Gece Dalışı

By , July 25, 2007 11:43 am

Gece dalışı, en sevdiğim şeylerden biri, önceden hazırlığını yaparsın, fenerlerin bakımları yapılır, piller şarj edilir, housing bakımı yapılır, flaşlar kontrol edilir.

Sonra tüm malzemeyi toparlar tekneye gelirsin, kakara kikiri muhabbet, herkeste bir heyecan, hava durumuna göre dalış noktası ve güzergah belirlenir, dalış planlaması yapılır, gruplar, dalış eşleri (buddy) belirlenir, dalış brifingi verilir.

Artık hazırsın, dalış eşinle ayrıntıları bir daha gözden geçirirsin. Bu arada tekne dalış noktasına yanaşır, baştan çapa atılır, gruplar bu arada organize olmuştur.

Heyecan iyice artar, gündüz göremeyeceğin bir çok canlı gece aşağıdadır, karavidalar, böcekler, yengeçler, sübyeler, sinaritler. Zifiri karanlık hakimdir aşağıya, alıştığın o derin mavi yoktur bir süreliğine de olsa. Sadece ve sadece senin ve dalış grubundakilerin fenerlerinin aydınlattığı alanı görerek ilerlersin. Fenerlerin ışık huzmeleri karanlığı yırtarak hırsızlama girdiğin bu karanlık bahçenin içini aydınlatmaya çalışır. Dikkatli bakan gözlere ve şansa sahipsen, yuvalarında seni seyreden veya uyuyan mürenleri, onların ağzını temizleyen temizlikçi karidesleri, eriştelerin arasında eski zaman vezirleri gibi duran ve fenerin onu aydınlatınca renkten renge giren ahtapotu görebilirsin.

Kayalıklardaki deliklerinde gün boyu uyuyan bonelyalar (şerit kurdu) nefti yeşil renkleri ve zarif gövdeleriyle metrelerce dibi arşınlamaktadır. Yengeçler taş altlarından ortaya çıkmış gezinmektedirler. Uluorta uyuyan bir sinarit seni görünceye kadar onu doyasıya seyredersin. Hele bir iki kare çekebildiysen senden şanslısı yoktur. Kırmızı daha bir kırmızı, sarı daha bir canlı, fenerinin aydınlatabildiği her köşe gerçek renk ve güzelliğiyle selamlamaktadır seni. Fener huzmelerinin arasında sübyeler bir oraya bir buraya kaçışmaktadır. Gece dalışı 10 metre derinlikten fazlasına yapılmadığı için dalış süren alabildiğine uzun aldığın zevk ise o derece katmerlidir.

Dalışın sonuna doğru teknenin altına gelinir ve yavaş yavaş yükselerek çıkılır cennetten, bir koşu üzerindekilerden kurtulur ve en sevdiğin içecek elinde güverteye yatıp yıldızları seyre dalarsın. Yıldız kayar beş dakika evvel orta suda gördüğün gümüş balıklarını hatırlar gülümsersin.

Namaste,

Tepe taklak hayat

By , July 16, 2007 2:19 pm

Hayat bir acaip a dostlar. Her şey yolunda giderken bir anda bir şeyler oluveriyor, hooop tepe taklak olmuşsun. Alıştığın düzenin esamesi okunmuyor. Sanki birileri bir yerlerde bazı düğmelere basıyor, ipleri çekiyor falan derken bir anda ortalık toz duman.
Ondan sonra bir süre neler olup bittiğini anlamakla geçiyor, buna idrak ve intibak süresi diyelim (yaşı 40 ın altında olanlar için algılama ve uyum süresi de diyebiliriz) Bu sürenin kısalığı tamamen kişiye göre değişiyor kimi hemececik uyum sağlıyor kimi ne olduğunu hazmedene kadar asırlar geçiyor.
Sonra tepki evresi var, duruma uygun bir tepki verebilmek için durup düşünüyorsun. Kimileri düşünmeden tepki veriyor ama allahtan ben onlardan değilim :) Planla, uygula, kontrol et döngüsü nün planlama safhası bu, sonra uygun anı beklemek var (punduna getirmek de denebilir) yada beklememek. Bu tamamen ortama, kaosun şiddetine ve kısa, orta, uzun vadeli planlara bağlı. Sonra uyguluyorsun, hoop sen de düğmeye bastın işte, top karşı sahaya geçiyor şimdi düşünme sırası onlarda. Bu arada zamanını senaryolar üreterek geçirebilirsin. Hiç bir şey düşünmemek te mümkün tabii. Ama şimdi onlar bunu yapacak ve ben de şöyle karşılık vereceğim diye düşünmek daha zevkli.
Karşındakiler ne kadar zorluysa o kadar zevkli oluyor, kazara bir şekilde hırpalanırsan geri çekilip toplanıp tekrar planlar yapıyorsun. Birileri bıkana kadar sürebiliyor bazen. Ama radikal değişiklikler, ölüm, sağlık problemleri, ayrılık vesaire bambaşka algoritmalar gerektiriyor.
Radikal değişikliklerden uzak huzurlu bir hayat diliyorum herkese,
Namaste,
Fotoğraf: Çeşme , 88 Taşları, Magic Filter 1/60 – f/2.5 @ISO 200

Rai podvodny..

By , July 5, 2007 7:27 am

Derinde bir an, takılmışsın papaz balıklarının peşine, deniz çayırlarının üzerinden süzülen hafif akıntıya bırakmışsın kendini… akıntıyla, denizle, balıklarla bir olmuşsun. Süzülüyorsun, sargozlar seni süzüyorlar, ileride bir sinarit görüyorsun. Yüz vermiyor sana pek, süzülüyorsun, her taşın, her yosunun, her kaya parçasının altından hayat seni selamlıyor.

50 dakikalık bir dalış boyunca bile olsa, gamsız, tasasız, ağırlıksız olmanın, kuş gibi değilse de balık gibi özgür olmanın tadını çıkarıyorsun. Burada egenin kalbinde bir süreliğine bile olsa zamanı durdurmanın, eninde sonunda seni sollayacak ölüme bir burun fark atmanın, yaşarken bu kubbeye bir hoş seda dan fazlasını bırakabilmek için bir şeyler yapmanın tadına varıyorsun.

Sevdiği işi yapan herkes gibi huzurlusun. Bu huzurun her farklı coğrafyada farklı bir tadı var üstelik. Akdenizde farklı, kuzey ege farklı, güneyi farklı, kızıldeniz hepten bambaşka. Kim bilir arada gitmeyi hayal ettiğin coğrafyalarda, endonezya, hint okyanusu, bali, filipinlerde nasıl bu huzur, nasıl bir lezzeti var?

Süzülüyorsun.. etrafında balıklari, deniz şakayıkları, en kırmızısından deniz yıldızları, kestaneler, süngerler. Seni karşılamaya çıkan balıklar. Hepsiyle bir sonraki kaçamak buluşmaya kadar vedalaşıp, ait olduğun dünyaya doğru yavaş yavaş palet vurarak yükseliyorsun..

Çeşme / No Name dalış noktası, derinlik 14 metre, DX5000G ile f2.5 @ 1/200 @ISO200 Auto magic Filter.

Dalın sağlıcakla,

Panorama Theme by Themocracy