Kaza Geliyorum Demez mi?

By , October 30, 2009 6:42 pm
No place like home

No place like home

Uzun zamandır ihmal etmişim blogu, en son yazının üzerinden 10 gün geçmiş. Sürekli oradan oraya uçuyor olmamın bunda dahli çok tabii ama yinede vakit ayırmak gerek.
Yeni seyahat öncesi ekipmanları gözden geçirirken aklıma sualtında bir şekilde kaybettiğim ekipmanlarım geldi, uzunca bir süreyi hiç kayıp vermeden geçirmiş, etrafımdakilerin su alan housingleri , elden çıkan flaşlarını izlerken artık tüm kontrolleri rutine bindirmiş olmanın da verdiği güven duygusuyla bedelini daha sonradan çok ağır ödeyeceğim bir rehavet duygusunun kollarına kendimi bırakıvermiştim.
Çok tecrübeliydim ben, dalışa daha yeni başlamamıştım ki, detaycıydım, her ayrıntıya dikkat ederdim, dim dim dim derken özgüvene indirilen ilk darbe emektar makinem DX5000-G nin geniş açı dönüştürücü lensini Çeşme / Patlayan Kayalar’ da suyun altında bırakmam oldu. Sert bir havada elimde housing teknenin demirini dipte bir noktaya takmaya çalışırken compact kamerada takılı olan geniş açı dönüştürücü kendini ege denizinin maviliklerine bırakmış ve benim ruhum bile duymamıştı. Bu ayrıntının maliyeti 500TL civarı olması bir yana özgüvenin sarsılması parayla da ölçülemezdi. Böylece ilk altın dersi almış olduk : Düşebilecek her şeyi bağlayın. 3TL lik bir bağ yeri gelir 1000TL lik malzemeyi kurtarır.
Bu olayın üzerinden çok geçmemişti ki o zaman kullandığım D-SLR housing bir dalışta 10-15mt derinlikte cayır cayır ötmeye ve kırmızı su ikaz lambasını gözüme gözüme yakmaya başladı, kısa bir incelemeyle housing’in su aldığını farkettim ve dalışı makine/objektif kaybetmeden sonlandırdım. Housing’in ikaz sistemi olmasa kamera ve takılı olan 105mm f2.8D micro nikkor lens çöpe gidecekti. Bütün bu problemin sebebi ise macro portun macro port tabanı ile birleştiği yerde daha önceden varlığından bile haberdar olmadığım (dolayısıyla bakımını yapmadığım/yaptırmadığım) bir o-ring – ki kendisi 10 dolarlık bir malzemedir- ömrünü tamamlamış ve su geçirmeye başlamıştı. Bu ikinci altın dersin alındığı hadise olarak kayda geçti: Bütün o-ring leri kontrol edin/ettirin. 10 TL lik bir o-ring size binlerce liralık zarar verebilir.
Bu iki olayın üzerinden yıllar geçmiş ve yüzden fazla dalış kaza ve kayıpsız bitrilmiş, hesapsız özgüven denilen başderdi hastalık tekrar nüksetmişti ki, bir haftasonu dalışa gitmeden önce, cuma gecesi hazırlıklarımı tamamlamış ve housingleri gece geç bir saatte kapatarak yatmıştım. Ertesi gün çarşaf gibi bir havada en sevdiğim batıklardan biri olan Monem’e doğru alçalıyorduk ki DX1200-HD kameramın housing içerisinde yüzmekte olduğunu gördüm, satın alalı daha 2 ay olmamıştı, kısacık bir bakış makinenin çöpe gittiğini anlamama yetti ve dalışı kesme gereği bile duymadım. Sonradan o makinenin sadece hafıza kartını kurtarabildim. Dalışı bitirip tekneye çıktığımızda LCD ekranı gövdeye bağlayan ince ipin housing arka kapağı kapanırken araya sıkıştığını ve suyun buradan içeriye girdiğini anladım. Altın ders numero tri en pahalısydı şu ana kadar olanların : Asla yorgunken veya uykusuzken sisteminizi kurmayın, teknede dikkatinizi vererek yapın bu işi. Bu hayat dersinin maliyeti 1000TL civarında oldu. Ama gereksiz özgüven denilen hastalıktan da eser kalmadı tabii.
Artık dalış öncesi dikkat ettiğim şeyleri iki defa kontrol ediyorum, sizlere de bunu yapmanızı tavsiye ediyorum.
Fotoğraf Maldivler Kuzey Ari Atolü / Veligandu Adası, gece dalışı f18 1/200 @ISO 400
Sezonun sonuna geldiğimiz şu günlerde herkese kazasız ve sağlıklı dalışlar diliyorum.
Namaste,

Yerli malı yurdun malı

By , October 19, 2009 1:27 pm
Up close and personal ...

Up close and personal ...

Uzun zamandır tropik sularda çekilmiş fotoğraflar yükleyip onlar için bir şeyler yazıyorum.  Eski çektiğim fotoğraflar ise sandık dediğimiz dijital arşivde tozlanıyor.
Küsüyorlar size bir süre sonra, dijitalin kötü tarafı bu işte, eskisi gibi banyo ettir, çerçevele, bas vesaire gibi aşamalar ortadan kalktığı için fotoğraf ile olan ilişkimiz daha bir sentetik.
Sınıflandır, isimlendir, etiketle, arşivle, bitti. Sonra unut, ta ki aklına esene veya o etiketle ilgili bir kare gerekene kadar.
Lahoz, Ephinephelus aeneus, White grouper, Grida, Plaka, Kaya hanisi, Kum Lahozu ve daha kim bilir ne çok değişik yöresel adı vardır benim bilmediğim. Lezzetli bir balıktır bu, zıpkınla avı yasaktır ama akdeniz de sübye ile yemlenen paraketalardan eksik olmazdı eskiden.
Yiğit bir balıktır en az yakışıklı olduğu kadar, geçen yaz bodrum küçük reef te yaptığımız bir kafa dalışı sırasında iki adet orfozu önüne katmış sürüyordu resifin altından yukarıya doğru. Av baskısı olmayan yerlerde umursamaz da sizi pek, selamsız sabahsız zıpkını alnına yemediği yerlerde meraklıdır bekler sizin sokulmanızı.
Ve siz elinizde kamera, nefesinizi tutup sokulursunuz, sonra biraz daha, biraz daha, kadraj tamamen dolunca basarsınız deklanşöre, klik, fotoğrafı izle, histograma bak, ayarları düzelt, klik, diyaframı kıs arka planı karart, klik, bir de dik kadraj çekeyim derken dakikalar akar gider, sizin balıkla yakınlaşmanız kişisel bir andır. En az tango kadar ustalık ister ve en az tango kadar güzeldir bence. Karşılıklı sabır ve tahammül vardır bu dans sırasında, siz onu kaçıracak regülatör sesini çıkartmamak için özen gösterirsiniz o da size meraklı gözleriyle poz verir.
Sonra dans biter ve ayrılırsınız onun mekanından, istediğiniz kareleri aldıysanız huzur ve mutluluk vardır içinizde. Başka bir konu bulmak için ilerlersiniz mavi cennetin katlarında. Balıklar daha az ve dalış daha zor olduğundan mıdır nedir? Bizim sularımızda çekilen fotoğrafların ayrı bir değeri var bence. Her tarafın konu kaynadığı coğrafyalar, verimlilik ve dalıştan alınan zevk düşünülünce elbette daha cazip, ancak bizim vatanımızın da saklı hazineleri, güzellikleri var görmesini bilen gözlere. Sanırım özlemişim buz gibi suda derin maviye süzülmeyi, yassıadayı, sivriyi, yatak adasını, bin bir zorlukla fotoğrafladığımız ürkek lahozları, orfozları, eşkinaları.
Evet, bu fotoğraf dört yıl öncesinin Kıbrıs karelerinden, 23.10.2005 tarihinde saat 10:49 da çekmişim bu fotoğrafı, Zephyros dalış noktasında, f16 1/80 @ISO 200 Spot metering, 105mm f2.8 D micro nikkor ile çekilmiş. Bu arada geçen zamanda Capture NX programını kullanmayı daha iyi öğrendiğim için NEF olarak çektiğim dosyayı önce Capture NX ile işleyip sonra Adobe Photoshop ile düzenlemek üzere TIFF olarak export ediyorum.
Bu arada şaşırtıcı bir sürpriz de Capture NX in D300 için olan picture control özelliği D50 için de çalışıyor. Kasım ayında yapacağım son dalışları iple çekiyorum, sezonu kapatıp bir sonrakine hazırlanacağımız dalışlar olacak bunlar.
Kendinize iyi bakın, Namaste.

From Dusk Till Dawn .. Mr Heron Roams the island !

By , October 15, 2009 11:17 am
Mr. Heron owns the town ;)

Mr. Heron owns the town ;)

 
Yazıyı yarılamıştım ama nedense bilinmez bir klavye kombosuyla tüm yazdıklarım uçunca sil baştan oldu.
 
Sualtında fotoğraf çekmek için dolaşamadığımız soğuk kış aylarında ya eski fotoğrafları kataloglayıp sınıflamak gibi idari işlerle geçiririz zamanı veya fotoğrafçılık denen illete daha fazla vakıf olmak için başkalarının çektiklerine hasetle bakarız. Bakarım daha doğrusu, yeni şeyler okuyup denemek, yeni teknikler öğrenmek, bunları kendi alanıma uyarlamaya çalışmak kişisel yolculuğumun bir parçası sanırım.
 
Bu sayede, daha iyi bir fotoğrafçı olmaya anı fotoğrafı ile sanat fotoğrafı arasındaki farkı yakalamaya çalışıyorum. Kimileri bu konuda doğuştan yeteneklidir, neye elini atsa başarılı olur, benim maalesef böyle bir lüksüm yok. Hayatım boyunca yabancı dil hariç hiç bir şeye yeteneğim olmamıştır, tüm öğrendiklerimi sıfırdan kazıyarak öğrenmişimdir. Neyse, konudan uzaklaşmamak gerek. Fotoğraflarını sevdiğim ve yazdıklarını da mümkün mertebe takip ettiğim Çiğdem Cooper ki kendisi çok iyi bir sualtı fotoğrafçısıdır ve Sharm-el-sheikh de yaşamasının da nimet ve külfetlerinden faydalanmaktadır, bir yazısında Fotokritik ten bahsediyordu. Dayanamayıp bir kaç satır da ben yazmak istedim kendi çöplüğümde.
 
Şimdi Fotokritik uzun süredir varolan bir fotoğraf paylaşım platformu, sanırım 2005 senesinden beridir bu siteye üyeyim, yani sualtı fotoğrafçılığına başladığım yıllarda bulmuşum bu mecrayı. İlk başlarda son derece  naif ve paylaşımcı olan ortam yavaş yavaş kamplaşmalara sahne olmuş, alakasız fotoğraflara inanılmaz yorumlar yapılırken iyi fotoğraflar bir köşede boynu bükük kalmışlar. Gerçekten bilen ve bildiğini paylaşmaktan zevk alan bir kaç usta fotoğrafçı da küstürülüp kaçırılınca ortam iyiden iyiye kanka/kankiş sosyal platformuna dönüp amacından sapmaya başladı.
 
Bunca zamandır bu sitede varlık göstermemin sebeplerinden en önemlisi, bizim alanımızda gerçekten usta sıfatını hakeden Ateş Evirgen, Recep Dönmez, Levent Konuk, Ali Ethem Keskin, Hasan Yokeş gibi fotoğrafçıların hem kendi fotoğrafları altında hem de bizlerin fotoğraflarına yaptıkları yorumlar ve paylaştıkları bilgilerdi. Bu arada zaman yönelik kendimin ve benimle birlikte başlayanların da kişisel gelişimini görebiliyor olmak da güzel bir şeydi tabii. Burada saydıklarım sadece aklıma gelen isimler, bunların dışında da çok başarılı sualtı fotoğrafçıları var tabii sözkonusu sitede, kimseyi gücendirmek istemem.
 
Neyse, yaban hayatı ve doğa fotoğrafçılığını inceledikçe bu alanda da çok çok başarılı isimlerin olduğunu gördüm onların da fotoğraflarını izleme şansım oldu. Ancak site yönetiminin yeni tasarımı, ve site idaresinin eşyanın tabiatına uygun olarak ticari kaygıları nedeniyle site artık eski tadı vermiyor. Belki de ben yaşlandım ama dirseğimin fotoğrafını çekip Papatya21ist takma ismiyle siteye yüklesem bunun ne kadar sanatsal olduğu konusunda “emeğine sağlık, yüreğine sağlık”,  ”kadraj netlik yerinde” gibi bir ton yorum alırım, sualtında binbir emek ve çabayla yakalanmış bir karenin 15 kere izlenmesi insana üzüntü veriyor. Neyse dolayısıyla artık sadece karanlıkta bekleyip başkalarının fotoğraflarına bakıp yorumlarımı kendime saklıyorum, en azından bir süre böyle olacak herhalde.
Evet, durum böyleyken böyle, artık bende eteğimdeki taşı döktüm, rahatım. Bu kareye gelince, çok değerli bir kare benim için önemli çünkü bazı şeylerin artık meleke kesbettiğini bana hatırlatıyor. Yeterince yakın olduğunu düşünüyorsan yapman gereken daha fazla yaklaşmaktır.
Fotoğraf: Maldivler, Kuzey Ari Atolü , f9 1/10th @ISO 400 Tokina 11-16mm f2.8 AT-X nin 15mm si.
Herkese fotoğraflarla dolu günler diliyorum, şu yalan dünyada tek gerçek olan an’ı hapsedebileceğiniz yegane kafes odur.
Namaste,
PS: Yazıyı kazasız bitirebildim…;)

I see you baby

By , October 6, 2009 2:48 pm
A typical Magic Filter Shot

A typical Magic Filter Shot

Bu kare tipik bir magic filtre karesi, daha önce bu magic filtre denilen harika icadın sualtı fotoğrafçısı için ne kadar önemli bir şey olduğunu yazmıştım. Bu filtrelerle olan deneyimim auto-magic denilen kompakt makine filtresi ile sınırlıydı.
Son seyahat sırasında D-SLR makineler için olan blue water magic filtresini kullanma şansım oldu. Bu filtre eğer doğru ortamda kullanılırsa flaş kullanmadan son derece güzel renkler elde etmenizi sağlıyor.
Kullanım yöntemi basit, sığ suda (tercihan 14-16mt ve daha sığ) güneşi arkanıza alarak ve beyaz ayarını elle yaptıktan sonra, makineye hafif aşağıya doğru bir açı vererek çekim yapıyorsunuz.
Arka fondaki bu mavi renk, bu filtrenin alamet-i-farikası, diğer tüm renkler gayet güzel çıkarken mavi inanılmaz tonlar alıyor. Beyaz ayarını derinliğiniz +/-2 metre değişirse yeniden yapmanız gerekiyor. Flaşları almadan dalmak büyük bir özgürlük ama macro çekim için bu teknik ve filtre kullanılamıyor.
Resif manzaraları, geniş açı ve yakın odaklı geniş açı fotoğraflarında çok başarılı sonuçlar alabilirsiniz. Filtre, derinlik ve hava durumuna bağlı olarak enstantane değerlerinin uzamasına sebep olabilir, özellikle diyafram ağırlıklı çekim yapıyorsanız.
Bu durumda, ISO değerini arttırarak sorunu çözebilirsiniz. Görüşün iyi olmadığı plankton ve parçacıkların fazla olduğu sularda flaş kullanmak back scatter denilen plankton patlamalarına ve fotoğrafın rezil olmasına sebep olur. Bu gibi durumlarda da filtre iyi bir çözüm sunuyor.  Fotoğraf Maldivler-Kuzey Ari Atolü-Holi Maru resifinde çekildi, derinlik 5-6 metre arası , hava oldukça bulutlu, çekim değerleri f8 1/50 @ISO 200.
Namaste, 

Malzeme

By , October 5, 2009 9:11 am
A school of oriental sweetlips in maldives

A school of oriental sweetlips in maldives

Dalış sporunun en önemli unsurlarından biridir malzeme. Belli sayıda dalışı ardınızda bıraktığınızda artık kendi malzemelerinizle dalmak istemeniz kaçınılmazdır. Bu malzemeler hem size özel ve tam anlamıyla size göredir, çünkü seçerek, deneyerek almışsınızdır hem de bakım ve servisinin zamanında ve ehil ellerce yapıldığından eminsinizdir.
Kiralık malzemeyle dalmak ise bunun tam tersidir, malzeme sizden önce yüzlerce, binlerce dalgıcın elinden geçmiştir, bakımının ve servisinin yapaılıp yapılmadığını, dünyanın neresinde dalarsanız dalın, kiminle dalarsanız dalın, asla bilemezsiniz.
Son seyahatimiz sırasında havayollarının bagaj kısıtlamaları yüzünden kendi denge yeleğimi (buoyancy compensator) ve regülatörümü fazla ağırlık yapmaması için evde bırakmayı yeğlemiştim. Bunun nasıl büyük bir hata olduğunu dalışlarım sırasında başımdan geçen 2 ayrı olay ile anladım. Fotoğraf veya video çekmek gibi zaten ayrıca dikkat isteyen bir işle meşgul olduğunuz dalışlarda ekipman sizi yarı yolda bırakmamalı. Dalış öncesi kontrollerini yaptığım ve çalıştığından emin olduğum kiralık regülatör aşağıda tüpte henüz 40-50 bar hava varken birden havayı kesti, derinlik fazla değildi ve buddy ile olan mesafe de yakın sayılırdı, dolayısıyla bozuk regülatörden son soluğu çektikten sonra buddy ye ulaşıp onun yedek regülatörüne (ahtapot) yapışmam saniyeler aldı diyebilirim. Dalış sonrası debriefing de hava göstergesinin arıza yaptığı ve 50 bar da takılı kaldığını anladık. Bir başka dalışta da benzeri bir hikaye regülatörde meydana geldi, bunlar tecrübesiz ve tecrübeli dalıcılar için çok tehlikeli kazalara sebebiyet verebilecek şeyler.
Bu nedenle bundan sonraki dalışlara kendi malzemelerimi ne olursa olsun götürmeye karar verdim. Bu fotoğraf Holi Maru resifinde yaptığımız bir dalıştan, maalesef sürüyü istediğim gibi manipüle edemediğim için kafamdaki kompozisyonu yapamadım.
Oriental Sweetlips özellikle sürü halindeyken kolay kolay ürkmeyen ve fotoğraflaması kolay bir tür, estetik olarak da çok güzel, ancak dalışın sonunda ve sığ suda karşılaşmamız ve akıntı yüzünden bir oraya bir buraya sallanmamız kadraj yapmayı veya sürüyü yönlendirmeyi engelledi.
Bir sonraki seyahatte bu seyahatin tecrübelerini değerlendirip ona göre adımlar atmak gerek, lessons learned denilen şey bu. Şimdiden mazleme listemi hazırlıyorum. Şarjlı piller, yedek o-ringler, hafıza kartları, flaşlar ve senkron kabloları. Yine ağırlık sorunu yüzünden bu seyahate sadece tek flaş götürmüş onu da sadece gece dalışı sırasında macro çekim yaparken kullanmıştım. Bütün geniş açı çekimleri magic filter ve manual white balance ile yapmıştım, bu sefer tüm malzemelerimi götüreceğim.
Haftasonu video kurgu ile ilgili kısa bir kaynak okudum ve video kurgulama işini tamamen yanlış yaptığımı anladım. Okuduklarıma göre kurguladığım maldivler dalış videosunu şurada görebilirsiniz:
Sanırım bu versiyon daha iyi oldu. Şimdilik bu kadar tekrar görüşene kadar ….
Namaste,
f4.5 1/500 @ISO 200  Manual White Balance

Panorama Theme by Themocracy