Çocukluk anıları

Sarıkuyruk Akya Sürüsü / Çeşme
Bu yazıyı Ek$i’de gördüğüm güzel bir başlığa yazmıştım, çocukken lüfer tarafından ısırılmak. Hakikaten ne güzel ne fantastik bir şeydi bu. Demek benim gibi başkalarının da başından geçmişti bnzer hadiseler, belki onlar da özlüyordu balığın bol insanların da kadını ve erkeğiyle daha adam gibi olduğu o günleri.
Cıvayla parlatılmış hırsızlı oltalar ve yaprak yem ile lüks lambası ışığında ıstanbul’da çok ama çok başımdan geçmiş geçmiş zaman heyecanıydı “lüfer tarafından ısırılmak”.
Tabii o zamanlar lüfer vardı, çinekop ve sarıkanat ve kırlangıç ne olduğunu bilenlere. Mevsiminde istavriti kilolarca avladığımız Marmara ölüp yeniden dirilmeye, tabiri caizse hortlamaya çalışmıyordu o zamanlar.
Süreyya plajından denize girebiliyorduk diyeyim de sen anla ne zamanlardan bahsettiğimi cancağızım.
Kaşık dolaştırarak 50 sarıkanat aldığımı bilirim Kalamış’tan bir saatte, şimdi bir tatlı huzur bile alamadığımız Kalamış’tan. Ama gece yemli oltayla lüferin zevki hiç bir şeyde yoktu be mirim, sandallar açıkta toplanır, herkes bekler, herkesin gözü bir diğerinin oltasında, bedeninde, arada biri denk geldi mi lüfere başlarsın kulaçları saymaya, bir, on, yirmi, balığın hangi derinlikte olduğunu anlamak için.
Balığı çeken ustaysa arada boş çeker sen derinliği anlamayasın diye, eğer sen çekiyorsan arada üç beş kulaç boşa sallarsın anlamasınlar diye. Sonra o derinlikten başlarsın lüferi kayığa almaya, allah ne verdiyse, bir, üç, beş. sonra lüferler geldikleri gibi giderler.
Şimdi artık öyle avlar yok, öyle lüfer de yok eskisi gibi, arada sırada dalışta horozbina görünce sevinir olduk, düşün halimizi artık usta. Eskiden Hasan reis’in dalyanının orada, az açığında yemli oltayı dibe yatırdın mı 15-20 dakika sonra ya kırlangıç alırdın, ya adabeyi en kötüsünde camgöz hiç sektirmezdi.
Şimdi iki istavrite, beğenmediğin kraçaya hasret kaldık be ustam.
Yani demem o ki, keşke o lüferler hala olsalar ve şimdinin çocuklarını dişleseler be usta. Ne güzel olurdu …
Namaste,

