamufle olmuş bir ahtapotu ise orada olduğunu bilmiyorsanız görebilmeniz neredeyse imkansızdır.
Neyse bu fuzuli bilgileri de serpiştirdikten sonra yavaş yavaş dükkanı kapatma vakti geliyor. Yapılması gereken çok iş var, bir süre buralarda olamayacağım, döndüğümde tüm sevdiklerimle birlikte herkesi bıraktığımdan daha iyi bulmayı diliyorum.
Namaste,
PS:  Horozbina F22 1/60 @ ISO 200 ahtapotlar ise f8 1/60 @ ISO 200

Kelimeler kifayetsiz … Words are feeble …

By , November 13, 2009 11:45 am
Sometimes words are feeble and unnecessary !

Sometimes words are feeble and unnecessary !

News and Curiosities

By , November 13, 2009 9:42 am
Surgeon fish / Sharm el Sheikh / 2006

Surgeon fish / Sharm el Sheikh / 2006

Yeni şeyler yazmak geldi içimden, şimdi bu alemde tek sualtı fotoğrafı çeken ben değilim elbette. Nice başarılı hatta ekmeğini bu işten kazanan insan evladı var. Kıskançlıktan yeşererek izlediğim, fotoğrafları üzerine kafa patlatıp bu adam bunu nasıl yapmış diye düşündüğüm bir çok usta fotoğrafçı var.
Değerli basınımız  Amos Nachoum‘u keşfetmiş mesela son günlerde, onun fotoğrafları “gülümseyen köpekbalığı fotoğraflandı” , “ölüm anını işte böyle yakaladı”  ve buna benzer catch phrase’lerle son kullanıcıya servis ediliyor.
Neye yanayım bilemedim, adamın ve buna benzer diğer fotoğrafçıların bin bir emek ve özveriyle çektiği ve gerçekten hem fotoğraf hem belgesel değeri çok çok yüksek olan bu fotoğrafların çerez misali ve eksik bilgiyle tüketilmesine mi yanayım, zaten adı çıkmış seksen’e inmez yetmiş’e durumunda soyu tükendi tükenecek diye soluğumuzu tuttuğumuz köpek balıkları hakkında yalan yanlış yazılanlara mı yanayım bilemiyorum.
Tabii bunlar da hayatın gerçekleri, tek teselli belki birilerinin aklında bir merak oluşur da bu adam kimdir ? nedir ? ne yapar ? diye biraz daha derinlemesine araştırır diye umut ediyoruz. Bu alemde takip ettiğim bir kaç yayın var, konudan konuya zıplıyorum ama önemi yok, ülkemizde Sualtı Dünyası / Marine Photo dergisi vardı, hala var gerçi ama artık varlığını internet ortamında sürdürüyor. 
Yurtdışında da bir çok güzel derginin arasında Underwater Photography Magazine var, geçenlerde 51. sayısı yayınlanan bu derginin içinde çok sevdiğim ama uygulamaya yeterince zaman ayıramadığım Close Focus Wide angle yani Yakın Odaklı Geniş Açı çekimler ile ilgili bir yazı var. Yazıyı başarılı bir sualtı fotoğrafçısı ve Magic Filtre’nin geliştiricilerinden olan Alex Mustard yazmış. Hem görselleri son derece başarılı hem de gerek içerdiği bilgiler ve fotoğrafların çekim bilgilerinin sakladığı küçük ip uçları ile okunması gereken bir yazı olmuş, tavsiye olunur. Fotoğrafın konu ile ilgisi yok, tamamen düzenleme faaliyetleri sırasında elime gelen ve bir anıyı tetiklediği için atmaya kıyamadığım bir kare.
Fotoğraftaki bir cerrah balığı, Acanthurus sohal veya diğer adıyla Sohal surgeonfish. Bu balıklara surgeonfish denmesinin sebebi kuyruğuna yakın kısımda neşter gibi keskin yatay bir çıkıntının olması. Fotoğraftaki balığın bendeki yeri ayrı, çünkü kendisiyle şnorkel yaparken beni didiklemeye niyetlenmesi vasıtasıyla tanıştık. Daha önce dalışlarda regülatörden çıkan hava kabarcıklarına dalıp dalıp çıktığını görmüşümdür bu balığın ama ilk tanışmamız şnorkel yaparken gelip maskeme çarpmasıyla olmuştu, sanırım belli bir bölgeyi koruma durumu vardı beni uzaklaştırana kadar defalarca saldırdı. Küçücük balığın cesaretine hayran kalıyorsunuz bir yerde.
Cesaret uğraştığımız her işte gerekli bir şey, sizi bir adım ileriye götüren şeyin ta kendisi cesaret. Amos Nachoum’u o kafesten çıkartıp o büyük beyaz’la dans ettiren şey cesaret, bende büyüyünce o kadar cesur olmayı diliyorum bir gün :)
Haftanın son gününde hayatlarımızın her gününde  her şeyin istediğimiz gibi olması dileğiyle.
Namaste,
Fotoğraf: Sea & Sea DX5000-G  f3.5 1/400 @ ISO 100
Namaste, 

Look for smaller things in life … !

By , November 11, 2009 11:43 am

Daha önce şurada yazmıştım bu konuda, keşiş yengeçleri enteresan hayvanlar. Kendilerine ait bir kabukları olmaması ve yumuşak vücutlarını savunabilmek için kabuk değiştirme zamanı gelince çaresiz bir şekilde oradan oraya koşturmaları değil onları ilginç yapan. Doğal seleksiyon denilen acımasız düzenin içerisinde türünü bu güne kadar devam ettirebilme becerisini gösterebilmesi de değil.

A hermit crab desperately seeking a new shell !

A hermit crab desperately seeking a new shell !

Onu ilginç yapan şeylerden biri değişik alt türlerinin karada veya suda yaşayabilmesi, hayvanlar için uzun sayılabilecek (30 yıl) bir ömre sahip olabilmesi de değil. Kendi kısıtlı gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki bu hayvanı özel yapan şey en çaresiz zamanında bile dayılanmayı elden bırakmaması, mahalle aralarındaki çelimsiz bıçkın abiler gibi iki adım geri atıp diklenmesi, kaçmadan geri çekilmesi (tactical retreat) yani kısaca yiğitliğe *ok sürdürmemesidir.
Sanırım bu da türün devamı sırasında öğrenilen bir davranış biçimi, yengeçlerde savunma mekanizması düşmanla karşılaşınca kolları iki yana açıp efelenmek ve kendini olduğundan büyük göstererek “başka kapıya canım” mesajını veremektir. Keşiş yengeçleri ise arkalarını dönmeden tehlikeyi karşılamaya çalışıyorlar.
Bu hayvanların karada ağaçlara tırmanan türleri de var, hindistan cevizi kabuğunu dolduracak kadar büyük olanları da :)
Hermit on the bark of a tree

Hermit on the bark of a tree

Bazıları hayatta kalabilmek için sırtlarındaki kabuğa anemonlar iliştirerek kimyasal savaş yoluna gidiyor, ortak yaşam açısından ilginç anemon mobilize oluyor, yengeç de daha iyi bir savunmayla saldırganlara karşı koyuyor.
Yeni Zelanda’da bilim insanları yaptıkları camdan kabuklara yerleşen keşiş yengeçlerini inceliyorlarmış, şurada detayları görülebiliyor. Dahiyane bir fikir, keşke bizim insanlarımız da sudan kabuk toplamak gibi hatıra edinme çalışmalarının bu yaratıkları evsiz bıraktığını anlayabilseler.
Bu iki fotoğraf arasında 2 yıl zaman binlerce kilometre mesafe var. Ancak değişen çok fazla bir şey yok. Son seyahatten önce eski fotoğraflarımı karıştırırken birden aklıma geliverdi keşiş yengeçleri.
Deli gibi yağmur yağan bir İzmir gecesinin sonuna gelirken yayında ve yapımda emeği geçen ben, siz değerli okuyuculara selamı bir borç bilir, dünyadaki en değerli şey olan zamanı asla boşa harcamamanızı hatırlatarak huzurlarınızdan ayrılırım.
Bir sonraki foto-tabiat köşemizde buluşmak üzere hoşça kalın.
Namaste,
PS: 1. Fotoğraf f5 1/400 @ISO 200 D50 & 150mm Micro Nikkor, 2. Fotoğraf f3.3 1/50 @ISO 100 Ricoh Caplio DX

Seçimler …

By , November 5, 2009 7:19 pm
Hang in there !

Hang in there !

Caddebostan Balıkadamlar Spor Kulübü diğer ismiyle BSK bir sualtı fotoğraf yarışması düzenliyor. Genellikle sonu iyi bitmediği için bu tür yarışmalar katılmamayı tercih ederdim hep, ama bu sefer nedendir bilmem, katılmaya karar verdim.
Bu kararı vermenin ardından, yapmaktan nefret ettiğim fotoğraf seçme ritüeli başladı. İyi kötü 6-7 yıl zarfında çektiğim onbinlerce karenin aranıp taranıp altı tane fotoğrafa indirgenmesi demek bu. Bu onbinlerce karenin içerisinde çok başarısız fotoğraflar da var, anahtar kelimelerle kodlanmışlar, atış serbest ama seçmek ölümden beter.
Zevkler o kadar fark ediyor ki, benim için süper bir fotoğraf olan bir kare başkasına hiç ama hiç bir şey ifade etmeyebiliyor veya benim hiç beğenmediğim bir kareyi başkaları çok beğenebiliyor.
Evet bu hissiyatla elimde 4 tane fotoğraf oldu ama daha 2 tane geniş açı bulmam gerek. Bu vesileyle son çektiklerime bakarken bu kareyi buldum. Bakıp bakıp kendime sözvdüğüm kaçan fırsatlardan birisi bu, bir kovukta 2 müren var, devasa boyutlardalar ve biri neredeyse tamamen dışarda, modele dert anlatmak mümkün değil çünkü model model değil. Dalış lideri, ekibin kalanı uzaklaşmaya başlamış bile, ben ise kuma inip mürenleri ve bir dalıcıyı kadraja alıp güzel bir kare yakalama sevdasındayım.
Aksilikler bununla da bitmiyor, flaşlarım yanımda değil, filtre ile fotoğraf çekiyorum ve derinlik her 1 metre değiştiğinde beyaz ayarını yeniden yapmam gerekiyor, dalış lideri sabırsızlanıyor, grup uzaklaşıyor, ben kumda kıvranarak 10.5mm fisheye ile mürenlere daha çok yaklaşmaya çalışıyorum.
Sonuçta ortaya bu kare çıkıyor, ahım şahım bir şey mi? hayır! Ama benim için ayrı bir anlamı var, bir daha görülmesi zor bir anı eldeki imkanlarla olabilecek en iyi şekilde fotoğraflamayı başarmışım kendimce, bir dahaki sefere daha iyi donanım ve hazırlıkla daha iyisini yapmaya kararlıyım. Bu kare yarışma kazanır mı? çok zor! ama benim için kendi yerini kazandı bile.
Kendime not: Tokina 11-17mm gibi bir lensle daha da yakına girerek çok farklı kompozisyonlar elde edilebilirdi, flaş olsaydı arkada bu mavi tonlarını elde etmek çok daha zor olurdu, bu kadar iyi yüzerlikli bir model bulmam gerek kendime, geniş açı için hala 2 kare daha bulmam lazım. İyisi mi Monem fotoğraflarımdan bir kaç tane seçeyim.
Kendinize iyi bakın, Namaste.
f4.5  1/160th @ISO 400 No Strobes, Magic Filter, Manual White Balance.

Panorama Theme by Themocracy