Yazık

By , May 4, 2012 8:00 am

Biraz evvel TSSF tarafından yapılan bir duyuru okudum hiç yorum yapmadan şuraya ekleyeceğim sonra halimiz kalırsa konuşuruz:

‎30/04/2012 tarihinde, Ayvalık Yuvarlak Ada’nın Güney Adaya bakan mevkiinde TSSF 192 sayılı yetki belgesi ile çalışan Körfez Dalış Merkezi, teknesi, eğitmenleri ve rehberleri donanımlı dalışta zıpkınla ve gece yasa dışı su ürünleri avcılığı yaparken Sahil Güvenlik Komutanlığı birimlerinin düzenlediği operasyonla suçüstü yapılmışlardır. Durum tutanak ve delilleri ile Federasyonumuza iletilmiştir. Adı geçen Dalış Merkezi, eğitmenleri ve rehberleri ile ilgili tüm faaliyetleri Federasyonumuzca tedbiren durdurulmuş olup konu disiplin kurulumuza ve ilgili resmi makamlara aktarılmıştır. Topluluğumuzun bilgisine sunarız.

TSSF

Online mecralarda duyulan bu tür haberlerin yalan olması ihtimaline karşı tedbiri de elden bırakmayarak müsaadenizle iki satır yazacağım bu konu ile ilgili. Aletli dalış sırasında zıpkınla balık avlamak yasaktır, zıpkınla gece av yapmak da yasaktır. Böyle bir faaliyetin de ekmeğiniz denizden ve dalış sektöründen çıkartan birileri tarafından yapılması imkansızdır. Umarım bu haber yalandır, yalan olsun. Aksi taktirde yıllardır sektörün içinde olup duyduğumuz tüm kötü dedikodular, hikayeler doğru demektir. Bu denize ihanettir ve deniz sizi affetmez, affetmeyecektir.

Sağda solda serbest dalıcı / zıpkıncı arkadaşların vurdukları trofe orfoz ve lahozlarla çekilmiş fotoğraflarını görüp susuyorum. Zıpkınla orfoz ve lahoz avlamak da yasaktır. Bu tür tartışmalar geçmişte sonu gelmeyen ve kimseye faydası olmayan zıpkıncı / scubacı polemiklerine dönüştürüldüğünden susuyorum çünkü biliyorum ki faydası ve yaptırımı yok.

Bu arada sezon başladı, sualtına bahar geldi, 23 Nisan haftası Çeşme’de yaptığımız dalışlardan kısa bir klip ekliyorum aşağıya belki biraz yukarıdaki konuların kasveti dağılır.

Denizler çoğumuzun aşkı, ekmek yediği yer, son sığınağı ya da evi, ne derseniz deyin, insan o kadar yıkıcı ve yokedici bir tür ki yeterli zaman geçmesi halinde kendi kendisini yok edeceği neredeyse kesin gibi bir şey. Bu kargaşa ve hengamede çocuklarımıza ne kadar denizi sevmeyi ve sorumlu olmayı öğretirsek o kadar uzun süre dayanmasını sağlayacağız ekosistemin.

Mototi Octopus - Lembeh - Indonesia

Son olarak Endonezya’dan Lembeh boğazı sakinlerinden bir Mototi ahtapotu fotoğrafı ile bitireyim. Oldukça ufak ancak bir o kadar da zehirli olan Mototi nadir bir tür, kuzeni olan mavi halkalı ahtapot kadar popüler değil çünkü sadece 2 adet mavi halkası var ama yine de alımlı bir arkadaş. Sualtında küçücük bir süngerin üzerinden bize bakarken gördük onu. Kısa ama seviyeli bir birlikteliğimiz oldu (ehe) bana da hatıra olarak bir kaç fotoğraf kaldı.

Hepimize sağlıklı ve mutlu günler diliyorum.

Om mani padme hum.

 

Namaste,

 

Berlin Berlin

By , April 17, 2012 10:38 am

 

Berlin Berlin!

Çok kısa bir Berlin seyahati vardı geçen haftasonu. Çok severim Berlin’i en son altı yıl önce fırsat olmuştu gezmek, çok az şehir bu kadar şaşırtabilir insanı avrupa içinde. Neyse lafı fazla uzatmak niyetinde değilim o nedenle fotoğraflara yavaştan geçelim diyorum müsaitseniz. Kısa seyahatlerde yanıma Nikon ve tüm aksamını alamıyorum bu durumda kurtarıcım küçük Olympus E-PL1 devreye giriyor. Bu fotoğraflar da onunla çekildi, sayıca fazlalar ama keşke daha da fazla olabilselerdi.

Gospodi pomogi mne vyzhit etoi smertelnoi lyubvi!

Господи ! Помоги мне выжить среди этой смертельной любви!

Tanrım, bu ölümcül sevginin arasında hayatta kalmama yardım et! Leonid Breznev, doğu alman komünist partisi genel sekreteri Eric Honecker’i kardeşçe öpüyor. Bölünmüş Almanya ve bölünmüş Berlin’in en güzel simgelerinden birisi, bu sahne Dimitry Vrubel tarafından 1990 yılında duvarın bir parçasına resmedilmiş. Duvar artık yok, bazı parçaları şehrin bazı yerlerinde sergileniyor ama duvarın izleri her yerde. Silinmeleri için bir kaç nesil geçmesi gerek.

 
Check Point Charlie

Soğuk savaş döneminin simgelerinden Charlie Nizamiyesi ya da Checkpoint Charlie, doğu ve batı arasında duvar çekilmişken kullanılan üç  kapıdan birisi, şimdi yerinde bir kopyası duruyor, orada bekleyen üniformalı adamlarla fotoğraf ektiriyor turistler, nostaljik bir durum söz konusu, benim ilgimi ise fotoğraf çektirirken kullandıkları şapkalar daha çok çekti, klasik rus askeri şapkaları dışında yeşil nefteli Pogranvoiska (Sınır birlikleri) şapkaları çekti. Neyse yolculuğumuz devam ediyor, Charlie Nizamiyesi, kontrol noktası ya da adına her ne derseniz deyin, oradan Friedrichstrasse boyunca yürüyoruz amacımız Brandenburg kapısına ulaşmak. Avrupa’da bir yerlerde yürürken dikkatli olmak gerek.

 

Davicso Asriel - Stolperstein

Burada cadde boyunca yürürken tertipli düzenli kaldırım taşları içinde parlak bir metal yüzey dikkatimi çekiyor. Yazı şöyle diyor: “Davicso Asriel burada oturdu, doğumu 1882. 25 Ocak 1942′de sınırdışı edildi, Riga’da öldürüldü.” Bu yazının olduğu metal plaka oldukça lüks bir mağazanın önündeki kaldırımda yer alıyor. Berlin’de bunlardan çok var, ismi Stolperstein (takılma, sendeleme taşı) aslında yaptığı da tam olarak bu, duygusal olarak sendeliyorsunuz. Bir zamanlar burada Davicso Asriel’in evi varmış, Asriel kürk tüccarıymış, Berlin  Türk-Yahudi cemiyetinin eski başkanıymış, apar topar evinden koparılıp kilometrelerce uzakta öldürülen 6 milyon yahudiyle aynı kaderi paylaşıyor. Bunu yolda yürürken gırtlağınıza çaktığı için sendeletiyor sizi bu taş. Bu ve benzeri taşlar Günter Demnig isimli bir sanatçının projesi konuyla ilgili şurada bir haber var.
 

Brandenburger Tor - Protesters

Yolun sonu beni Brandenburger Tor’a (Brandenburg kapısı) getiriyor, burası Berlin’in en sevdiğim yerlerinden birisi, Tripadvisor’da burası ile ilgili yorum yapanlar “Hayal kırıklığına uğradık, alt tarafı bir kapı!” mealli şeyler yazmışlar, evet alt tarafı bir kapı ama bence üst tarafı da bir kapı. Yani beklentilerinizi insancıl boyutlarda tutar ve Brandenburg kapısından başka galaksilere portal açmasını beklemezseniz aradığınızdan çok fazlasını sunacaktır size. Burada geçirdiğim 2 saat zarfında mükemmel bir techno-trance müzik eşliğinde Tacheles sanat evi’nin boşaltılması kararını protesto eden insanları, inanılmaz bir dans gösterisini, gitar eşliğinde kendi bestelerini çalan bir müzisyeni, Darth Vader’ı ve Doğu Alman sınır polislerini izleme fırsatım oldu. Bir saniye sıkılmak mümkün değil.
 

Memorial to the Murdered Jews of Europe

 
 Kapıdan geçip sola doğru 200 metre kadar yürürseniz karşınıza Avrupa’nın katledilen yahudileri için yapılan anıt çıkacaktır. Burası değişik boyutlarda ve yüksekliklerde 2711 adet beton stelden oluşan bir anıt, topoğrafyası da bir labirent oluşturuyor. Yeraltında da yukarıdaki topoğrafyanın izlerinin devam ettiği bir müze var. Anıtın karmaşık ve ilginç bir hikayesi var yukarıdaki wikipedia linkinden okuyabilirsiniz. Müze ise insanı derinden sarsacak şeylerle dolu.
 

Portraits - Etty Hillesum

 Müze içerisinde Nazi vahşetinin kurbanları olan milyonlarca insanın arasından Etty Hillesum gibi günlükler tutanların hikayelerini ve sistematik yoketmenin dehşetini okuyabiliyorsunuz. Burası yüreğinizi burkacak ama buna benzer olayların bir daha olmaması için insanların bütün gerçekleri öğrenmesi gerek. Herkes kendi şeytanlarıyla yüzleşmeli.

Bride of Kyme

 Buradan yolumuz Bergama Müzesi’ne düşecek, orada Bergama, Milet, Yazılıkaya, Babil gibi yerlerden Berlin’e gelmiş bir çok eseri göreceksiniz, içiniz burkulacak, size tavsiyem önce müzeyi gezip sonra ASISI panoraması’nı gezmeniz o zaman çok daha etkileneceksiniz. Müzede bir çok şaheser var ancak beni en çok etkileyenlerden birisi yukarıdaki gelin heykelciği. Bu heykel İzmir – Aliağa antik Kyme kentinden buraya gelmiş. Daha önce iş gereği defalarca dolaştığım Kyme’den bir eseri burada görmek ilginç.

Son olarak uzun bir yürüyüşle Bundestag’a geliyoruz, buradan en yakındaki birahaneye ulaşıp weizbier gezegenine ışınlanmadan önce parkta devasa baloncuklar yapan adamcağızı huzurla seyrediyorum.

 

Bubblemaker

 

 dev baloncuklar havada süzülüyor, yorgunluk yerini huzura bırakıyor.
 
Berlin’e gelin gerçekten insanı sarsan bir şehir burası.
 
Namaste,
 
PS: Fotoğrafları farklı bir linkte açarak büyük hallerini de görebilirsiniz.
PPS: Arkadaşlarımı arayamadım, kızmasınlar bir dahaki sefere daha uzun geleceğim o zaman ararım :)

Masters of Disguise – Gizlenme Ustaları

By , March 22, 2012 5:46 pm

Uzunca bir kış dönemini geride bıraktık, işlerden ve hayat gailesinden uzun süre bloga el süremedim. Bu gün nedense iki satır da olsa yazmak geldi içimden, kısa yazılarda olduğu gibi fotoğrafların altına yazmak istedim düşüncelerimi. Lembeh mucizevi bir yer macro fotoğrafçılıktan hoşlananlar için. Zaten Endonezya dalış denilince akla ilk gelen yerlerden bir işte Lembeh de macro fotoğrafçılık ve Muck Diving yani siyah volkanik kum üzerinde gizli canlıları aramak anlamına gelen çamur dalışları için ideal bir mekan. Çamur dalışı denilince doğrudan çamura dalmıyoruz tabii ancak görüş genellikle kısıtlı.

Lembeh Sulawesi adasının kuzeyinde küçük bir adacık, bu adacık ile daha büyük olan Sulawesi adası arasında kalan geçide de Lembeh Boğazı deniliyor, her zaman korunaklı ve her mevsim dalışa elverişli bir yer olan Lembeh, akıntıların taşıdığı besin maddeleri dolayısıyla çok çok zengin bir canlı çeşitliliğine sahip. Bu günkü yazının fotoğrafları da değişik boyutlarda 2 farklı yengeç türüne ait. Hazırsanız ilk konuğumuz:

Xenia Swimming Crab - Caphyra sp.

Xenia Yüzücü yengeci (Caphyra sp.) üzerinde bulunduğu yumuşak mercanın renkleriyle ve desenleriyle neredeyse aynı olduğundan ilk başta onu bulmanız çok zor. Ancak bu bölgedeki rehberlerin inanılmaz keskin gözleri ve canlı davranışları konusunda geniş bilgileri var. Elleriyle koymuş gibi buluyorlar. Bu fotoğrafta sağ tarafta kalan flaşı özellikle düşük güçte kullandım bu sayede hem güzel bir gölge ve karanlığa doğru vurgulanan dokuları göstermek istedim, kadrajı da mümkün mertebe aydınlık ve karanlık olarak eşit ve diagonal bölmeye çalıştım. Sonuçta çok sevdiğim bir fotoğraf çıktı ortaya.

Diğer konuğumuz biraz daha kalıplı daha irice ama yine de 5cm den büyük değil.

Decorator crab - Cycloceloma decorator

Hem saklanabilmek hem de korunabilmek için kabuğunun üstünü zehirli anemonlar, tunikatlar ve mercanlarla kaplayan bir Dekoratör yengeci o. Ayaklarını toparlayıp duruduğu zaman bir taş parçası ya da bir anemondan farkı kalmıyor. Ne olduğunu anlamak için oldukça usta gözler gerek. Bu fotoğrafta sol flaş açısını kadrajın dışına doğru ayarlayarak ve sağ flaşı tam güçte kullanarak yengeci alttan ışıklandırmayı tercih ettim, diyaframın f32 ye kısılmış olması alan derinliğini istediğim seviyede tutmak içindi. Bu sayede hem anatomik yapısını hem kabuk detaylarını hem de bulunduğu yeri doğru ışıklandırdım sanıyorum.

Dalış sezonu başlıyor, bu sene yapacağım dalışlar için şimdiden heyecanlanıyorum.

Hayatınızdan, deniz, fotoğraf ve sevdikleriniz eksik olmasın.

Namaste,

 

Geçmiş zaman olur ki

By , March 1, 2012 12:20 pm

Seçimler. Hayat boyunca hep bir şeyleri seçmek zorunda olmak hep bir tercih yapmak zorunda olmak ne acıklı. Bir şeyi seçerken başka bir şeyden vaz geçiyorsun. Aynı anda tüm ihtimallere, tüm adaylara sahip olamıyorsun. Ve dostum bu gerçekten b*ktan bir şey. Neyse 2012 başladı, bu sene şunuları bunları yapacağım, bu sene var ya süper olacak dediğim bütün hadiselerden tık çıkmaması beni üzüyor. Ailemizin genel hastalığı olan 40 ından sonra saz çalmak, ney üflemek kararım hala elimde patlamış durumda. (Ailede olumlu örnekleri var yani genetik bir sebat dirayet faktörü mevcut) Hayalini kurduğum dövmeyi hala yaptıramadım, ne zaman iş güç ya da hayat beni bunaltsa açıp baktığım deseni vücuduma nakşedecek ustayı bulamamış ve bu işe gereken zamanı ayıramamış olmam ayıplarımdan sadece birisi.

Shrimp - Bodrum - 2008

 İşte tam burada lafazanlığa bir ara verip bir fotoğraf ile yazıyı şenlendirmek zamanıdır. Öbür türlü külliyen gam kasavet üzerine yazmak hem sizleri hem de beni ziyadesiyle yorar. 2008 yılında Bodrum’da bir tatil köyünün iskelesinin altında saatler geçirmiştim. Fotoğraf o çabanın mahsulü başka bir iş (güzel bir vesile) için fotoğraf seçmeye çalışırken karşıma çıktı ve buradaki yerini aldı. İskele altları fotoğraf çekmek için son derece verimlidir, yeterince sabırlı ve dikkatliyseniz tabii. Fotoğrafın çekim değerleri F22 1/200 @ISO 200 Custom White balance diye ekleyerek vazifemizi tamamlayalım.

Konumuza dönecek olursak, güzel bir iş için beş tane fotoğraf seçmem gerekecek. Şimdiden bunun sıkıntısı sardı beni. Fotoğraf demişken aşağıdaki fotoğrafı tam 19 yıl önce çekmişim.

Tanks on Novy Arbat - Moscow - 1993

Moskova’da Anayasa Krizi sırasında  2. Tamanskaya Motorize Muhafız Tümeni‘ne ait tanklar beyaz evi bombalamak üzere Novy Arbat caddesi üzerinde ilerliyorlar, tarih yanılmıyorsam 3 Ekim 1993. Fotoğraf o zaman çalıştığım binanın 22. katından pencerenin arkasına saklanarak çekildi, o zamanki kameram Zenit 12XP ve standart Helios 50mm objektif ile. Bu seride bulunan bir zırhlı personel taşıyıcı (BTR) üzerinde bulunan 12.7mm makineli tüfek daha sonra bulunduğum yere ateş açtığı için kaçmıştım ama bu bambaşka bir hikayedir tabii. Bu fotoğraf evdeki eski fotoğrafları karıştırırken elime geçti.

Artık ne o eski Zenit var ne de Novy Arbat’ın o eski güzelliği. Konudan konuya zıplıyorum ama eski fotoğraflarımı bir şekilde bulup toparlamam gerek içlerinde çok özel olanlar var. Ve evet güzel bir iş için 5 tane sualtı fotoğrafı seçmeliyim arşivimden.

Şimdiden onun sıkıntısı beni sardı.

Namaste.

 

PS: Fotoğraflar iyi veya kötü zamanın tanığıdırlar onlara hakettikleri değeri vermek gerek.

 

 

Hypselodoris infucata

By , February 9, 2012 2:47 pm
Hypselodoris infucata _ Lembeh Indonesia
 
Hızla ilerleyen 2012 senesinin Şubat ayı içerisinde eski fotoğrafları karıştırıp tür tespitleri için debelenirken bu fotoğraf karşıma çıktı. En son Endonezya – Lembeh seyahatinin deniz tavşanlarından birisi. Hypselodoris infucata dorid ailesinden bir deniz tavşanı ve Lessepsiyan göç sayesinde artık bizim sularımızda ve Kıbrıs‘ta da da bulunmakta. İlk başta bu türe çok benzeyen Hypselodoris festiva ile karıştıdığım bu dünya güzeli, festiva’nın Japonya’ya özgü endemik bir tür olmasından dolayı infucata olarak düzeltildi.
 
Diğer bazı nudibranchlerde olduğu gibi bu cicilerin de ilginç kimyasal savunma mekanizmaları var şöyle ki besinleri yoluyla aldıkları zehirli kimyasalları (nakafuran 8 ve 9 gibi) deri ve mucus taakalarında biriktirerek balıklardan korunuyorlar. Sualtı enteresan bir yer her canlının kendine özgü bir hayatta kalma stratejisi var.
 
Son olarak fotoğraf bilgilerini vereyim:
 
f29 1/200 @ISO 200
 
Namaste,
 
 

Bilim

By , January 18, 2012 11:51 am

Sualtı fotoğraflarının kullanılması ve fotoğrafçının emeğinin karşılığı ile ilgili Tony Wu’nun şurada güzel bir yazısı vardı hatta başka fotoğrafçılar tarafından başka dillere de çevirisi yapılmıştı. Profesyonel fotoğrafçı denilen ve hayatını bu işten kazanan insanların karşılaştığı en önemli sorunlardan birisidir bu. Basit bir fotoğraf karesi gibi görünen bir eserin (eser diyorum farkındaysanız) fotoğrafçıya olan maliyeti konusunda bir fikriniz olmayabilir. Olmak zorunda da değil ancak bir fotoğrafı ticari bir üründe kullanmak size gelir kazandıracaksa bu fotoğrafın kullanım bedeli asla bedava olamaz olmamalıdır.

 

Thunnus thynnus - Blue fin tuna

 
Bunun bir çok sebebi var ama ilk akla gelenler fotoğraf için yaptığımız ekipman yatırımı, o fotoğrafı çekmek için yapılan çalışma, okuma, öğrenme sürecinin maliyeti, fotoğrafın çekildiği yere yapılan seyahat ve yapılan dalışların maliyeti ve hepsinden önemlisi fotoğrafçının emeği söz konusu. Dünyanın öbür ucuna saatler bazen günler süren ve oldukça maliyetli seyahatler yapıp suyun metrelerce altında bazı durumlarda saatler süren çalışma sonucu çektiğiniz, çekebilmek için binlerce dolar ekipman yatırımı yaptığınız bir fotoğrafın birileri tarafından bedava kullanılmak istenmesi ya da bir adım ileri giderek utanmazca kullanılması insanı üzüyor.
 

Thaumoctopus mimicus - The mimic octopus - Indonesia

 Bu bilimsel yayın ya da doğa koruma – konservasyon organizasyonları için geçerli değil elbette ancak geri kalanlar için durum budur.

Dün Barcelona Üniversitesi’nden gelen bir fotoğraf talebi üzerine aklıma geliverdi bu okuduklarınız. Büyük predatörlerin trace elementler kullanılarak takip edilmesi ile ilgili bir makale için bir fotoğrafımı kullanmak istemişler, mutluluk duydum.

Namaste, 

2011

By , December 26, 2011 11:40 am

2011 hayatımda en az sevdiğim sene oldu, pek çok sevdiğimi 2011 de kaybettim, kaybediyorum. Bu nedenledir ki bir an önce bitmesini istiyorum bu annus horribilis‘in.

Yine de gelecek olan yeni yıla yüzümüzde bir gülümsemeyle girebilmek için şuracığa yukarıya en son yaptığım sualtı sunumunda gösterdiğim kısacık bir sualtı filmini koyuyorum. Maldivler, Endonezya, Güney Kızıldeniz ve İzmir’de çekilen görüntülerin kısacık bir kolajı.

Yeni yıl hepinize ve hepimize sağlık ve mutluluk getirsin.

Namaste,

Merhaba Dünya! Merhaba Dünyalı! Ölmen gerek!

By , November 24, 2011 2:42 pm

Sahi merhaba, yazdığım son yazının üzerinden çok uzun zaman geçmiş, seni bu kadar ihmal etmek istemezdim ama şartlar böyle gerektirdi. Şimdi anlatınca bana hak vereceğini biliyorum. Hoş hak vermesen de geçmişi değiştirmenin mümkün olmadığının da farkındayım, farkındayız. 2011 açık ara 45 küsur yıllık hayatımın en acımasız senesi olmaya devam ediyor, az kaldı, gidiyor yavaş yavaş ama gerçeği söylemem gerekirse bayıltıp gidiyor.

Uzun zamandır yazamamışım, iş güç de biraz fazlaydı tabii o da sebep ama daha çok sevdiklerimizin sorunları ve hayatı taksim etmenin dayanılmaz hafifliği yüzünden bunlar. Kanser çok acımasız, çok sinsi bir hastalık, bilmezdim bu yaşa kadar 2011 senesinde anladım. Neyse amacım içinizi karartmak değil, uzun süre yazmadım neler olup bittiğini, nelerin olmakta olduğunu nelerin planlandığını anlatmak istiyorum size. Bu sene çok yolculuk yaptım, uzun yolculuklardı çoğu, 15 sene sonra hayatımın uzunca bir dönemini geçirdiğim Moskova’ya gittim mesela, dibim düştü tanıyamadım. Bir kaç hafta sonra tekrar gideceğim ve bu sefer fotoğraf makinem de yanımda olacak. Kısa bir Amerika seyahati yaptım, eğlenceliydi kısmet olursa 2012 yazına da planlar yapıyoruz. Endonezya Lembeh seyahatim bu güne kadar yaptığım en iyi seyahatti.

 

Let the good times roll

Şuracıkta bir dalış sonrası çekilmiş “Aman sabahlar olmasın güneşler doğmasın!!11″ temalı bir otoportrem var. Laf aramızda bunu bir Gopro kamerayla çektim, süper ufak, süper yetenekli bu kameranın küçük bir kusuru var, sualtında net çekim yapamıyor, önündeki mini dome port yüzünden. Şu aralar procelerim arasında Gopro kamerama bir custom flat port yapmak var. Malzemelerim hazır ilk zaman bulduğumda yapacağım. Neyse evet, Lembeh dedik aklımın şakülü kaydı bir anda. Bu snenin güzel haberlerinden birisi de Brezilya’da yayınlanan Mergulho isimli bir sualtı-dalış dergisinin her ay bir türk sualtı fotoğrafçısının yazı ve fotoğraflarına yer verecek olması. Sevgili Berrin Osmanağaoğlu ve Denizi Seviyorum Proje Grubu’nun bir çalışması bu bir aksilik olmazsa benim de yazı ve fotoğraflarım yer alacak.

Evet devam edelim hikayeyi nakletmeye, uzun zamandır yazmaya ara vermiştim, hızlı bir geri dönüş yaptım, kafamdaki öyküleri yazmaya koyuldum, bakalım sonunda ortaya ne çıkacak? Bir taraftan fazla kişisel olmasından korkuyorum bir taraftan öyle komik detaylar var ki susamıyorum bir türlü. Bu arada antrenmanlarımız hızla devam ediyor, kişisel başarılarımız arasında doğru düzgün Ura mawash geri’ler, Ushiro ura mawashi geri’ler var artık. Kızımın yaptığı Ashi barai, mawashi geri kombinelerini de tarifsiz bir gururla izliyorum.  Şimdi şuracığa bir Lembeh fotoğrafı atayım da şenlensin ortalık birazcık. Bu arkadaşlar Risbescia tyroni isimli deniz tavşanları, nudibranch’ler. Fotoğrafta sosyalleşiyorlar.

Risbescia tyroni - Lembeh - Indonesia

Bu blogu daha önce okuduysanız bilirsiniz muhtemelen, bu canlılar benim kişisel takıntılarımın baş aktör ve aktrisleri. Onları izlemeyi, fotoğraflamayı, araştırmayı ve haklarında yeni şeyler öğrenmeyi çok seviyorum. Kimyasal savaş yeteneklerinden değişik yaşama becerileri ve fizyonomilerine kadar bir çok farklı özellikleriyle ilgiyi sonuna kadar hakediyorlar.

Neyse biz konumuza dönelim tekrar, Gopro demiştim ya, şimdi o kameraya elimde bulunan Motormarine II ve Nikonos sistemlerden kalma macro lensleri falan takmayı da deneyeceğim. Neden mi? Beyin bedava da ondan. Tam da sistem açısından tüm eksikliklerimi gidermiş yeni YS110 a flaşlarımla sualtında fırtına gibi esmeye hazırlanırken bilin bakalım ne oldu? Sea & Sea %25 daha fazla güç üreten ve %20 daha küçük ebatlarda yeni bir flaş piyasaya sürdü. Yapılır mı şimdi bu? Neyse video sistemim için bu sene aldığım 2 Ikelite Fener hala canavar ve hala rakipsiz.

Nudibranch demiştik ya, çıplak solungaçlı demek, bu canlıların arka kısmında görünen tentakül benzeri uzantılar solungaçları, o solungaçlar vasıtasıyla sudan oksijen alıyorlar ve tehlike algılanınca onları kabuklarının içine çekiyorlar. Bir kısmı zehirli alg ve yosunlarla besleniyor, o canlıların zehirini kendi savunmaları için kullanırken bünyelerindeki klorofili de fotosentez yapmak için biriktiriyorlar. Süper verimli ve gelişmiş canlılar yani. Büyüklükleri de bir kaç milimetre ile 40cm arası değişiyor türlerine göre. Yeni bir tür tespit etmek de hala mümkün küçük oldukları için kim istemez mesela kendi ismiyle anılan bir deniz tavşanı bulmayı? Ben isterdim en azından. Evet neyse, konumuza devam edelim. Yazıyorum demiştim ya, hayatımızın son 20 senesinden minik öyküler var yaz yaz bitmiyor. Bir türlü tam olarak kurgulayamadım ama yapacağım azimliyim. Uzun zamandır dalış yapmıyorum, sezon ve sene toplam 26 dalışla bitti.

Yeni sezon ve seneden beklentilerimiz büyük planlarımın içerisinde 10 kilo vermek de var. Hepimize daha güzel bir sene diliyorum ne olur ne olmaz belki başka yazı olmaz bu sene.

Namaste,

Lüfer Hatırası

By , October 17, 2011 9:51 am

Haftasonu oldukça hareketli geçti, Istanbul hudutları içerisinde “Nereden baksan 50000 fersah” kıvamında bir gündü benim için. Her haftasonu gerçekleşen rutin işlerimin dışında bir de bayram kutlaması vardı. Lüfer Bayramı, yıllar yılı sofralarımızın süsü olan Lüfer balığının avlanma boyunun 14cm den 20cm ye çıkarılması ile neticelenen uzun Istanbul Lüfer’e Hasret Kalmasın Kampanyası sonucunda kazanılmış bir bayram.

Lüfer o kadar güzel bir balıktır ki hem avlaması hem yemesi bu kadar zevkli olan balık neredeyse az bulunur. Istanbullu bilir Lüfer’in nasıl avlanacağını ve tadını, bundan bir kaç yıl önce Ekşi Sözlük bünyesinde Çocukken Lüfer Tarafından Isırılmak diye bir başlık görmüş tüm. Daha sonra bu konuyu Kıpırdama Çekiyorum‘da da ele almıştım. Lüfer çocukluğumuzun bir parçası ve bilinçsiz avlanma, çevre kirliliği ve sanayileşme yüzünden soyu tükeniyor.

Lüfer Bayramı - Bluefish Holiday - 15.10.2011

Lüfer Bayramı oldukça başarılı oldu diyebilirim. Bu bayram kapsamında Istanbul’un eski efendileri eski avları ve balıkları anlattılar, çocuklar lüfer resimleri çizdiler ve boğazın en baba lüferi’ni avlamak için bir yarışma yapıldı. Fındıklı parkı sahilinde yapılan yarışmaya basının da ilgisi büyüktü. Tabii balık avı yarışması aslında sembolik bir olaydı, azıcık balıktan ve balıkçılıktan anlayan herkes bu mevsimde balığın kanal suyu denilen boğazın akıntılarının karıştığı derin sularda olduğunu ve kıyıdan lüfer tutmak için henüz erken olduğunu bilir.

Boğazın En Baba Lüferi Yarışması

Ancak, amaç gerçekten balık avlamak değil Lüfer’e ve onun soyunun tükenmekte olduğuna dikkat çekmekti. Bu sırada bir gün önce gırgır teknesiyle yakaladığı kocaman kofana’yı yarışmaya sunan gırgır teknesi sahibi dostumuz da feveran etmesine rağmen haksızdı. Amaç gırgırcıları engelleyip avı yasaklamak değil, bilimsel araştırmalar sonucu üreme boyu 24cm olan Lüferin daha yumurta dökmeden avlanarak soyunun kurutulmasını engellemek, insanları bilinçlendirmek.

Bu kapsamda yolu bir şekilde denizle kesişen herkesin olduğu gibi internet üzerinde deniz ve balık sevdalılarının oluşturduğu deniz sözlük tarafından bir Lüfer Hatırası programı organize edildi, çok sanatkar bir grafikerin tasarladığı nostaljik bir lüfer hatırası panosu önünde insanlar gelecek nesillere kalacak hatıra fotoğrafları çektirdiler. Lüfer sadece fotoğraflarda ve hatıralarda kalmasın diye avlanma boyunun balığın üreme sınırına çekilmesi gerektiğinden söz ettiler. Bir çok genç insan buz gibi soğuğa ve yağan yağmura rağmen lüferin yanında olmak için oradaydılar.

Lüfer Hatırası – Deniz Sözlük

Sonunda Lüfer Hatırası’etkinliği ve Lüfer Bayramı amacına ulaştı, ana haber bültenlerinde bir süre de olsa insanlara gereken mesaj ulaştırıldı.

Bu arada şunun da belirtilmesinde fayda var, balığın ölçümü kuyruk yayının ortasından yapılmalı, en uzun kuyruk ışınının ucundan başının sonuna kadar değil.

Eğer başarılı olursak artık balıkçı tezgahlarında defne yaprağı, çinekop, sarıkanat göremeyeceksiniz. Sadece Lüfer ve Kofana olacak olması gerektiği gibi.

Sonuçta bu etkinliği düzenleyen Fikir Sahibi Damaklar’a ve Deniz Sözlük oluşumuna çok teşekkür ediyorum.

Darısı, Orfoz’un Orkinos’un başına.

Namaste,

Bir Macro Müptelasının İtirafları

By , October 5, 2011 3:48 pm

Bu gün yazmak istemiyorum, bir kaç fotoğraf karesi koyup gideceğim. Bir nevi “Bir arkadaşa bakıp çıkacağım” durumu yani. Aslında yazmak istiyorum da nedense gücüm yok kusuruma bakmayın. Hayat bu aralar çok dinamik, yetişme çabam sürüyor, durmayalım düşeriz modunda kürek çekmeye devam ediyorum.

Hermit Crab - Lembeh - Indonesia

 

Keşiş yengeçlerini seviyorum, gerçi bütün canlılar sualtında ekmeğinin peşinde ama keşiş yengeçleri daha bir kalender daha bir gün görmüş hayvanlar. Zaten bu evrim dedikleri acımasız süreçten çıkıp varlığını sürdürebilmek için bütün canlılar seksen takla atıyor.

Denizatı - Hippocampus hystrix - Lembeh

Evet, deniz atları da var mesela onlar da çok güzel canlılar, çok da kırılganlar. Bu hayvanları doğru düzgün fotoğraflamak çok zor mutlaka son dakikada kadrajı, kompozisyonu bozacak bir numara yaparlar bunlar. İlk Lembeh seyahatimde görmek istediğim yaratıklar listesi’nin (wishlist) en tepesinde denizatları vardı. Seyahatin 2. günü toplam 7. dalıştan sonra artık deniz atlarına dönüp bakmaz olmuştum. Her yerde envai çeşit deniz atı vardı.

Pigme Sübye - Pigmy cuttlefish - Lembeh

Fotoğraf sandığını deşelerken bir yandan yazıyorum, kusura bakmayın sakın. Mesela şu üstteki pigme sübye, çok oyuncu bir kardeşimiz 3cm ya vardır ya yoktur boyu. Şimdi bu arkadaş, bu karede örneğin, “Gelme, gelme fena yaparım, gelme dedim bak!” hareketini yapıyor. Tentaküllerin biri göğü biri yeri gösteriyor “Kako i na nebu tako i na zemlji” diyor gibi gibi. Ama RAW çekmenin önemini de anlatıyor aslında, bu fotoğrafı aslında eksik pozlamışım, 1EV kadar düzelttim RAW’dan çevrirken, JPG çeksek bu imkan olamazdı oysa ki.

Juvenile Boxfish - Lembeh - Indonesia

Sonra photoshop bilmek de önemli tabii, misal yukarıdaki fotoğrafta çok küçük ama fotoğrafın kalitesini bana göre olumlu etkileyen bir müdahale var. Sualtı fotoğrafçılığı’nın duayenlerinden Cathy Church sayesinde öğrendiğim bu ufak numara gerçekten çok işe yarıyor. Oldukça da basit tüm fotoğrafa az miktarda Filters > Noise > Dust and Scratches uygulayıp daha sonra History Brush ile sadece konuyu silerek eski haline getiriyoruz, sonra da istediğiniz yöntemle sharpening uyguluyoruz ve hop! Konu arka plandan soyutlanıyor.  Fotoğraf çekip de Photoshop ya da benzeri görüntü işleme programlarını dışlamak malesef imkansız.

Ghost shrimp - Pliopontoni furtiva - Lembeh

Yukarıdaki fotoğrafta görülen karides bir hayalet karides, ghost shrimp, Pliopontoni furtiva, bunlar genellikle bir tür anemonun içerisinde ve çift olarak yaşıyorlar, tehlike geldiği zaman anemonun ağzının içine yerleşiyorlar. İlk gördüğümde anemon karidesi öğle yemeği olarak seçti sanmıştım ama commensal hayatın bir aksiyonuymuş bu. Neredeyse şeffaf olan gövdesi yüzünden düzgün ışıklandırmak kolay değil, kayıtlara geçsin istedim. Yani hayvanı buldun, çök deklanşöre çat, çat, çat değil bu iş. Konuyu bul, yüzerliğini, havanı idare et, güvenlği elden bırakma, konuyu taciz etme, gereğinden fazla oyalanma, adam gibi fotoğraflar çekmeye çalış gerçekten zor zenaat.

Saron shrimp - Lembeh - Indonesia

Son konuğumuz ve kapanışı yapacak olan güzelimiz Saron karidesi, Saron marmoratus, uzun süredir istek listemde olan bir canlıydı, onunla da tanışmak kısmet oldu. Mutluyum. Bu arada şunu farkettim, Macro ve özellikle Lembeh alışkanlık yapmış bende. Dalış düşününce aklıma ilk gelen şey macro fotoğraf çekmek oluyor.
Tedavi falan mı olsam ne?
Namaste,

Panorama Theme by Themocracy