Hayat Ne Tuhaf Vapurlar Filan …

By , July 17, 2009 10:36 am
...

...

 

Basınç kavramı geçen cuma gününe kadar öylesine bir kavramdı benim için, belki başkalarından biraz daha fazla aşina olduğum ama gerçek anlamına vakıf olmadığımı asla bilmediğim bir kavram. Mühendislik eğitimi bu konuda bir şeyler öğretiyor, öğreniyorsun, dalış eğitimi de bir sürü şey ekliyor bunlara. bütün bunları biliyorsun ama kifayetsiz.

Basıncın ne olduğunu ben, içinde olduğum ve trafik tıkandığı için durmakta olan arabaya yüklü bir kamyon son sürat ve hiç fren yapmadan, olanca ağırlık, momentum ve gücüyle vurduğunda anladım.

Oldukça fazla trafik kazası gördüm, yaşadım diyebilirim. bunların bir kısmında oldukça ağır yaralandım da ancak crescendo bu sefere kısmetmiş. Bir anda durup dururken o zbam sesiyle başlıyor her şey, sonra patlayan camların parçaları arabanın içerisinde uçuşurken oturduğun koltuk seni itmeye başlıyor. bu öylesine bir kuvvet ve öyle bir basınç uyguluyor ki sana, koltuğun ucuz kadife kaplamasındaki bütün tüyleri ve tekstürü sırtında hissediyorsun.

Ama bu da milisaniyeler boyunca sürüyor, aklına gelen tek şey bu kuvvete direnmemen gerektiği, bir şekilde ikna oluyorsun, eğer direnirsen belinin veya boynunun kırılması an meselesi, koltukla beraber öne doğru uçuyorsun, her şey matrix filmindeki gibi, havadaki camlar daha yere bile düşmediler.

Bir yandan sövüyor bir yandan ön koltuğu geçip şoförün yanına doğru uçuyorsun, kolların gayrı ihtiyari yüzünü kapatmaya çalışıyor, 95 kiloluk gövden yaprak gibi savrulurken şoförün gözlerini görüyorsun. boyoz gibi açılmışlar.

Bu arada darbenin şiddetiyle araba dönüyor, ve sen ön koltuğu yarıya kadar geçmişken başka bir arabaya çarpıyorsunuz ve tekrar başlangıç noktasına düşüyorsun, sırt üstü düşmüş kakalak pozisyonundayken araba duruyor ve bu bölüm bitiyor.

Uçuşan camlar suratını biraz façalamış ama farkında değilsin daha, önce ayaklarını oynatıyorsun, sonra bacak ve kollar, gövdeni arka koltuktan yavaşça kaldırırken neyi unuttuğunu anlıyorsun, nefes almayı. derin bir nefes, bir tane daha, arka arkaya geliyor derin nefesler.

Sonra biz dururken başka bir taşıt gelip vurmasın diye darmadağın olmuş araçtan çıkıyorsun, kaldırıma oturuyorsun, birileri geliyor, su verenler, geçmiş olsun diyenler, ancak basıncın uğultusu ve o zbam sesi hala kulaklarında anlamadan bakıyorsun onlara.

Bir kaç dakika sonra kendine iyice gelip telefonla sevdiklerine haber veriyorsun. şoför ve arka koltukta birlikte oturduğun arkadaşın da iyi, size vuran kamyon ise 4 metre aşağıda şarampolde yatıyor, ambulans geliyor, devlet hastanesi, acil servis falan.

Taburcu ediyorlar eve gidiyorsun, gözlerini kapattığında kendini uçarken buluyorsun cam parçalarının ve iki koltuğun arasında, ezilmiş, dayak yemiş, yere yapıştırılmış gibisin ama kırığın çıkığın yok. şükrediyorsun haline.

Hayatın ne kadar boş beleş bir şey olduğunu, her an ölebileceğini anlıyorsun. seni bir kaç saniyeliğine de olsa oradan oraya kağıt bebek gibi savuran kuvveti unutamıyorsun.

Leave a Reply

Panorama Theme by Themocracy