Ahtapot

By , January 22, 2008 2:46 pm

İnsanoğlu anlamadığı şeylerden korkar, korktuğunu sevmez, sevmediğini de yok etmeye meyyaldir ezelden beri. Benim de ahtapotlarla olan ilişkim merakla başladı, sonra ne kadar lezzetli olduklarını keşfettim ve ilişki avcılık yönüne döndü.
Amansızca avladım mevsiminde, zıpkınla, sepetle hatta bazan çıplak elle, şiş kırdım, bıçak kaybettim, kışın üşüdüm, yazın güneşten yandı tenim. Her günün hasılatını akşamüzeri kayalara çarpa çarpa temizledim, rakı veya şarap eşliğinde tükettim. Sonra serbest dalış ve zıpkın aşkı yerini scuba ve fotoğrafçılığa bıraktı. Ahtapotlar hala oradaydı, zıpkıncılığın verdiği alışkanlıkla ne kadar iyi kamuıfle olurlarsa olsunlar onları bulmam uzun sürmüyordu. Ve nişan almaktan daha uzun bir süre karşılarında durma fırsatı bulunca bu hayvanların şaşılacak derecede zeki olduklarını fark ettim. Midye kırıkları ve diğer kabuklar, taş parçaları ile dekore edilmiş bir yuvadan bakan meraklı gözleri arar oldum.
Mürenlerle aralarının pek iyi olmadığını fark ettim, görünüşe bakılırsa ahtapotun lezzetli olduğunun onlar da bilincine varmıştı. İnanılmaz bir estetiğe sahip, neredeyse tamamen kastan oluşan bir gövde, merakla ortalığı süzen bir çift göz, vantuzlarla kaplı manipülasyon yeteneği son derece fazla olan kollar, renk ve desen değiştirebilme, kötüsü geldiğinde düşmanını uyuşturan bir mürekkep püskürtme yeteneği onu özel yapan şeylerin bazıları. Yaklaşmasını bildiğinizde son derece fotojenik de olabiliyorlar. Soğuk ve sevimsiz havanın hakim olduğu sisli puslu bir Istanbul gününde birden aklıma geliverdi.
Ahtapotları özledim.
Kendinize iyi bakın,
Namaste,

Leave a Reply

Panorama Theme by Themocracy