Femme fatale :-)

By , December 28, 2006 12:39 pm

Pelagia noctiluca, Çeşme – Yatak Adası
2005 yılında çektiğim karelerden biri, eski kameram ve housingimle çekilmişti.

Tam bir Femme Fatale bu, kendi boyu 15-20 cm ama dokunaçları 1-1.5 metre uzunluğunda ve incecik şeritler gibi göze görünmüyorlar.

Çıplak tene değene kadar sorun yok, sonrası ise acı, ter, gözyaşı. İlkyardım olarak acilen sirkeli sıcak su yada dokunaçlardaki nematositleri nötralize edecek herhangi bir asidik sıvı gerekli.

Sonrasında ağrı kesici ve uyuşturucu bir krem olabilir. Görünce uzak durmak ise en iyi çözüm sanırım.

Militarist

By , December 28, 2006 8:57 am

Redcoat Squirrelfish, Asker balığı, Sargocentron rubrum, kaya kovuklarında yaşamayı seven çekingen bir balıktır. Ülkemizde ege denizinin güneyi ve akdenizde bulunur. Çok çekingen bir tür olduğu için doğru düzgün fotoğraflamak genellikle mümkün olmaz.

Bu arkadaşı fotoğraflayabilmek için epey mücadele ettim. Yer Kıbrıs, Zephyros Reef, yaklaşık 26-27 metre derinlikte. f/9 , 1/60 ile çektim. Biraz daha sola dönük olsaydı daha iyi olacaktı. Kıfsmet :-)

Yassıada

By , December 22, 2006 11:17 am

Yassıada, Istanbul a mahkum olan dalgıcın hem cenneti hem de cehennemidir. Cennettir, çünkü 1 saatlik bir tekne yolculuğu ile varabileceğiniz, macro yaşam açısından son derece zengin, benim diyen dalgıcın ağzını açık bırakacak sualtı manzarası ve zor dalış şartlarını sunar. Akıntı, karanlık, soğuk (termokline sağolsun) ne ararsanız bulunur. Macro fotoğraf çekmek için aşağıda yumuşak mercanlar, milyonlarca değişik deniz yıldızı, anemonlar, karidesler, yengeçler bulabilirsiniz.

Gittiğiniz organizasyona bağlı olarak, iki dalış arasında mangal yapabilir, adada bir zamanlar varolan su ürünleri fakültesinin binalarını ve Yassıada mahkemelerinde kullanılan binalar ile tarihi kalıntıları gezebilirsiniz. Adanın tepesinden güzel Istanbul fotoğrafları çekebilir yada mevsimine göre etraftan toplayabileceğiniz erikler, böğürtlenler ile kendinize ziyafet çekebilirsiniz. Dalışlar bitince guruba karşı köpeköldüren şarabınızı yudumlarken hayale dalabilirsiniz. Çok çeşitli heyecanları aynı gün içerisinde yaşatır.

Cehennemdir aynı zamanda, ilk bir kaç metre görüş neredeyse sıfıra yakındır, sonra kristal tabir edilen termokline tabakası başlar, mevsime göre yukarda su 18 derece iken kristalde 8-11 dereceye düşer, vücudunuzun tüm çıkıntıları henüz 36,6 derece ısıyı muhafaza eden vücudun içine doğru kaçmak ister. Soğuk üşütmez, ısırır. Sonra deniz yıldızlarının krallığı başlar milyonlarcası oradadır, midye kırıklarının ve yosunların arasında ürkütücü bir manzara oluştururlar. Daha da derinde 30 lu metrelerde yumuşak ve sert mercanlar başlar, akıntıyla bir oraya bir buraya salınırlar, dekoya girmeden bir kaç güzel poz için çok ama çok çabalamanız gerekir. Su her zaman temiz değildir, bazen iğrenç derecede bulanık ve pis kokulu olabilir. İskeleden yada tekneden atladığınızda binlerce deniz anasının içinden geçmeniz gerekebilir.
Her dalıştan sonra yıkadığınız donanımı bu dalıştan sonra iki kez yıkamanız gerekebilir.

Yaz mevsimi Istanbul mahkumu dalgıçların sayısı oldukça kalabalık olabilir, kendinize yer bulmakta zorluk çekersiniz. Arada sırada geçen deniz otobüsünün dalgaları sizi bir anda kayalara savurabilir kaseyi kırabilirsiniz. Eğer zamanı iyi hesaplamamışsanız rus istilası olarak tabir ettiğimiz eminönünden kalkan yüzer pavyonların getirdiği yaşlı genç rus bağyanlar ve onları ışığa uçan pervaneler gibi izleyen yurdum baltaları ile karşılaşabilirsiniz. Bu tekneler rus ablalara bedava olup gezi artı balık yemeği verir, baltalı ilaha tapan arkadaşlara ise paralıdır. Ablalar müzikle dans eder baltalar etraflarını çevirip sallanırlar, her şey tantrik bir ayin ezoterik bir ritüel edasıyla cereyan eder bakakalırsınız. Ablaların anne babaları da teknede sarhoş olmakla meşguldür bu arada.

Ama en kötüsü izniniz yoktur ve bu dalışı her hafta sonu yapmanız gerekebilir. Yinede dalgıç kısmının en az bir kere yaşaması gereken bir tecrübedir.

Yazılı Hani ?

By , December 19, 2006 12:35 pm

Aha burada diyesim var… Bu arkadaş bir “Yazılı Hani” latince karizmatik ismi ile Serranus scriba. Taş altında bana melul melul bakıyordu. Bazıları bu balığa Hanos da diyor gerçi. Kırmızı renk suyun altında ilk kaybolan renktir. Derinlere gittikçe ilk önce kırmızı sonra diğer renkler yavaş yavaş kaybolurlar. 30 metrenin altında ise sadece mavi vardır.
Ancak fener yada flaş kullanarak gerçek renkleri görebilirsiniz. Lezzetli de olur bu keratalar gerçi ama fotoğraflamak daha bir zevkli bence.

Gel pisi pisi pisi

By , December 18, 2006 8:13 am

Var mı senin gibisi? Pisi balığı / Wide eyed flounder / Bothus podas. Çeşme / Yatak Adası dalışın hemen başlarında 5-6 metrelerde flaşsız D50 nin mük-kem-mel kit lensiyle çektim bu kareyi. Su altında bunun kadar az işe yarayan bir objektif nadir bulunur sanırım.

Zaten makinenin 1.5 luk crop faktörü var sensörün 35mm filme göre daha küçük olmasından dolayı. Üzerine bir de suyun ışığı kırmasından kaynaklanan kayıp eklenince 18mm oluyor size 40mm. E sualtında neyleyim 40mm yi diye soruyor insan kendi kendine haliyle. Tabii fakirliğin gözü körolsun şöyle güzelinden bir 10.5 mm fisheye olacak, bir de dome port, vereceksin ayarı vereceksin ayarı o derece :)

Bu tür fantazilerin gerçekleşmesi için yeterli bütçeyi oluşturana kadar geniş açıları compact ile macroları ise D50 ve 105mm Micro Nikkor kombosuyla çekmeye devam edeceğiz. Hazır konu açılmışken (koomik tabii, çünkü konuları ben açıyorum burada) compact makineyi de yeni aldığım Magic Filter lar ile denemeye can atıyorum. Şubat ayında sıcak bir yerlere kaçıp azıcık fotoğraf çeksem Kızıldeniz falan gibi….adios.

Puf Böreeee

By , December 15, 2006 8:51 am

Sular ayaz mı ayaz, ellerim ceplerimde değil çünkü neoprenin cebi yok. Yassıada sularının dibinde 40 mt civarındayız. dalarken bir kristal tabaka geçmişiz ki sormayın, hani soğuktan tüm çıkıntılarınız içeri kaçmak ister ya işte o türden (8 C)
Neyse zaten dalanlar bilir aşağısı başka bir gezegen gibidir. Su soğuk, sadece krem renkli yumuşak mercanlar, milyarlarca deniz yıldızı, midye kabuğu, çer çöp, ilaç için bir tek balık yok.
Geniş açı çekmek neredeyse imkansız. Bu ortamda ancak macro çekilir. Neyse dalış olaysız devam ederken bir anda bu arkadaşı gördüm aşağıda, önce “Ulan dedim aç karnına dalmamak lazım, azot narkozu yüzünden puf böreği görüyorum” sonra baktım bu diğerlerinden farklı bir deniz yıldızı Sphaeriodiscus placenta tabii çöktüm tepesine, dalış bilgisayarı gıdaklayıp duruyor “Deko, dekoooo, bak dekoya kalıyorsun, aloooo kime diyorum?” Bu arada ben değişik diyafram, enstantane, kadraj komboları deniyorum. Neyse dalışı 5 dakika fazladan deko yaparak bitirdik kazasız belasız. Bu da böyle bir anımdır ..

Melabaaa !

By , December 14, 2006 8:04 am

Horozbina (Parablennius gattorugine) latince ismini yazarak karizmayı da yaptıktan sonra, elemanı yaklaşık 25 metre derinlikte bir kaya kovuğunda gördüm.
Normalde biraz ürkek olurlar bunlar, neyse 105mm Micro Nikkor takılı F16 1/60 ayarlar, flaş tam güçte yaklaştım.
Balık fotoğraflarında kabul görmüş genel prensipler, balığı tüm yüzgeçleri açık vaziyette ve gözleri net olacak şekilde çekmeyi ön görürler. Eleman bu şartları sağlamamak için su kaçırmak pahasına da olsa g*tünü yırtıyor, bu arada ben kovuğun önünde şekilden şekile girip maymun oluyorum umurunda bile değil. Tam ümidi kesmiş yürekten gelen bir “Hassireleee!” nidasıyla palete kuvvet gidecekken suratında bu ifadeyle bana dönüyor ve klik!.
Post mortem : keşke alt yüzgeçlerini kırpmadan kadraja alabilseydim.

Beni liderinize götürünnnnn!

By , December 14, 2006 6:49 am

Beni liderinize götürün ! diye höykürdü kadrajlamaya çalıştığım canlı. Cevabım kısa ama şok ediciydi : “Höööyt kıpraşma len” bu cevabın ve saldığım hava kabarcıklarının şaşırtan, şok eden, paralize ve hatta parabolize eden etkisi geçmeden elemanı doğru düzgün kadraja almam lazımdı.
F22 diyafram ve 1/60 enstantane ile flaşı tam güce ayarlayıp mega iticiler ve foton torpillerinin de yardımı ve herşeyden önce iman gücü ile deklanşöre çökerken “Sonun geldi Polemon” diye söylendim dişlerimin ve ağzımdaki regülatörün arasından. “Tam 40 yerinden çekiciim iğrenç gövdeni” Gerçi gövde iğrenç felan değil feci rakı mezesi hele yeşil efeynen var ya… uffff.
Bu arada kadrajdaki ahtapot (octopus vulgaris) rengini sürekli değiştirerek tedirginliğini belli ediyor, bu arada çaktırmadan “Kraaken Kraaaken nerdesin ulaaan kahveden çocukları al da gel” nevinden sinyaller veriyordu. Tabii nafile gelen giden yok, ben çökmüşüm elemanın başına veriyorum ayarı veriyorum ayarı, çift kare çekip tek kare saydırıyorum, dikey kadraj, yatay kadraj, verev, kruvaze, tipik bir mal bulmuş mağrıbi muhabbeti yaşanıyor.
Sonunda birbirimizden sıkılıp kendi yollarımıza gidiyoruz, o deliğine ben de dalış teknesine.
Bu macera böyle bitiyor. Darısı dalamayan, dalıp ta bulamayanların başına :-)
Bu arada şuraya bakın tarif için :-)

Just Add Water

By , December 14, 2006 6:34 am

Merhaba,
Bu fotoğrafı çekeli ne kadar oldu hatırlamıyorum. Güneşli bir günde çarşaf gibiydi deniz. Monem Batığı bizi bekler biz kameralar elde 18 metrelik bu basit dalışı 80-100 dakika dip zamanına taşımanın azim ve kararlılığıyla hazırlıklarımızı yapıyorduk.
Hava inanılmaz derecede başarılıydı, teknenin kıçında son kontrolleri yapıp bıraktık kendimizi derin maviye. Halattan aşağıya sallandık ve başladık batığın sağını solunu kurcalamaya. Bu güne kadar daldığım batıkların en eğlencelisi diyebilirim rahatlıkla. Kaptan köşkü, pervane, baş, kıç derken 80 dakikayı buldu dalış. 50 bar rezerv hava ile 3 metrede emniyet dekosunu tamamlayıp yükseldik.
Batık 2004 yılı sonunda Aliağa gemi söküme götürülürken fırtınada batmış, 1954 Almanya yapımı bir gemi, en son Suriye bandırası ile canlı hayvan taşıyormuş. En güzel tarafı ise 18 metre derinlikte olması, hava uygun olduğunda tüm seviyeler için dalışa uygun. Artık yavaş yavaş balık, böcek vs. gibi canlıların da yerleşmesi başlamış. Şiddetle tavsiye olunur.

Panorama Theme by Themocracy