Yaşama sevinci

By , November 22, 2007 4:33 pm

Evet, insanın hayatta en çok ihtiyaç duyduğu şey. Yaşama sevinci, her ne olursa olsun, ne kadar kötü olursa olsun, her düşüşten sonra kalkıp kavgaya devam etmeden önce bir şekilde düze çıkıp soluklanmak, ve devam etmek asla pes etmeden.
Ve zevk almak, yaptığınız her ne ise, sonuna kadar, dibine kadar yapmayı arzulamak onu. Ve yaşanan anları değerlendirebilmek, zamanı boşa harcamadan kullanabilmek ama her şeyden önce adına hayat dediğimiz bu bir kerelik verilen hediyeyi doğru kullanmaya çalışmak. Ve yaşama sevincini kaybetmemek. Küsmemek, kıymet bilmek, takdir etmek, dinlemek, anlayış göstermek. Bazen en umulmadık anlarda çıkıveren küçük sürprizleri değerlendirebilmek.
Doğayı sevmek, denizi sevmek, insanları sevmek. Arkadaşların ve dostların kıymetini bilmek. Sizden sonra kalacak olan nesillere bu saydıklarımın hepsini ve daha fazlasını öğretmek. Yaşama sevincini çevrede görüp fark etmediğimiz, varlıklarına alıştığımız, kanıksadığımız güzelliklerle beslemeyi öğrenmek. En önemli şeylerden birisi de bu, çünkü çok narin bir hediye yaşama sevgisi, hemen yitip gidebiliyor, zayıflayıp rengi solmaya başladığında en sevdiğiniz işler bile zul geliyor, insanlar sıkıcı, sohbetler yavan, sevgiler tatsız tuzsuz olmaya başlıyor. Üretemiyor insan, kar körlüğü gibi çöküveriyor tepkisizlik ve zamanla yerini düpedüz sevgisizliğe terk ediyor.
Sonrası çok kötü, ölüp gidiyor insan bir dikili ağacı olmadan, adını kimse bilmiyor, hatırlanacak hiç bir şey yapmamış, kendisini sevenler de göçüp gidince say ki hiç varolmamış. Bu nedenle sevdiklerine zaman ayırmalı insan, yaşama sevincini bulaştırmalı onlara, en küçük fırsatı bile değerlendirmeli gülmek için. Ayrılıklar da önemli değil, sonsuz değiller çünkü, ama yaşama sevinci en önemlisi.
Bu kare sualtında kendimi en mutlu hissettiğim anlardan birini gösteriyor. Kaş, Fener dalış noktasında yaklaşık 5 metre derinlikte dalış sonu emniyet beklemesi yaparken çıkıp geliveren bir deniz kaplumbağası. Resmen bir hediye oluyor bizler için, ağırbaşlı, munis, meraklı gözlerle kendisini izleyen dalgıçları süzerek ve mesafeyi koruyarak kayalıkların arasında süzülüyor. Flaşı ayarla, kadrajı yap, deklanşöre bas, içine dolan yaşama sevincini doyasıya hisset… İyice hafızana kazı bu anı, tekrarı yok malesef ama her çektiğin fotoğraf karesi, her saniye video kaydı senin hırsızlayıp hazinene kattığın bir mücevher.
Namaste,

Asinus asinum fricat

By , November 16, 2007 11:13 am

Bu günkü yazının başlığı latince … ev ödevi gibi ama çok güzel bir anlamı var. Kısa bir süre için bile olsa soğuk ve yağmur durmuş gibi. Rüzgar lodos yönünden kuvvetli esiyor ve tüm lodoslu günlerde olduğu gibi korkunç bir koku ve dayanılmaz bir gürültüyü beraberinde getiriyor.
Havada olmaması gereken her türlü nane var. Kokusu koku değil tadı bir acaip, meğer ne önemliymiş şu meret. Tabii son 7 aydır 24 saat boyunca sürekli gürültüye maruz kalmanın lezzeti gayrı kabili tarif. Sessizlikte uyuyamıyorum artık.
Neden asinus asinum fricat peki? Yani bu hikaye taa roma devrinden beri mi böyledir? Herhalde, başka açıklaması olamaz. Evet, taa milattan beridir bu düzen.
Cahiller eder sohbet-i-nadan dan telezzüz
Divanelerin hemdemi divane gerektir.
Fazla edebi oldu ama anlam açık ikisindede. Şimdi bu öğretilerin ışığında bakınca şirket sınırlarında birbirinin kulağını yalayan insanların ast/üst ilişkisi daha bir anlam kazanıyor. Çünkü düzen böyle kurulmuş böyle gider kıyamete kadar. Dalış sezonu bitmek üzere, en azından bizim hudutlar dahilinde mart ayına kadar ekipmanları asıp kadırmak ve kuru günlere alışmak gerek. Bu fotoğraf yakın zamanda Çeşme / Mengene sığlığı adlı dalış noktasında çekildi. Noktanın ismi Mengene sığlığı ama haritada bu isimle bulamazsınız.
Çünkü orayı biz keşfettik ve adını o gün cereyan eden bir olaydan esinlenip Mengene Sığlığı koyduk. Nefis bir dalış noktasıdır. Deniz tavşanları kolkola girip halay çeker etrafınızda :)
Bu karedeki arkadaş bir Flabellina affinis. Derinlik 15 mt f/22 , 1/100 @ISO 200. Arka planın karartılması ise benim geliştirdiğim Saltık/Leitz tekniği ile ..
Namaste,

Yakınlaşmak … .. .

By , November 9, 2007 12:23 pm

Fotoğraf sanatı : Işığa ve renklere hükmederek bir anı bir fotoğraf karesine hapsetmek ve her şeyin gelip geçtiği bu yalan dünyada insanoğlunun en temel dürtülerinden biri olan “kendinden sonraya bir şey bırakmak” dürtüsünün en kolaya kaçarak yapılabilen tatmnin şeklidir.

Kolaya kaçarak diyorum çünkü bir heykel yontmak yada şiir yazmak gibi bir tarafı yok. Yeterli ekipman ve bazal teknik bilgiye sahip olan yada olmayan her kes fotoğraf çekebilir. Çekebiliyor da zaten, ortalık bu fotoğraflarla dolu. Digital teknoloji nin bu kadar gelişmesi ise kesinlikle “tüfek icat oldu mertlik bozuldu” sözünü doğruluyor.

Hal böyle iken, fotoğraf konusunda uzun süredir devam eden ama haddinden uzun duraklamalara uğramış yolculuğumun, ki hayatımın en zevkli yolculuklarından biri olmuştur dalış zevkim ile birleşerek, bana öğrettiği bilgi kırıntıları ile şöyle bir tablo çıkıyor ortaya.

İyi bir fotoğraf için, öncelikle iyi bir ekipman gerek (şart değil ama olsa iyi olur) sizin de bu ekipmanı çok ama çok iyi tanımanız gerekiyor. Dolayısıyla ecnebi dostlarımızın dediği gibi “Read the frigging manual” yada dublaj türkçesi ile ” Hey dostum, senin derdin ne ha? Kahrolası elkitabını oku adamım!”.

Sonra efendim, anlık fotoğraflar hariç, ne çekeceğinizi ve kafanızdaki kadrajı, ışığı önceden planlamanız gerek. Anlık fotoğraflar için dahi makinenizi belli bazı ayarlarda tutmak gerek geniş açı için f/8 1/200 gibi mesela, çünkü o an geldiğinde ayar yapmaya zamanınız olacağını sanmıyorum.

Sonra konuyu bulmak gerek, konuyu bulunca mümkün olan tüm varyasyonları denediğinizden emin olana kadar başından kalkmamak gerek. Dik kadraj, değişik diyafram ve enstantane değerleri, değişik flaş açıları, hepsi denenmeli. Malum tropik sularda değiliz her yer konu kaynamıyor. Burada digital çok avantajlı, film gibi 36 poz ile sınırlı değilsiniz, ateş serbest.

Sonra kompozisyon kurallarına dikkat etmek gerek, sualtı yada suüstü fark etmez. İyi fotoğrafı kötüsünden ayıran en önemli şeylerden birisidir kompozisyon, altın noktalara, altın oran ve ön plan arka plan konularının karedeki yerine dikkat etmek gerekir. Ne kadar okursanız okuyun bu konuyu en verimli şekilde öğrenmenin en iyi yolu fotoğraf çekip hata yapmak sanırım.

Sonra sualtının fotoğraf çekenler için altın kuralını uygulamaya çalışırız, fotoğraf çekmek için yaklaş ve sonra daha çok yaklaş. Şimdi burada önemli nokta şu, konu deniz tavşanı yada cansız bir nesne değilse, özellikle ilk başlarda bu yaklaşma çabalarınıza sizden jet hızıyla uzaklaşarak tepki verecektir. Burada balık davranışlarını ve deniz canlılarının temel bazı özelliklerini bilmek çok işe yarar. Eğer Sinarit (Dentex dentex) fotoğrafı çekecekseniz sadece 1 kare çekecek zamanınız olur (gece dalışları hariç tabii) çünkü sinarit sizi görünce topuklayıp uzaklaşır oradan.

Bu nedenle fotoğraf konusundaki becerileri geliştirmeye çalışırken dalış becerilerinizi de ihmal etmemelisiniz. Mükemmel bir yüzerliğe (sephiye – buoyancy) sahip olmanız gerek. Farkındalığınızın da gelişmiş olması gerekiyor, çoğu acemi dalgıç etrafında olup bitenlerin yarısından fazlasını farketmez, ya yüzerliğiyle ya havasıyla ya buddy siyle meşguldür.

Sonra fotoğrafları işlemeyi de öğrenmeniz gerek, digital teknoloji ile bozulan mertlik biz amatörlere yarıyor. Eğer RAW formatı destekleyen bir makine ile dalıyorsanız mutlaka ve mutlaka RAW çekin, fotoğrafınızı çekerken yaptığınız ufak tefek hataları RAW sayesinde düzeltebilirsiniz. Her ne kadar sevmesem de Photoshop, GIMP vesaire gibi bir fotoğraf işleme yazılımını kullanmayı iyice öğrenmeniz gerekecek. Bunlar olmadan digital çekmenin bir anlamı yok.

Dalış sayınız arttıkça fotoğraf sayınız da artacak, bu fotoğrafları gerekli bilgileri doğru olarak girip arşivlemeniz gerekecek çünkü 2 yıl sonra bir vatoz fotoğrafı gerektiğinde tüm arşivi aramanız gerekebilir. Çektiklerinizi kaybedebilirsiniz ki harcanan para ve emeğe yazık derim. Yedeklemeyi de ihmal etmemeniz gerek.

Başka sualtı ve suüstü fotoğrafçılarıyla yapacağınız sohbetlerin de çok faydası olacaktır. Fotoğrafçılar da normal insanlar gibiler çoğunlukla ısırmıyorlar ve soru sorduğunuzda doğru cevap verenleri var :) )

Çok okumak ve başkalarının sivriakıllı görünen fikirlerini tecrübe etmenin inanılmaz faydası var. HDR (High Dynamic Range) haline getirilmiş dramatik fotoğraflar görüyorum sıklıkla, geçenlerde bunu sualtında denedim. Çok başarılı olmadı ama tamamen katastrofik bir sonuç ta çıkmadı, yani başarana kadar denemeye devam edeceğiz. Sualtında extension tube kullanmayı da denemek istiyorum yada kendi macro wet lensimi yapmak istiyorum. Bunları denerken mutlaka birşeyler öğrenip tecrübeler ediniyor insan.

Uzun lafın kısası, fotoğraf uzun bir yolculuk ama her adımı zevkli. Biraz da bu kareden bahsedeyim, öncelikle fotoğrafın orijinali net ve keskin :) Buradaki kopyalarını ise daha düşük kaliteli koymaya karar verdim çünkü sağda solda başka web sitelerinde kendi fotoğraflarımın izinsiz kullanıldığını görmekten haz etmiyorum.

Çeşme de noname isimli dalış noktasında çekildi, derinlik 15mt civarı. Nikon D50 ve 10,5mm Fisheye ile çekildi.

Kendinize iyi bakın dostlar…

Panorama Theme by Themocracy