Mağara dalışları her zaman en sevdiğim dalış türlerinden biri olmuştur. Zaten yeterince gizemli mekanlar olan mağaralar sualtında güzelliklerine doyum olmayan bir hal alırlar.
Normalde mağara dalışı ayrı bir disiplindir ve dalış eğitimi üzerine alınması gereken ayrı bir eğitimi vardır. Ancak bazı mağaralar bu eğitimi almamış olan dalgıçlar tarafından dalınabilir. Çoğu dalgıcın bildiği Çeşme Yatak Adasında bulunan Yatak Odası mağarası bunlardan biridir, yine aynı bölgede Ildırı tarafında Madonna isimli oldukça güzel bir mağara vardır. Fethiye de Afkule ve Türk Hamamı mağaraları da dalıcıların rüyalarını süsleyen dalış noktalarıdır.
Bu fotoğraf Madonna isimli mağarada çekildi, mağaranın tanımı şöyle ” 20 metrede girişi olan ve çift bacaya sahip bir mağara vardır. Yayvan bir yapıya sahip mağaranın zemini beyaz kumla kaplıdır. Tavan yüksekliği ise 1,5 metre civarındadır. Mağara girişinde 2 bacanın aydınlattığı geniş bir hol bulunur. Girişten hemen sola döndüğümüzde ise dar bir koridordan ayrı bir galeriye girip başka bir çıkıştan çıkmak mümkündür” normal şartlar altında mükemmel bir dalış bekliyorduk ama suyun bir metre altına inince ortam bir anda Blair Witch Project tadını yakaladı. Görüş bir metrenin altındaydı mağara ile ilgili aklımda kalan fantastik bir hadise yok ama dalış başından sonuna özgürlük ve maceranın tadı modunda geçti. Bir an kendimi Yassıada da zannettim desem yeridir.
Namaste,
Mekan Kızıldeniz, iki yıl önce bugün, bu karenin çekildiği tarih. Istanbul da kar yağarken 26 derece sıcakta aynı sıcaklıktaki suya girmenin, şnorkel yapmanın, dalışın zevki hala aklımda. Nedense çok istememe rağmen bir daha kısmet olmadı, bu senenin sonuna doğru bu zevki tekrarlamayı çok istiyorum.
Yeni bir kamerayla dalışa gitmenin zevki çok az şeyde bulunur bizim tür için. Eline yeni oyuncak geçmiş çocuklar gibi bir an önce her tarafını kurcalamak istersiniz. Bu aşamada yapılan çalışmalar ilk gençlik aşkları gibidir. Hep bir tarafları eksik olur, nadiren iyi bir şey yakalayınca da nasıl yaptığınızı bilemezsiniz. Sonra dalış sayısı ve tecrübe arttıkça beyin bazı değişkenleri kaydetmeye başlar, farkındalık yavaş yavaş oluşmaktadır. Işığı nereden alınca güzel oluyor?, nasıl daha fazla yaklaşabilirim? istediğim netliği nasıl sağlarım? bu soruları kendi kendinize sormaya başlarsınız. Bu aşamanın önemli bir safhası da okumaktır, internet nesli olmanın faydasıyla elinize ne geçerse okursunuz, okudukça “bilgilenirsiniz” okuduklarınızı denedikçe bir kısmının gerçekleşmediğini görür ve masal ile gerçeği ayırdetmek gereğini farkedersiniz. Diğer tüm konularda olduğu gibi fotoğrafçılık konusunda da ne yaptığını olduğu gibi açık açık anlatan insanlar zor bulunur. Bilgi paylaşmak içindir kesinlikle bir fotoğrafçı düsturu değildir.
İnsanlar tekniklerinin özel noktalarını tıpkı aşçılar gibi özenle saklarlar. Siz de eksik tariflerle pasta yapmaya çalışanların azabını anlarsınız. Zaman ve deneyim arttıkça edinilen bilgiler ve çekim tecrübeleri birleşir ve yap-boz parçaları yerine oturmaya başlar.Bu aşamada sizin fotoğrafçılıktan aldığınız zevk de artmaya başlamıştır, iyileşen sonuçların cesareti, tüketim toplumunun ferdi olma gerçeği ve teknik kısıtlılıkları başarısızlığın esas sebebi olarak görme iç güdüsü ile yeni bir makine almaya karar verirsiniz. Yeni makinenin gelişi ile alışma, öğrenme süreci eskisine göre daha hızlı olsa da yeniden başlar.
Bu arada sualtında farkındalığınız artmış ve okuyup gördükleriniz ile balık, böcek, çiçek davranışları ve yaşamları ile ilgili bilgileriniz artarak pekişmiştir. Bu sayede bazılarının doğaya saygısı da artar bazıları için ise hiç bir şey değişmez. Bu tür iyi bir fotoğraf karesi için canlıları manipüle etmekten tutun tacize kadar her şeyi yapabilir. Siz ise sualtında sadece ziyaretçi olduğunuzu bilir ve hava kabarcıklarından başka bir şey bırakmadan ve sadece fotoğraf kareleri alarak ziyaretinizi sona erdirirsiniz. Olması gereken de budur. Bir süre sonra ülkemizin sularındaki neredeyse tüm canlıları ve olabilecek tüm kompozisyonları çektiğinize karar verdiğinizde ki bu tahminen 10,000. kare civarında gerçekleşir, yurtdışına daha sıcak yada daha soğuk sulara ulaşmaya oradaki değişik canlıları fotoğraflamaya açlık duyarsınız.
Bu safhada fotoğraf hayatınızda oldukça fazla bir yer almaya, sohbetlerinizin ve boş zamanınızın çoğunu işgal etmeye başlar, bu aşamada artık bir fotoğraf karesi üzerine konuşmanız gerektiğinde bu konuşma yarım saatten fazla sürebilir
ancak çektiğiniz kare sayısı da azalmaya başlar, daha iyi bir fotoğraf çekebilmek için daha az deneme yapmanız gerektiğinin bir göstergesidir bu.
Bu aşamaya kadar gelebildiyseniz yavaş yavaş şansınızı yarışmalarda denemeye başlarsınız. Gerçi bu bambaşka bir hikayedir. Gelişen teknolojiye yenik düşen ekipmanınızı yenilemeye gayret edersiniz ve günleriniz hep bir sonraki dalış seyahatini planlamak, çekmek istediğiniz canlıları düşünmek kafanızda kompozisyonlar tasarlamak ve çektiğiniz kareleri sınıflandırmakla geçer.
Sözün özü, sualtı fotoğrafçılığı insanı yavaş yavaş ele geçiren bir hastalıktır. Benzer bir hastalık olan scuba (aletli dalış) nın ilerlemiş bir metastazıdır. Henüz bu işe bulaşmadıysanız UZAK DURUN ! sonra çok geç olabilir
))
Namaste,
Dalıştan uzak şu günlerde kısa ama tadı tek kelimeyle damağımda kalan bir Prag seyahati sıkıştırdım iki ara bir dereye. Prag acaip bir şehir, her taraf tarih çok kısa bir sürede andavallılar gibi ağzı açık etrafa bakarken buluyor insan kendini. Her köşede bir parça tarih, bir efsane bir hayalet gizleniyor. Bakmayı bilen gözler için tabii.
Herkesin bildiği gibi muhteşem bira ve 100 kule tamam da her duvarda mı bir şeyler gizli olur be kardeşim. Kısa bir yürüyüş sırasında duvarında bir kaç kurşun deliği gördüğüm bir kilise ile başlıyor hikayemiz.
Kurşun deliklerinin üzerinde bir plaket var ve orada yaşananları anlatıyor gelen geçene, haziran 1942 de ingilizler tarafından eğitilen bir grup paraşütçü Himmler in sağ kolu olan ve Hitler in gözdelerinden Reinhard Heydrich i Prag da öldürüyorlar. Yahudilerin eradikasyonu planını hazırlayanlardan biri olan ve “Sarışın Kasap” lakabıyla anılan Heydrich kendisinden ve direnişi bastırdığından o derece emin ki üstü açık bir mersedes ile korumasız olarak seyahat etmeyi alışkanlık haline getirmiş. Paraşütçülerden Jan Kubiş ve Jozef Gabçik pusuyu hazırlıyorlar ve bir dönemeçte saldırıyorlar, ancak kullandıkları sten makineli tabanca tutukluk yapıyor, Heydrich arabayı durduruyor ve saldırganların peşinden gitmek amacıyla hareketlenirken arabasına atılan bir el bombası ile yaralanıyor ve 8 gün sonra yaraların doğurduğu septisemi yüzünden ölüyor.
Nazilerin başlattığı insan avı neticesinde paraşütçüler cyril the methodist kilisesinin mezarlık bölümünde (crypt) kıstırılıyor ve bir süre çatıştıktan sonra intihar etmeyi tercih ediyorlar. Devam eden nazi intikamı neticesinde Lidice ve Lezaky köyleri haritadan siliniyor. 13000 kişi sürülüyor, işkence görüyor, öldürülüyor.
Bugün bu olay ve sonuçları hakkında uzun süre düşünmek mümkün.
Namaste,

Değerli arkadaşlar bu konunun çevreye duyarlı insanlar olarak ilginizi çekeceğini umarım. İzmir sualtı derneği tarafından 15-20 Şubat tarihleri arasında İzmir-Balçova da bulunan Palmiye Alışveriş Merkezinde sualtı fotoğraf sergisi açılacaktır.
Amatör sualtı fotoğrafçısı arkadaşlarımızın fotoğraflarından oluşan bu serginin amacı insanlarımıza sualtı canlılarını tanıtmanın yanında gelecek nesillerimize daha temiz bir çevre ve su yaşamı için mesaj vermektir.
Daha bilinçli bir toplum olmanın göstergesi olarak tüm İzmirli ve o tarihlerde yolu İzmir’e düşecek arkadaşlarımızı sergimize bekliyoruz.
Saygılarımla
Bugün sabah daha karga kahvaltı sofrasına yaklaşmamışken, ortalıkta sokak köpekleri ve çöpçülerden başka hiç kimse yokken yolda dinlediğim eski bir Jethro Tull şarkısı. Too old to rock-n-roll but too young to die.
Bu şarkıyı ne zaman dinlesem gülümsüyorum, aklıma kendi hayatım ve bir sürü şey geliyor fikir uçuşması olarak nitelenebilecek. Ama hep hatırlattığı bir şey var ki hiç değişmez, her seferinde saygı ve hayranlık uyandırır, şaşırtır.
Leni Riefenstahl, 1902 yılında Berlin de doğan bu hanımefendi dans, sinema, fotoğraf gibi pek çok alanda büyük başarıları yaşamış, nazi almanyası devrinin laneti dolayısıyla hak ettiği yeri bir türlü tam manasıyla elde edememiş, bazılarının doğrudan bir nazi olmakla suçlayıp sevmediği birisi.
Benim hayranlığımın sebebi ise karada müthiş bir fotoğrafçı olan Riefenstahl ın 71 yaşında dalış eğitimine başlayıp 101 yaşında hayata veda edene kadar sualtında ve üzerinde fotoğraf çekmeye ve hayatı negatife hapsetmeye devam etmesidir. Bu yaşta bir çok insan hayata olan bağını koparmaya ve yavaş yavaş dünyadan göçmeye hazırlanırken bitmeyen bir enerji ve iradeyle yepyeni bir alana atılmak her babayiğidin harcı değildir elbette. Ama şarkıda da dediği gibi “You are never too old, to rock-n-roll if you are too young to die” önemli olan kafanızın içinin genç olması/kalması.
Kendinize iyi bakın,
Namaste,
PS: Fotoğraf Çeşme 10.5mm fisheye f8 1/200 @ISO200